• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 14 °C
  • Diyarbakır 14 °C
  • Ankara 11 °C
  • İzmir 15 °C
  • Berlin 10 °C

Dış politikada başarı hikâyesi!

Ali Bulaç

Havuz medyası, iç kamuoyuna pompaladığı palavralarla dış politikadaki acıklı, utanç verici durumu “büyük hamle, başarı hikâyesi” diye satıyor. Evet, bu bir başarı hikâyesidir. Ama bilerek veya bilmeyerek emellerine hizmet ettiğimiz İsrail’in başarı hikâyesidir.

Türkiye, İsrail ve Rusya ile ilişkilerini düzeltiyor. Mısır ve Suriye’nin de sıraya girdiği artık sır değil. Mısır’la karşılıklı açıklamaların yapılacağı noktaya gelinmek üzere, Suriye ile de görüşmeler devam ediyor. Diğer bölge ülkeleriyle olan ilişkiler de bunu takip edecek.

Türkiye’nin son senelerde tutturduğu dış politikanın yürümeyeceği belliydi. 2003-2011 arası “iyi dönem”, politika yapıcılarının ne stratejileriydi ne samimi niyetleriydi; onlar sadece uygulayıcıydı. Bu dönemin yol haritasını ABD ve AB çizmişti. Cömertçe verilen diplomatik, politik ve mali desteğin karşılığında a) İsrail’in güvenliğine halel gelmeyecek; b) İran’ın yükselişi durdurulacak, Suriye İran’dan koparılacak, ret cephesinden çıkarılacak; c) Petrol akışı ve nakil hatları güvende olacak; d) “Protestanlaştırılmış İslam projesi” çerçevesinde sahici İslamcı grupların önü kesilecek; e) Yerine göre “yumuşak” veya “sert güç” kullanılarak BOP belli bir program dahilinde hayata geçirilecekti.

İlk günden buna muhalefet ettim, bizim farklı bir bölge idealimiz ve stratejimiz olması gerektiğini yazdım, anlatmaya çalıştım.

2011’e gelindiğinde zamirde olanların zahire vurmasıyla her şey altüst oldu. Zamirde olana göre, sponsor Batı’ya “köprüyü geçinceye kadar dayı” denecek, fırsatını bulduğunda “stratejik derinlik”in anahtar terimi olan “merkez” kavramına geçilecekti. Bir başka yazıda “merkez” fikrinin Türkiye’yi nasıl bölgesel ve küresel sürecin en kenarına iten sakim ve akim bir doktrin olduğunu göstermeye çalışacağım. Şimdilik diyeceğimiz şu ki, Batı’nın talim ettikleri dışına çıkmayı deneyen Türkiye’nin dış politika yapıcıları tamamıyla eksik gözlemlere, yanlış bilgilere, temelsiz kanaatlere ve özünde emperyal(ist) emellere dayalı bir perspektiften hareketle bölge üzerinde yeniden 400 sene sürecek yeni bir Osmanlı tahakkümü ve hegemonyası kurma teşebbüsüne giriştiler. Üçüncü köprüye “Yavuz Sultan Selim” adını koyduklarında Türkiye’nin tıpkı 16. yüzyıldaki gibi İran’ı bir çırpıda bertaraf edeceğini, Kürtlerin onlara kapılarını açarak Suriye ve Mısır’a kolayca uzanıp yeniden hilafet unvanını kuşanacaklarını hayal ettiler. Sponsorları Amerika ve Avrupa’yı aptal yerine koydular, ellerindeki tabancayla kıtalar arası füzelere karşı koymaya kalkıştılar.

Hayal ile gerçeklik arasında gidip gelen bölge politikası tam bir fiyasko ile sonuçlandı. En yıkıcı zararı Suriye ve Mısır’a çıktı. Suriye yerle bir oldu, milyonlarca masum insan perperişan çil yavrusu gibi etrafa dağıldı. IŞİD Türkiye’yi rahat bir güzergâh olarak kullanırken, şimdi Türkiye’yi hedef ülke seçti. Kürt koridoru oluştu. Suudi Arabistan ve Körfez’in sıcak parasıyla ayakta duruyoruz ama ne Suudilerin güvenini kazandık ne İran’ın itimadına layık olduk. ABD tarafından istiskal ediliyoruz; mülteci riski olmasa hiçbir AB ülkesi bizimle aynı fotoğrafta yer almak istemiyor.

Rusya ile bozulan ilişkiler öylesine pahalıya patladı ki, sonunda özür dileyerek Putin’in kapısını çalmak zorunda kaldık. Rusya, sonunda Esed’i ve kendi Suriye politikasını ön şart sürerek Türkiye’nin özrünü kabul etti. İsrail’le zaten ticari ve askeri ilişkiler en üst seviyede ve en geniş kapsamda sürüyordu, şimdi iç kamuoyuna satacak malzeme kalmadığından Mavi Marmara şehitleri hiçe sayılarak İsrail’le tarihi bir anlaşmanın altına imza atıldı. Şehitlerin kanını akıtan askerler yargılanmayacak, bütün fatura İHH’ya çıkarılacak. Üstelik İsrail’in Gazze üzerindeki hakları ve ablukası Türkiye tarafından tanınıyor. Dahası Gazze’ye “İsrailli otoritelerden izin alınarak” yardım götürülecek. Türkiye’nin desteğiyle İsrail, OECD’de yer edindiği gibi NATO’da da yerini almış olacak. Hâsılı BOP işliyor, İsrail altın çağını yaşıyor. Kürtlerle kavga ede ede Kürt devletine harç taşınıyor.

Havuz medyası, iç kamuoyuna pompaladığı palavralarla bütün bu acıklı, utanç verici durumu “büyük hamle, başarı hikâyesi” diye iç kamuoyuna satıyor.

Evet, bu bir başarı hikâyesidir. Ama bilerek veya bilmeyerek emellerine hizmet ettiğimiz İsrail’in, bölgesel ve küresel güçlerin başarı hikâyesidir.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89