• BIST 89.695
  • Altın 145,860
  • Dolar 3,6136
  • Euro 3,9258
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır 5 °C
  • Ankara -5 °C
  • İzmir 6 °C
  • Berlin 3 °C

Dış mihraklar işbaşında

Murat Belge

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch’in, Türkiye’nin kredi notu görünümünü ‘pozitif’ten ‘durağan’a revize etmesinin ardından, ekonomi kurmaylarının açıklamalarını okuduğumda ilk aklıma gelen, ‘benim çocuğum çok çalışkan ama öğretmen düşük not vermiş’ diye sızlanan bir velinin görüntüsü oldu.

Öyle ya... Kamu borcu 15 trilyon doların üzerindeki ABD, bütçe açığını 1,2 trilyon dolar azaltmak için uzlaşmanın yollarını ararken, Avrupa Birliği dağılma, avro tarihe karışma endişesi taşırken, Türkiye’nin sorunsuz kamu kesimi, rekortmen büyüme ve ihracat rakamları, tek haneli enflasyon, işsizlik ve faizleri varken, notunu kırmak da neyin nesiydi?

Krize rağmen destansı bir ekonomik performans sergileyip, sonunda ise ‘yüz beklerken sınıfta çakan öğrenci’ şaşkınlığında kalakalan Türkiye, çevre ülkelerle kıyaslandığında çok da haksız sayılmazdı aslında...

Kökü dışarıda

Çünkü İrlanda, Macaristan ve Romanya’nın –bir iki gün öncesine kadar da Portekiz’in– kredi notu Türkiye’den daha yüksekti ama gelin görün ki ne kamu borcu, ne de büyüme rakamları Türkiye’nin yanına yaklaşabiliyordu... Avrupa’nın müflis ülkelerinin kredisinin, ekonomik başarı abidesi Türkiye’den daha yüksek olması, ‘bu işin içinde bir bit yeniği var’ diyenlerin sayısını da arttırdı doğal olarak...

Türkiye açısından kredi kuruluşlarına olan güveni sarsan ikinci bir husus ise not indiriminin gerekçesi oldu. Kısaca cari açık ve enflasyondaki yükselişi gerekçe göstererek not indirimine giden Fitch’e bu noktada yönelen eleştiriler ise öncelikle küresel kriz sonucu enflasyon oranlarının AB’den ABD’ye kadar zaten hedeflenenden yüksek seyrettiği üzerineydi... Cari açık konusundaki savunmanın kaynağında ise açığın kamu kaynaklı olmadığı hususu vardı.

Ayrıca, açığa yataklık edecek Avrupa’daki krizin mademki Türkiye’yi etkileme ihtimali vardı, neden Türkiye’nin notu düşerken batık ülkelerinkilere dokunulmuyordu?

Nota itiraza temel teşkil eden son husus ise komplo teorisyenlerini kıskandıracak cinsten...

‘Cumhurbaşkanı Gül’ün Londra’da büyük bir törenle karşılanması, Başbakan Erdoğan’ın Time dergisine kapak olması, Merkez Bankası’nın politika faizlerini 5,75’te sabit tutması’ Fitch’i harekete geçirmiş, tam da bu faiz kararı ertesinde yükselen Türkiye’nin önünü kesmek, ‘faiz lobisi’nin ekmeğine yağ sürmek için zaman kaybetmemiş, notumuzu indirmişti... Faizlerden beslenen lobi de bir kez daha kazanmıştı...

Hâl böyle olunca, ‘kökü dışardacılar’ tarafından kredi derecelendirme kuruluşlarının ‘dış mihrak’lar olarak nitelendirilmesine çok da şaşırmamalı.

Maziye bir bakıver...

Üstelik bu kuruluşların başta 2008 krizi olmak üzere geniş de bir sabıkası mevcut.

ABD’de Aralık 2001’de patlak veren Enron skandalında, 2002 yılında Worldcom ve 2003 yılında Parmalat gibi dev firmaların çöküşünde, kısa bir süre öncesinde bu firmalara yüksek kredi notu veren derecelendirme kuruluşlarının payı oldukça yüksek.

Yine son olarak ABD’de başlayıp tüm dünyaya yayılan finansal krizin derinleşmesinin altında yatan en büyük sebeplerden birisi de gene kredi derecelendirme kuruluşlarının dağıttığı bol keseden notlardı...

Özellikle son krizden sonra dünya ekonomisine trilyonlarca dolar zarar açan bu kurumların güvenilirliği ve denetimi üzerine ABD ve Avrupa Birliği’nde hâlâ tartışmalar ve çalışmalar sürmekte...

Bu çerçevede, yaklaşık iki hafta önce AB Komisyonu, ülke ve şirketlerin borç ödeyebilme kapasitelerini değerlendiren Standard & Poors, Moodys ve Fitch gibi kredi derecelendirme kuruluşlarının daha sıkı kurallarla çalışmaları, kendileri ve derecelendirmeyi nasıl yaptıkları konusunda daha şeffaf olmaları ve hata yaptıklarında sorumluluğu üstlenmeleri gerektiğini açıkladı.

Tam da akabinde Standard & Poors’un kazayla Fransa’nın kredi notunu düşürmesi ve daha sonra bunun teknik bir aksaklıktan kaynaklandığını açıklaması, düzenlemeler konusunda zaman kaybedilmemesi gerekliliğini de ortaya koydu. Neticede yatırımcılar, kredi derecelendirme kuruluşlarının değerlendirmeleri ışığında, borç alan ülke ve şirketlerin durumu konusunda yargıya varıyor; kredi notunun düşürülmesi, borçlanma faizinin artmasına neden oluyordu...

Öküz altında buzağı yok

Türkiye’nin hak ettiği notu alamadığı, hakkının gasp edildiği kısmen doğru olabilir. Kredi derecelendirme kuruluşlarının karanlık geçmişi de malum. Ancak kötü olan her şeyin müsebbibini dışarılarda arama geleneğimizin dünya çapında şöhreti olduğu da bir gerçek. Varsayalım ki çok da temiz bir geçmişi olmayan bu kurumlar etrafındaki tüm bu komplo teorileri, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın “Fitch’in sermaye yapısına göz atmakta fayda var. Sermaye yapısında hangi ülke ağırlıklıdır, bunu değerlendirmek gayet yararlı olacaktır” dediği ölçüde doğru olsun... Türkiye’nin karşı konulamaz yükselişi karşısında çıkarları bozulanlar atağa geçmiş olsun... Ama gene de anlamadığım bazı noktalar var...

Örneğin Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, hem “Fitch’in objektif davranmadığını” söylüyor, hem de “Türkiye’nin 84 ülkenin kredi notu düşürülürken kredi notu iki kere arttırılan tek ülke olduğu”na işaret ediyor... Not artarken “Fitch’in sermaye yapısına göz atmakta fayda var” niye demiyoruz?

Hem “Türkiye’nin cari açık riski var” diye not kıran kuruluşa, “bugün kredi derecelendirme kuruluşları yapmış olduğu değerlendirmelerde ne kadar objektifler ne kadar samimiler, bunun iyi bir şekilde sorgulanması gerekiyor” diyoruz, hem de arkasından “Türkiye’nin en önemli sorununun cari açık olduğunu” anlatmakla kalmıyoruz, “cari açık gündemde olmaktan öte ameliyat masasında” diyoruz...

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, tam on gün önce, “Şimdi dönem, ihtiyatlı olma dönemidir. Ayağını yorganına göre uzatma dönemidir. İşadamı risk almayı sever. Ama piyasalarda belirsizlik var. Onun için risk almakta dikkatli olmak gerekir” diyor, haklı diyoruz; Fitch Türkiye Genel Müdürü Ayşe Botan Berker, “not görünümünün düşürülmesinin temel nedeninin yurtdışı kaynaklı belirsizlikler” olduğunu söylüyor; ‘belirsizliklerden’ işimize geleni duyuyoruz...

Türkiye’de tasarruf oranının yüzde 12 seviyesinde olduğunu, 10-15 yıl öncesinde bu oranın yüzde 25’ler düzeyinde bulunduğunu söylemeyen kalmadı ama bunu bir de Fitch, “Türkiye’nin, düşük tasarruf oranlarına sahip olması ve önemli dengesizliklere çözüm üretmeksizin güçlü büyümeyi sağlayamayabileceği için makroekonomik performansının çok dalgalı olduğu” şeklinde söylerse suç...

Derecelendirme kuruluşları açıklama yapmadan önce kararlarını Hazine’ye ve Merkez Bankası’na bildirirler... Ama kökü dışardacılara göre Merkez Bankası’nın toplantısı sonrasında gelen açıklamanın zamanlaması manidardır...

Neyse... ‘Öküz altında buzağı aramaya’ bir son verip, ‘Fitch yine Fitch’liğini yaptı’ düzeysizliğini de bırakarak, yüksek ara malı ve enerji ithalatıyla beslenen, yenilik yerine yüksek kurlara sırtını dayamış bir ihracat, önemli ticaret partneri kriz içindeki Avrupa’ya güveniyorsa işimiz zor mu değil mi ona bakalım...

Yüzde 10’larda gezen bir tasarruf oranıyla, yüzde 10’luk rekor cari açıkla, ‘nasıl olsa gelir’ dediğimiz yabancı fonlar gelmezse ne yaparız, ona bakalım...

‘Notu düşük gelince öğretmen verdi, yüksek gelince ben aldım’ yaklaşımı öğrencilikte anlaşılabilir ancak Türkiye’ye pek yakışmıyor...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89