• BIST 82.363
  • Altın 147,310
  • Dolar 3,7689
  • Euro 4,0344
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 4 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin 0 °C

Diren Kobanê ...kim..? seninle?

Ümit Kıvanç

19 Eylül'ü 20'sine bağlayan gece, Suriye-Türkiye sınırının dibindeki Kobanê'de "İslâm Devleti"nin saldırısı sürüyor. Bu acımasız örgütün önünden kaçıp Türkiye sınırına yığılan binlerce kişiye sınır gün içinde nihayet açıldı, içeri alındılar, iyi kötü biryerlere yerleştirildiler. 20 kadar köyün aşırı zayiat vermemek için terk edildiği İD'e karşı Kobanê'de sadece YPG savaşıyor. Gece, HPG gerillalarından oluşan takviye güçler onlara katıldı. Bunun dışında da Suriye Kürtlerine yardım eden kimse yok. İD'e karşı ABD önderliğinde kurulan, resmî söyleme göre 40 devletli uluslararası koalisyon, somut adım atmak şöyle dursun, doğru dürüst açıklama bile yapmadı. Türkiye Cumhuriyeti için ise, anlaşılan, öncelik taşıyan, İD tehlikesi değil, Kürt fobisi. Öyle görünüyor ki, özellikle Rojava'daki "devrim düzeni", Ankara'nın Kürt korkusunun üzerine tüy dikiyor. Bu yüzden, başa akıl almaz belalar açabilecek "tampon bölge" fikirleriyle oynanıyor.

Yani diyebiliriz ki, Yeni Türkiye'ci cumhurbaşkanı ile Yeni Osmanlı'cı başbakanın sınır boyuna ilişkin politikası, bütünüyle "Eski Türkiye"nin o hem atgözlüklü hem kompleksli güvenlik zihniyetiyle şekillendiriliyor. Kürt fobisinin bu zihniyetin merkezî unsurlarından olduğunu hatırlatmak bile gereksiz.

Muhalefetin halindeki tuhaflıklara gelelim.

Türkiye'nin "çağdaş-laik" sıfatlarıyla tanınan kesimi için İD ile Kürtlerin savaşı zorlu bir ikilem. Bir tarafta kafa kesen köktendinciler, öbür tarafta terörist Kürtler. Hangisi? İslâmcı hükümet İD'i tuttuğuna göre, çağdaş-laik seçkinlerin onun hasmına arka çıkması gerekir. Ama çıkamıyorlar? Niye? Çünkü bunlar Kürtler! Rojava'da özerk bölgeler kurdular, tuhaf bir düzen kurdular, mazallah! Türkiye'nin Eski'si ile Yeni'si, Kürtler sözkonusu olunca bir anda biraraya geliveriyor. Eski Türkiye'yi kurtarabilecek formül var aslında: "Yesinler birbirlerini" formülü. İslâmcılarla Kürtleri birbirine kırdırmak, Kemalist için rüya gibi olurdu. Ama sanırım İD'in Misak-ı Milli sınırlarını değiştirmesini zayıf, Kürtlerin bunu yapmaya kalkmasını güçlü ihtimal görüyorlar; bu yüzden Rojava'nın ezilmesi onları huzursuz etmeyecek. "Yeni Türkiye"nin hükümetini ise ilaveten sevindirecek. Rojava ezilirse hükümet çözüm sürecinde elinin güçleneceğini varsayıyor olmalı. Bu şüpheyi yaratarak bile çözüm sürecinin manevî zeminini ve atmosferini baltalıyor. Ayrıca, uluslararası düzeyde kendi elini müthiş zayıflatacak ihtimallere kapı açıyor (bunları daha sonra konu ederiz).

Herkes Kürtlere küstü mü?

19-20 Eylül'ün, askerî ve siyasî yönleri bir yana, insanî trajedi niteliği taşıyan olayları, başka -ve belki daha vahim- musibetleri ortaya döktü. Şengal ve Ezidî soykırımının sanki bize çok uzak bir olaymış gibi yaşanmasından belki anlamalıydık. Kürtler kendi kaderlerine sahip çıkmak istedikleri için herkes onlara küsmüş sanki. Kobanê'de muhtemel bir İD zaferi halinde yaşanacak felaketin boyutlarını gözümüzün önüne getirebiliyor muyuz? Bu neden şu anda çok acil ve can yakan bir mesele değil, Türkiye'nin kendini demokratik, özgürlükçü şu bu sayan insanları için? Üstelik, herhangi bir konuda tavır almanın ön şartı sayılan, hükümeti suçlayabilecek sebepler de varken? Selahattin Demirtaş cumhurbaşkanı seçilen Tayyip Erdoğan'ı alkışladı diye mi? Nelerle neleri birbirine karıştırır olduk... Yoksa Kürtler her adımda ne yapacaklarını birilerine sormuyorlar diye mi?

Türkiye'de "Kürt siyasî hareketi"nin yaptığını ettiğini eleştirebilirsiniz; elbette her siyasî hareket gibi eleştirilecek birçok şey yapıyorlar. Fakat bu size şu anda Yeni Zelandalı bir insan hakları savunucusu için dahi gayet acil ve birincil görev olan, Kobanê ile dayanışma faaliyetinden kaçınma lüksü ve hakkı vermez. Faaliyetten, eylemden önce, varolan duygusal durumu teşhise çalışıyorum. Görebildiğim belirtiler bu teşhisin sonucunun pek hayırlı çıkmayacağını gösteriyor. Belki de "bu kadar benmerkezciliğin sonu böyle olur" demeliyiz, bilemiyorum. Daha fazlasını söylemeden susmak bu aşamada daha doğru. Susacağım ve Gezi isyanının artçı sarsıntıları sürerken, "Diren Lice, Taksim seninle!" diye sloganlar atılarak yapılan yürüyüşün anısını döndürüp duracağım zihnimde.

Teşhisim konusunda feci şekilde yanılıyor olmayı umuyorum.

(NOT: Lütfen 1991'de, Saddam'ın ordusunun önünden kaçan yüz binlerce Kürt Çukurca'ya sığındığında Enver Özkahraman'ın çektiği görüntülerden kurguladığım filmi izleyin: "Sığınmak - Çukurca 1991". Can korkusuyla her şeyini bırakıp, çoluk çocuk dağ başına kurulmuş çadırlara başını sokmak, iki lokma için hep birilerine muhtaç olmak, çok korkunç bir insanlık durumu. Hiçbir siyasî hesap, böyle durumlara kayıtsız kalmayı meşru gösteremez.)

Ümit Kıvanç'ın bu yazısı riyatabirleri sitesinden alınmıştır.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89