• BIST 90.182
  • Altın 146,281
  • Dolar 3,6195
  • Euro 3,9306
  • İstanbul 15 °C
  • Diyarbakır 15 °C
  • Ankara 13 °C
  • İzmir 16 °C
  • Berlin 21 °C

Dilsiz demokrasi

Yusuf Karataş

Demokrasi konusunda çocuklara öğretilen ilk şey, Yunanca “demos” (halk) ve “kratos” (egemenlik) sözcüklerinden türetildiği ve halkın egemenliği anlamına geldiğidir. Ama bizde öyle yürümüyor o işler. Bütün dünyaya demokrasi dersi veren “dünya lideri”miz varken, o iş halka düşer mi? Halk aylardır merakla bekliyor, acaba “demokratikleşme paketi”nden ne çıkacak, ne kadar demokratikleşeceğiz diye…Öyle bir demokratikleşme paketi ki bu; içinde ne olduğunu bilmiyoruz, ama ne olmadığını biliyoruz. Bu pakette halkın talepleri yok! Bunu biz söylemiyoruz, gidin hükümetin atadığı akil insanlara sorun. Sonra hazırladıkları raporlara bakın. Halk, önce ana dilde eğitim, genel af, TMK’nın ve seçim barajlarının kaldırılması diyor. Ama bu taleplerin pakette yer almadığını bizzat Başbakan Erdoğan söylüyor.

Şimdi tekrar soralım, acaba bu paket niye hazırlanıyordu?

Kürt sorununun çözümü için değil mi?

Hani sorunun çözümü konusunda benimsendiği söylenen o “basamak stratejisi”ne göre, “çatışmasızlık”tan sonra hükümet demokratikleşme yönünde adımlar atacak ya, paket de bunun için hazırlanıyor. Ama gelin görün ki ortada küçük bir sorun var, çünkü bu pakette ne Kürt siyasetinin, ne de Kürt halkının talepleri yer almıyor.

Kürtler ana dilde eğitim istiyor, bunun için alanlara çıkıyor, boykot yapıyor. Ama dün “Kürtçe medeniyet dili değildir” diyen Başbakan yardımcısı Arınç, yine bin dereden su getiriyor: “Diyelim ki anayasa değişti ve ana dilde eğitim mümkün hale geldi. Ana dil sadece Kürtçe mi? Başka ana diller de var. Kürtçe’yi esas alalım, bugün bu dilde eğitim yapabilecek düzeyde yetişmiş insanımız var mı? Fiziği, matematiği, coğrafyayı, siyasi ilişkileri, bir dilde okutabilecek, diploma verebilecek noktada mıyız? Bize örnek olarak sadece Kuzey Irak’taki bazı okulları gösteriyorlar. Peki çocuklarınızı oraya gönderin bakalım, orada eğitim alsınlar. ‘Hayır, göndermem’ diyorlar. Sen, benim seçmeli dersime karşı çıkıyorsun. Senin amacın üzüm yemek değil ki bağcıyı dövmek.”

Böylesine akla ziyan bir açıklamanın neresinden başlayalım?

Öncelikle Kürtler, ülkede yaşayan diğer halklardan farklı olarak bir ulus olarak varlıklarını sürdürmektedir ve dolayısıyla ana dilde eğitim hakkını tanımak, o ulusu tanımanın olmazsa olmazıdır. Bu hakkı tanımadan Kürtleri tanıdığını söylemek laf-ı güzaftır. Bunu da geçtik. Başka ana dillerinin olması, demokratik bir devletin bütün dilleri tanıyan bir yaklaşım içinde olmasını mı gerektirir, yoksa AKP Hükümetinin yaptığı gibi her fırsatta diğer dilleri Kürtçeyi yasaklamanın gerekçesi yapılmasını mı? Sonra efendim Kürtçe fizik, matematik nasıl olacakmış? Sanırsınız mübarekten ana dilde eğitim isteyenler, bir yılda üniversite diploması dağıtılmasını bekliyorlar. Oysa Artuklu Üniversitesi “Yaşayan Diller Enstitüsü Müdürü” Prof. Kadri Yıldırım, atılması gereken ilk adımın ana dilde eğitim hakkının anayasal güvenceye alınması olduğunu söylüyor. Ondan sonra ana dilde eğitimin altyapısı oluşturulacak ve birinci sınıftan başlayarak kademeli olarak ana dilde eğitime geçilecek. Ama ne diyor Arınç? “Bizi bu kadar yormayın, gidin çocuklarınızı Kuzey Irak’ta okutun!”

Bir de demokrasimizin babası, büyük liderimiz konuştu Adıyaman’dan…

12 Eylül zulmünü anlatırken “Kendi ana dilinizde kendi annenizle telefonda dahi konuşamadınız” diyor Başbakan…Yiğidi öldür ama hakkını yeme: Önce binlerce Kürt siyasetçiyi hapishanelere doldurdu, sonra onlara anneleri ile ana dilde telefonda konuşma hakkını vererek ne büyük bir demokrat olduğunu dünya aleme gösterdi!

Demokratikleşme paketimizi hazırlayanlar, Sabahattin Ali’nin o ünlü ‘Sırça Köşk” hikayesinde halkı kandırarak başa geçen kafadarlara benziyorlar. Halktan ellerindeki son koyunları aldıktan sonra artık kaybedecek şeyleri olmadığı için, korkacak bir şeylerinin de kalmadığını gören kafadarların elebaşı koyunların kellelerinin halka dağıtılması emrini verir.

Ancak kelleyi alanlar dağılmak üzereyken ellerindeki başların beyinsiz, dilsiz ve gözsüz olduğunu fark etmişler. Elebaşı hepsine tek tek cevap vermiş. “Siz beyni ne yapacaksınız?”, “dilin lüzumu yok”, “gözü nasıl kullanacağınızı bilmezsiniz.”

Sonra ne mi olmuş?

“Böyle başın da bana lüzumu yok” diyerek kelleleri sırça köşke fırlatan halk, sırça köşkü yerle bir etmiş.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89