• BIST 97.717
  • Altın 143,837
  • Dolar 3,5683
  • Euro 3,9936
  • İstanbul 14 °C
  • Diyarbakır 9 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 10 °C
  • Berlin 11 °C

Dili Sadakatle zorlamak

Hamid Omeri

Bir eserde anlatıcı sesin edebiyatın bütün inceliklerini, dünyanın önemli edebi eserlerini ve kahramanlarını neredeyse tek tek saymasını hatta bazı yönleriyle tahlile kalkmasını anlatıyı güçlü kılan bir öğe olarak görüp yazarın ve eserin hanesine bir artı değer olarak mı yazacağız yoksa okuruna biliyor olduğunu hissettirmeye çalışan bir endişeli anlatıcıdan mı konu açacağız? Eğer daha önceden İlhami Sidar okumamış olsaydım önümdeki bu metinden yola çıkarak rahatlıkla “anlaşılamama endişesi” deyip işin içinden çıkacaktım. Ancak Tehma Xweliyê romanını okumuş biri olarak yazarın son romanı Sadakat’ı kestirme bir yaklaşıma kurban etmek istemiyorum. Bu bağlamda Miran, Zişan, Rojin ve Jan’ın etrafında şekillenen kurguya daha detaylı bir gözle bakmakta fayda var.

Miran’ın bir faili meçhule kurban gitmesi, Zişan’ın ihanet ve namus ile sınanması ve çocukları Rojin ve Jan ile birlikte verdikleri hayat mücadelesi anlatılıyor romanda. Kokusu ve atmosferi itibariyle bildiğimiz ve tanıdığımız bir hikayenin içine çekiliyoruz. Bu açıdan Sadakat, herkesin herkesten çekindiği, korktuğu bir coğrafyada bir sığınak ya da güven duyulacak birilerini bulma arayışıdır da.

Sidar’ın isimler yoluyla; Miran, Zişan, Rojin ve Jan, bir coğrafyaya yaslayarak sağlam kılmaya çalıştığı zemin, söylediği her şeyi daha güzel söyleme isteğinden dolayı sarsılıyor. Bu manada İlhami Sidar’ın yeni romanında Türkçe’yi zorladığını söylemek mümkün. Dili zorlamak kimi eserlerde anlatıya yeni işlevler kazandırırken kimi zaman okur karşısında kendini kanıtlamaya çalışmaktan menkul bir dil engeline de dönüşebiliyor. Şimdiye değin beş romanı yayınlanmış tecrübeli bir yazardan bahsediyorsak eğer bu tecrübe ile daha yalın bir anlatıya yol alınması gerekir diye düşünüyorum. 

Bazı edebiyat teorisyenlerinin eserlerinin Türkçe çevirilerinde karşılaştığım bir durum var(dı). Çeviri dilini ve kullanılan bazı kelimelerin ruhunu yakalama zorluğu. Bu zorluktan dolayı yazarın ne dediğinden ziyade çevirmenin ne demek istediğine kafa yorardım. Çünkü bu haliyle okumak bir hayli zorluk çıkarıyordu. İşte Sadakat’i okurken “devini, ilenme, dalınç, istenç, kötücül, itilim, gönenme, sakıngan vb.” kelimeler beni o okuma günlerime götürdü. Bahse konu dil kullanım yaklaşımını, bir dile sadakat çerçevesinde dilin sınırlarını zorlama ya da dilin özüne sadık kalma olarak değerlendirmek açıkça ifade edecek olursam zahmetli bir çaba olur. 

İlk paragrafta erken yakalanmak istemediğim bir endişe tespitinden bahsetmiştim. Buna eserden alacağımız bir iki cümle ile yaklaşmaya çalışalım.

“Aslında daha lise ikinci sınıfta (eylül cuntasının en civcivli zamanları)  bir Milli Güvenlik dersinde asteğmen (mavi gözlü, sarışın) Türk bayrağının ölçülerini anlatırken yan sıradan kendisine “Yezidi!” (muteber aşağılama) diye takılan arkadaşına “Ermeni!”(öğretilmiş davranış) diye karşılık verdiğinde, bunu Sason’un ermeni yurdu olmasından çıkıp Miran’ın bir Ermeni dölü olduğuna yorarak, onun Ermeni bayrağı propogandası…” ve “Okul derslerinde artakalan zamanının büyük bir kısmını okumalara ayırıyordu, bununla birlikte aşk üstüne ciddi retorik geliştirebildiği söylenemezdi, bunda Shakespeare, Byron, Puşkin, Goethe gibi romantiklerle tanışmamış olmasının yanı sıra yetişme koşullarının (dağlarla izole edilmiş, tayyarenin kuş sanılarak tüfekle avlanmaya çalışıldığı, dış dünyaya kapanık bir yaban) kendi kişisel mizacının önemli bir etken olduğu söylenebilir.” “…karşı cinsle olan diyaloglarında yerini sakıngan ve sıkılgan (Jan’ın genetik şifreleri), tedirginlikleriyle karmaşaya sürüklenen bir ruh haline bırakırdı.”

Yazarın asteğmen dedikten sonra parantez içinde “mavi gözlü, sarışın” demesini, Yezidi dedikten sonra parantez içinde bunu “muteber aşağılama” olarak açıklamaya çalışmasını ya da “sakıngan ve sıkılgan”ı yeterli bulmadığından olsa gerek parantez içinde bir de karakterini tanıtmak için bunu “genetik şifreleri” diye belirtmeye çalışmasını anlatıyı daha keyifli kılma çabası olarak yorumlamak bana kalırsa edebiyata haksızlık olur. Yazar, anlatarak sahihleştirmek yerine bilgi vererek açıklamayı tercih etmiş gibi.

Sadakat konu tercihi olarak okura yapılmış güzel bir çağrı olmasına karşın kendini anlatı boyunca iyiden iyiye hissettiren iki endişeden dolayı yalınlığı ıskalayan bir roman. Yazarın anlaşılamama endişesi ve daha güzel söyleme kaygısı anlatıcının sesi yoluyla hikayenin sade akmasına çoğu zaman fırsat vermiyor. Editörün dediği gibi “Şiirli dil” demek mümkün olsa da her söyleneni daha güzel söylemek için bir süsleme gayreti demek de mümkün. İlhami Sidar’ı Kürtçesinden okumuştum ve doğrusu  Tehma Xweliyê hem dili hem de anlatısı ile Sadakat’a nazaran beni daha çok sarmıştı. Sidar’ın bugünlerde üzerinde çalıştığı yeni Kürtçe romanı Xewneke Payizê inanıyorum ki güzel “Bir Sonbahar Ruyası” olacaktır. 

Sidar, İ. (2011). Tehma Xweliyê. İstanbul:Aram
Sidar, İ. (2014). Sadakat. İstanbul: İthaki

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89