• BIST 81.835
  • Altın 146,097
  • Dolar 3,7748
  • Euro 3,9972
  • İstanbul 6 °C
  • Diyarbakır 7 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 13 °C
  • Berlin -2 °C

Dikkat, provokasyon var!

Vedat İlbeyoğlu

Müzakere süreciyle birlikte sıkça karşılaştığımız bir söylem oldu; “çözüm sürecini provoke etmek isteyen güçler...” Özellikle Hükümet tarafından dillendirilen ve farklı bir bakış açısıyla da olsa Kürt hareketinde de yansımalarını görebildiğimiz bir yaklaşım bu. AKP ile Cemaat arasındaki son tartışmalar sürerken, Gever’de üç kişinin polisçe öldürülmesi de “süreci sabote edenlerin işi” şeklinde değerlendirildi.

Gever’de ‘sürece’ provokasyon yapılmış! Peki kim bu provokatörler? Neredeler? Ve en önemlisi, bu “sabotajcılar” ile Hükümetin fikri ve zikri dünyası arasındaki mesafe o kadar açık mı acaba? Soru çok ve her biri, AKP’nin dilinde nerdeyse ‘kurumsallaştırılan’ bu provokasyon maymuncuğunun hiç de masumane olmadığına işaret ediyor.

Barış süreci başladığından bu yana Paris’te, Lice’de, Gever’de Kürtler öldürülüyor, ‘provokasyon’ niyetine! ‘Süreç’ kesintiye uğramıyor ama failler de hep ‘meçhul’ kalıyor nedense! Demek ki bu ‘provokasyon’ söylemi en başta faili buharlaştıran, meçhulleştiren boyutuyla sorgulanmalı...

Denilebilir ki; adı üzerinde, provokasyon, gizli kapaklı iş demek zaten. Hadi öyle olsun; peki failler ortadaysa, yenilen halta ‘provokasyon’ demek nasıl oluyor? Gever örneği işte. Başlangıcında gerilla mezarlığının tahribi var. Geverlilere sorun, failleri belli. (Hatta bunun öyle istisnai olmadığını, bölgede gerilla mezarlıklarına ‘resmi’ menşeyli sistematik saldırılar olduğunu da herkes biliyor.) Peki özel harekâtçıları salıp halka kurşun sıktıran kim? Biliniyor… Mülki amir, yani Vali de sahipleniyor zaten yapılanı ve hiçbir resmi yetkiliden polis şiddetini eleştiren tek cümle de çıkmıyor. Özetle; varsa bir provokasyon, failleri ortada! Yok, faillere dokunulmuyorsa eğer, ‘provokasyon var’ diye şikayetlenmenin başka anlamları olsa gerek.

Provokasyon’ söylemi, “provokatörlerin” peşine düşmekten daha bir öne çıkıyorsa, korunmak istenen bir ‘zemin’ var demektir. Yani provokasyon söylemini gereksinen bir zemin. AKP Hükümeti’nin ‘çözüm’ algısı ve kurguladığı ‘çözüm süreci’nin bizatihi kendisidir bu.

Çözümden anlaşılan, süreci çatışmasızlık durumuyla idare etmek, çözüm arıyor-muş gibi yaparak minimum “açılımlarla” halkın çözüm talebini aşındırmak, PKK’nin politik zeminini zayıflatıp kendi pozisyonunu güçlendirmek olunca; ‘provokasyon’ argümanı da sürecin bu profilde sürdürülmesinde işlevli oluyor. Sürecin gerçekten ilerlemesi için gerekli olan Kürt muhalefetinin daha da yükseltilerek Hükümetin çözüme zorlanmasına karşı bir tür ‘oto-fren’ işlevi...

Yani? “Provokasyon” argümanı bir tür ‘vesayet’ aracı olarak tedavüle sokuluyor. “Aman provokasyona gelmeyin” diye, Kürtlerin muhalefetine ‘ayar’ vermek için her fırsatta dayatılan bir araç… İşleyişi şöyle oluyor; Hükümet bildiğini okuyor, bazı rutin icraatlar ‘provokasyon’ sayılıyor ve açıktaki fail, ‘kurumsal’ olmaktan çıkıp, ‘meçhul’ sayılıyor bir anda! Şimdi soralım mesela, ‘provokasyon’ teorisine destek veren biri, üç canını yitiren Geverlilerin tepkisinden Hükümetin ders alacağına ihtimal verebilir mi? “Provokasyona” dikkat kesmenin en pratik sonucu, Hükümeti esas muhataplıktan çıkarıp olayı geçiştirmeyi kolaylaştırma olmuyor mu?..

Yine, ‘provokasyon’ olarak nitelemek için, devletin bu işleri yap(a)mayacak bir hukuki-pratik niteliğe kavuşturulmuş olması gerekmiyor mu? Gever’de yaşananları polise, özel harekata yakıştırmayacak birinin aklından şüphe edilir herhalde.

Değinmeden geçmeyelim, ‘provokasyon’ denilen bu polisiye icraatlardan daha ‘spesifik’ bir muradı da var AKP’nin. Batı’daki ‘Kürt antipatisinden’, çözüm istemeyen milliyetçi iklimden de kopmamış oluyor böylelikle. İçerdiği gericiliğin, ırkçılığın nabzına şerbet veriyor ara sıra…

Kürt hareketinin ise bu ‘provokasyon’ muhabbetinden hep kaybeden taraf olacağı açık. Ne kadar ciddiye alırsa o kadar muhalefet dozajına ayar vermek, imtina etmek zorunda kalacak! Bir tuzak çünkü bu. Provokasyon söylemi, provokasyonun kendisinden daha tehlikeli bir tuzak…

Tuzağa düşmemenin sırrı şu soruda herhalde:

İkinci yılını dolduracak Roboski katliamının sorumlularının hâlâ açığa çıkarılmamış olması, “sürecin provoke edilmesi” kaygısının kapsama alanına neden girmez acaba?..

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89