• BIST 104.001
  • Altın 145,411
  • Dolar 3,5083
  • Euro 4,1894
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 20 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 17 °C
  • Berlin 10 °C

‘Devlet taammüdü’ ve sol

Orhan Miroğlu

Sol ve Kemalizm hakkında okuduğum kayda değer bir yazı Sosyalist Ürün dergisinde çıkmıştı ve yanlış hatırlamıyorsam “Sol ile Kemalizm arasında aşılmaz duvarlar var mı” sorusuna cevap arayan bir yazıydı.

Bu dergiyi, galiba TKP’liler çıkarıyordu.

Doğrusu sosyalistlerin o yıllarda bu meseleye ilgileri ve merakları bugünküyle kıyaslanmayacak ölçüdeydi ve olumluydu. Sol basın ve sol entelektüeller geçmişlerine bugünkü gibi, kayıtsız değillerdi ve bu geçmişi tartışıyorlardı.

Sonra içe kapanmak, geçmişle yüzleşmeyi ertelemek, günahları, kabahatleri örtmek anlayışı geldi, sosyalist saflara yerleşti.

Sözünü ettiğim ve kırk yıl önce kaleme alınan o yazıların sahibi uyarıyordu sosyalistleri ve demek istiyordu ki, ey solcular, Türkiye’ye özgü nedenlerle sosyalizm ve Kemalizm arasında aşılmaz duvarlar yok, aman dikkat edin, duvarın bir tarafından öbür tarafına geçmek, o kadar zor değil!

Bu türden yazılara biz Kürt gençleri çok meraklıydık. Çünkü hem sosyalizme inanıyorduk, hem sosyalist ideolojinin, Kemalizm’in Kürt sorununda hayata geçirdiği inkâr politikalarıyla mücadele edebilmek için ideal bir fikir olduğunu düşünüyorduk. Bir Kürt’ün de Kemalist olması bu durumda imkânsız gibi görünüyordu bize, ama o da oldu maalesef.

Halkların kurtuluş mücadelesini madem ki beraber yürüteceğiz, o halde Türk sosyalistlerinin Kemalizm’den etkilenmemesi, onu aşması gerekir diye umuyorduk.

Ama hiç bir şey düşündüğümüz ve tasarladığımız gibi olmadı.

Aradan geçmiş kırk küsur yıl.

Sosyalizm ve Kemalizm arsındaki duvarlar birer birer yıkıldı.

Yıkılmakla kalmadı, ulus-devletin kuruluşunda İttihatçılığın Pan-Türkizmini ve Anadolu’da giriştiği etnisite mühendisliğini onaylamadığı için değil, bütün bunları dünyaya bir meydan okuma olarak gördüğü ve bu meydan okumanın zamansız olduğuna inandığı için; imparatorlukların kendi sınırlarına çekildiği ve uluslaşma süreçlerinin kendini dayattığı bir çağda İttihatçılığı bir hayli maceracı bulup, Anadolu topraklarını kurtarmanın peşine düşmüş, doğrusu bunu da başarmış Kemalistlerin kendileri de zamanla İttihatçılarla aradaki buzları erittiler..

İttihatçılık ve Kemalizm arasındaki o belli belirsiz, ama yine de ulus-devletin kuruluş aşamasında epey işe yaramış ideolojik duvarlar da aşıldı.

Kürtlerin son isyanıyla başlayan sürecin en dikkatli takipçileri de Kemalistler ve İttihatçılardı. Bugün bu dikkat ve tecrübe, siyasi bir ittifaka dönüşüyor ve bu ittifakın inşası yavaş yavaş gerçekleşiyor.

Kemalistler ve İttihatçılar, çalıştılar, çabaladılar, Kürt siyasetini de az çok kendilerine benzettiler.

Doğrusu Almanlardan ne öğrendilerse, gidip bunu Bekaa’da Kürtlere de öğrettiler.

Kürdistan’ı Kemalistlerden kurtarmak için dağın yolunu tutmuş Kürt gençleri, bir de baktık ki, silahlarını birbirlerine doğrultmaya başlamışlar..

Ölen öldü, sağ kalanlar kendilerini yeni bir Kürt Kemalizm’inin içinde buldular. Adına iç infaz denen yüzlerce olayda, Kürdistan için hayatını feda etmeye hazır o Kürt gençlerinin binlercesi can verdi.

Türk Kemalizm’inin yanına Kürt Kemalizm’i de eklendi.

Şimdi oturmuş bu koşullarda ve bu siyasi iklimde 1 Mayıs’ı tartışıyoruz.

Tartışmalara kayıtsız kalamadım ve yazıyorum, ama bu tartışma, bana biraz da nafile bir çaba gibi görünmüyor değil.

Halil Berktay, devletin; solun ve Kürtlerin mücadelesine karşı Özel Harp Daireleri, Kontr-gerilla, JİTEM ve benzeri örgütlerin marifetiyle hayata geçirdiği “taammüdü” görmezlikten gelmiyor, inkâr da etmiyor. Ama bu devlet taammüdünün bir strateji olarak, katliamlar tarihi olarak başarıya ulaşmasında, solun rolünü sorguluyorsa, bu öfkenin sebebi nedir?

Eğer bir gün sosyalizmin ve sosyalist mücadelelerin tarihi yazılacak olsa, o tarihe yazdıklarıyla, düşünceleriyle en büyük katkıyı sağlayacak birkaç kişiden biri olan Halil Berktay’a sırf farklı düşündüğü için bu kadar saldırmanın anlamı var mı?

Ben sorunun 1 Mayıs 1977 katliamından ibaret olduğunu sanmıyorum.

Kanaatimce her şey daha derinde duruyor.

Bir insan sizin gibi düşünmüyor diye, yazdığınız gazeteden istifa edebiliyorsanız, ne olduğu kim olduğu belirsiz okurlarınızın, yazdığınız gazeteye ve yazarlarına hakaret dolu ifadelerini köşenize taşımakta bir beis, ahlaki bir sorun görmüyorsanız, elinizdeki tek protesto ve mücadele “imkânı” bunlar ise ve siz bu imkânı gözünüzü kırpmadan kullanabiliyorsanız; kusura bakmayın, ama insanları, temsil ettiğiniz düşüncenin, daha büyük bir “imkânı” elde etmesinden ve bu imkânın toplumsal bir güce, hele silahlı kuvvetleri de olan bir güce dönüşmesinden korkutmuş olursunuz.

Sizin azaldıkça azalan bir cemaate dönüşmüş olmanızın asıl sebebi belki de, kendi elinizle yarattığınız bu korkularda gizlidir.

1 Mayıs’a daha fazla takılmayıp, tarihe bakarsanız eğer, bu korkunun yersiz olmadığını anlayabilir, tarihte bu gücü elde etmiş “sosyalistlerin” muhaliflere nasıl davrandığını görebilirsiniz.

Gulag’dan başlayın mesela. Kamboçya’ya, Çavuşesku’nun Romanya’sına, Kore’ye bakın sonra.

Bu arada, Bekaa’ya ve Kürdistan’ın dağlarına mücadele arkadaşlarının marifetiyle gömülen, bir mezar hakkı bile olmamış Kürt gençlerinin trajedisini de hatırlayın derim.

Cesaretiniz ve yüreğiniz yetiyorsa tabii..

  • Yorumlar 4
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89