• BIST 89.809
  • Altın 145,306
  • Dolar 3,6167
  • Euro 3,9083
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 2 °C
  • Ankara 4 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin 7 °C

Devlet, Risaleler ve Nurcular

Ali Bulaç

19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren tarih sahnesine çıkmış bulunan İslamcılığın içinde aktığı üç ana mecra vardır:

Biri Müslüman dünyanın temel bir zihni dönüşümünü öngören fikri (kültürel) Müslümanlık -bunun sembol isimleri Muhammed Abduh, Muhammed İkbal, Malik Binnebi, Ali Şeriati gibi isimlerdir- diğeri Müslüman toplumu sahih iman ve ahlak zemininde yeniden inşa etmeyi ve takviye etmeyi öngören “toplumsal (sosyal) Müslümanlık” -bunun Mısır’da sembol ismi Hasan el Benna, Fethullah Gülen’dir-, üçüncüsü siyaset ve devlet aygıtının imkânlarıyla İslam egemenliğini yeniden var etmenin mücadele biçimi ve yolu olarak siyasi Müslümanlık -bunun da sembol ismi Cemaleddin Efgani, Seyyid Kutup, Mevdudi ve Ayetullah Humeyni gibi isimlerdir.-

Üstad Said Nursi hem fikrî, hem sosyal Müslümanlığın en etkin isimlerinden biridir, hatta yerine göre tek örnektir. Ben Bediüzzaman’ın siyasî hedefe yani siyasî Müslümanlığa göre iman merkezli fikrî dönüşümü ve ahlakî takviyeyi öne alan bir İslamcı olduğunu düşünüyorum. İslamcılık eğer varlık dünyasının Kur’an perspektifinden anlaşılması, ilahi hükümlerin yön verdiği bir toplumsal düzenin tesisi ve İttihad-ı İslam idealiyse Üstad’ın bu üç ideali şahsında toplamıştır. Üstad’ın öncelikleri doğrudur.

Türkiye’de sosyal Müslümanlığın iki ana mecrasından biri geleneksel sufi forma göre kent hayatında varlığını devam ettiren tarikatlar, diğeri tamamiyle kent ve göçün ürünü olarak yeni ortaya çıkan Nur cemaatleridir. Üstad, “Şimdi tarikat zamanı değildir” derken tasavvufun hakikatlerini ve tarihi tecrübesini inkâr etmiyordu, ancak yeni kent hayatında yeni bir örgütlenme ve çalışma modelinin zaruretine işaret ediyordu.

Açıkça bütün versiyonları, farklı örgütlenmeleri itibariyle Nurcu hareket Türkiye’deki İslam’ın ana gövdesidir. Tanzimat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet aşamalarından geçmiş bulunan modern Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bu yüzden Nurcu hareketle arası hiç iyi olmamıştır. Bunun sebepleri var:

1) Üstad güçlü bir fikriyata sahiptir. Bana sorarsanız İzmirli İsmail Hakkı’nın pek arzu ettiği Yeni Kelam’ı ismini koymadan kurabilmeyi başardı. Üstad, tefsirin imkânlarını kullanıp güçlü bir Kelam kurdu. Cumhuriyet dönemi boyunca ne devlet Üstad’ı aşacak bir aydın yetiştirebildi ne ona karşı olan diğer gruplar.

2) Üstad hayatı boyunca devlete karşı mücadele etti, en güçlü döneminde bile Mustafa Kemal’e karşı dik durdu, bazı Nurcu gruplar aksini yapıyor olsa da o asla devletle uzlaşmadı. O sadece sivil alanda özgürlük istedi.

3) Üstad toplumsal olana yöneldi; toplumun zayıf, yoksul ve orta sınıfları ona teveccüh etti. Bu Üstad’ın Batı-dışı ve bize özgü güçlü bir sivil alan oluşturmasını sağladı. Siyaset sosyal bir olaydır, siyasetçi hiçbir zaman sosyolojiyi göz ardı edemez.

4) Üstad küresel düşünen bir Müslüman’dı, kolayca ulusal ve mahalli olanı aşabilecek formasyonda olduğundan onu takip eden Hizmet Hareketi ve diğer gruplar onun düşüncelerini ve kendilerini dünyanın her yanına taşıyabiliyorlar.

Böyle bir hareket devletin ilgisi dışında olamaz. 17-25 Aralık süreciyle devlet 27 Mayıs darbesinden bu yana gerçekleştirdiği müdahalelerin engin tecrübesinden yararlanarak kendini restore etmekte, aslında bir tür darbe yapmaktadır. Darbenin ilk iş olarak Nur hareketine karşı yapıldığını söylemek mümkün. Risalelerin basımının engellenmesi basit bir olay değildir. Bu iş öncelikle ilga edilmesi gereken Diyanet İşleri Başkanlığı ve dünyanın en lüzumsuz bakanlığı olan Kültür Bakanlığı’nı çok aşan boyutlara sahiptir. Kazım Güleçyüz, haklı olarak “Risalelerin devletleştirildiği”ni söylemektedir. Ben bunu teyiden projenin aslında Risaleler üzerinden Nurcu hareketin ve sonunda Türkiye İslamı’nın devletleştirilme projesi olduğunu düşünüyorum. Nitekim yasanın arkasında duran AK Partili Süreyya Sadi Bilgiç, düzenlemenin sadece Risalelerle ilgili olmayıp onu da kapsadığını söylemektedir. Bu hakikaten 1930’lar Türkiye’sinin başaramadığını bu sefer “dindarlar eli”yle başarması olacaktır.

Kim bu aklı hükümete veriyorsa büyük hata ediyor. Müslümanlar arasında kin ve husumetin ekilmesine, ümmetin bölünmesine ve dini hayatın devletleştirilmesine çalışıyor. Yazık ediyor, günaha giriyor. Devletin resmi din, resmi mezhep, resmi İslami fırka görüşü, resmi veya yarı resmi cemaati olmamalı.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89