• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 12 °C
  • Diyarbakır 18 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 22 °C
  • Berlin 12 °C

'Devlet içinde devlet' sadece Ergenekon değilmiş

Hilal Kaplan

Göreve geldiği günden beri İsrail'den ODA TV'ye ulusal ve uluslar arası çeşitli odakların hedefinde olduğu bilinen MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile emekli MİT görevlilerinin KCK davasına bakan savcılar tarafından ifade vermeye çağrılması doğal olarak pek çok tartışmayı da beraberinde getirdi. Öncelikle İsrail'in Sayın Fidan'ı "İran yanlısı" olarak yaftalayıp yıpratmaya çalışması dahi bir bürokrata sahip çıkılması için yeterli referanstır diye düşündüğümü belirtmek isterim.

Önümüzdeki hadisenin ele alınması gereken pek çok noktası var ama mevcut durumda kesin olan bir şey varsa, o da uzunca bir süredir yaygınlaştırılmaya çalışılan "Ak Parti=Devlet" tezinin çökmüş olduğudur. Özellikle derin devlet faaliyetlerine hoş görüyle bakan kesimlerin savunduğu bu görüş, Ak Parti'nin tümüyle devlete hâkim olduğu ve artık devletin kendisi haline geldiğine işaret ediyordu. Her ne kadar demokrat kesimler mezkûr tezin doğru olmadığı ve demokratikleşme reformlarına devam edilmedikçe devlet içindeki bazı odakların Başbakan dahil tüm hükümet yetkililerinin başına çorap örebileceğini defaatle hatırlattıysa da şimdiye kadar pek kulak asan olmamıştı. Ama ne yazık ki denilen çıktı... Örneğin MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın ifadeye çağrılmasının hemen ardından bir CHP milletvekilinin dediğine bakar mısınız: "Sadece Fidan, Taner ve Güneş'in soruşturulması yetmez. İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı'nın konuyla ilgili, şüpheli sıfatıyla Sayın Başbakan'ı da soruşturmaya davet etmesi gerekir."

Savcılığa herhangi bir niyet okumasıyla yaklaşmıyorum ama "ifadeye davet" haberi bir gece yarısı gündeme 'düşürüldüğünden' ve ardından soruşturmanın içeriği medyaya servis edildiğinden beri bir takım odakların Başbakan'a "İstersek en yakın adamını bile indiririz" mesajı vermeye çalıştığı hissediliyor. Bu minvalde gazetemizin yazarlarından Abdulkadir Selvi'nin analizine aynen katılıyorum:

"Sorguya çağrılan Hakan Fidan değil, onun şahsında Türkiye'nin Kürt sorununu diyalog yoluyla çözmek isteyen iradesi. Ve onun arkasındaki Recep Tayyip Erdoğan teminatı."

Yani MİT üzerinden yürütülen mücadele aslında devlet içindeki bir mücadelenin, bir gözdağı verme çabasının şifrelerini içeriyor. Ve bu, nerden bakarsanız bakın, Ergenekon'un "devlet içinde devlet" şeklindeki örgütlenişini andırıyor. Bu odaklarla yürütülecek mücadelenin Ergenekoncularla yürütülene benzeyip benzemeyeceği zamanla anlaşılır...

Gelelim işin medya boyutuna... Dün, bazı yayın organları, MİT'çileri nerdeyse "vatan hainliği"yle suçlayacak bir dille elde edilen belgeleri haberleştirdi. Burada dikkat edilmesi gereken husus, herkesçe bilinen bir gerçektir: İstihbarat, yasal olan ile yasa dışı olan arasındaki çizgide gelip gitmeyi gerektiren bir iş sahasıdır. Ne kadar yasadışı alana çıkacağınızı, devlet dikte eder. Uyuşturucuyla mücadeleye hizmet eden gizli polisler, işleri icabı hiç uyuşturucu kullandıklarını göstermek ya da başkalarına uyuşturucu satmak zorunda kalmıyorlar mı örneğin? Peki, Emniyet o polisler hakkında fezleke hazırlatıp, savcılar tarafından sorguya çağrılmalarını mı sağlıyor? Hayır. Kurumun izni dahilinde yapılan kurumun içinde kalıyor.

MİT de Başbakanlık'a karşı sorumlu bir kurum olduğundan yasa dışı görünen işlere imza atabilir. Örneğin MİT elemanları devlete bilgi sağlamak amacıyla PKK'nın içine sızabilir. Bunu yapmak için de yasa dışı alana girmek zorundadırlar. Ve inandırıcı olmak için de silah tutmak zorundadırlar. Ya da hükümet, PKK ile diyalog kurdurarak sorunu çözme stratejisini benimseyebilir. Bu amaç doğrultusunda da istihbarat elemanlarını sahaya gönderebilir. Onlar da karşı tarafı ikna etmek amacıyla bazen sularına giderek, bazen 'oyalayarak', bazen de dolaysız bu iletişimi sürdürebilirler. Peki, gazetecilerin bu kadar net vakıf olduğu bu basit bilgi neden "vatana hıyanet"miş gibi sunuluyor sizce? Cevabını okurun takdirine bırakıyorum.

Diğer önemli haberse Taraf yazarı Mehmet Baransu'nun iki MİT elemanı tarafından izlendiği ve Taraf'ın yönetici kadrosunun MİT tarafından mahkeme kandırılarak izinle dinletildiğiydi. İki haber de basın özgürlüğü açısından rezalet bir tabloya işaret ediyor elbette. Ancak muhtemelen gazetecilik hayatı boyunca ilk defa devlet tarafından izlenmeyen Baransu'nun istihbarat elemanlarını polise yakalatması ve Hakan Fidan'ın MİT Müsteşarı olmadığı bir zaman diliminden itibaren Taraf yöneticilerinin dinletilmeye başlandığı haberinin MİT'in Hakan Fidan üzerinden hedef alındığı bir günde ortaya çıkarılması zamanlama bağlamından düşündürücüdür. MİT'in âdeta şeytanlaştırıldığı bir dönemde bu haberlerin ortaya dökülmesini sorgulamak gerekir. Dediğim gibi burada sorguladığım Taraf'ın bu haberi neden yaptığı değildir; kendilerine gelen bilgiyi haberleştirmek en doğal haklarıdır. Amacım, bu haberin yine devlet içinden bu zamanlamayla servis edildiğine dikkatinizi çekmektir.

MİT üzerinde kara bulutlar dolaşıyor. O kara bulutlar, gün gelir tüm devlet mekanizmasını içine alabilir. "Devlet içinde devlet" anlayışına Ergenekon söz konusu olduğunda karşı çıkanlara, bu noktada da aynı pozisyonu savunmak düşmektedir.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89