• BIST 90.061
  • Altın 144,927
  • Dolar 3,6135
  • Euro 3,9003
  • İstanbul 10 °C
  • Diyarbakır 9 °C
  • Ankara 9 °C
  • İzmir 15 °C
  • Berlin 6 °C

Devam eden Cemel ve Sıffin savaşları

Ali Bulaç

Bu ülkenin başına gelebilecek en büyük musibetlerden biri cemaatin bölünmesiydi. Maalesef cemaat bölündü, birbirine düştü, söz konusu bölünme her geçen gün biraz daha artıyor, sosyal barışımızı bozucu hal alıyor.

“Cemaat”ten kastım Hizmet hareketi değildir, genel İslam dairesi içinde yer alan ve kendini Müslüman diye beyan eden herkestir, her İslami grup ve fırka, tarikat veya başka türden bir örgütlenmedir. İslam dini birlik olmamızı emrediyor. “Mü’minlerin kardeş” olduğunu biliyoruz, ihtilaf ettiklerinde Kur’an’a ve Sünnet’e müracaat edecekler, üçüncü bir Müslüman grup aralarında hakem olacak, bir araya getirip barıştıracak. Azgınlık edene karşı tavır alacak.

Tamam, bunları biliyoruz. Ama bildiklerimizle amel etmiyoruz.

Aileler bölündü, kardeşler kamplaştı, süren ihtilaf ve çekişme yüzünden boşanmalar başladı. Kırk yıllık arkadaşlar selamı sabahı kesti. Cemaatin bölünmesi İslam’ın ve toplumun zayıflaması, hatta çökmesi demektir. Diyelim ki arkadaşlıklarımız çürük bir temele dayanıyordu. Pekiyi, ailelerin bölünmesini neyle izah edeceğiz?

İlk Müslüman nesle dönüp baktığımızda sahabelerin de birbirine düştüğünü görüyoruz. Hz. Peygamber’in terbiyesinden geçmiş sahabeler nasıl birbirine düştü? İslam öncesi Haşimi-Emevi kavgasının peşinde olup da Hz. Osman’ın ikinci altı yılından itibaren bürokratik merkezi ele geçiren Beni Ümeyye önderlerinin samimiyetine inanmıyorum. Onlar hiçbir zaman Efendimiz’i içlerine sindiremediler, bekleyip fırsatını kolladılar. Ancak Hz. Ali, Hz. Aişe, Abdullah bin Zübeyr, Talha gibi sahabeler var. Saygın kimseler! Bunların kavgası kabile asabiyetine dayanmıyor. Sadece Cemel vak’asında her iki taraftan 20 bin insan hayatını kaybetti. Bunların bir bölümü sahabe, tabiindi. Binlerce kadın dul, çocuk öksüz kaldı. Ne uğruna?

Bizim Sünni bakış açımız, bu olaylar üzerinde yorum yapmaya kapalıdır. Mürcie’nin “büyük günah işleyen”in durumunu Allah’a havale etmesi siyasi kültürümüzün asli parçası olmuş. Tabii ki on binlerce Müslüman’ın ölümüne yol açanların işlediği büyük günahın hesabı Allah’adır. Bunda en ufak bir tereddüt yok. Pekiyi, bunun bir kritiği olmaz mı?

Cemel ve Sıffin savaşları üzerinde düşündüğümde bugünkü siyasi olayları daha iyi anlayabiliyorum. Sahabeler birbirinin kanına girdiyse bugünkü aciz Müslümanların birbirlerini böylesine hunharca yok etmek istemeleri anlaşılabilir bir şey! Olayları sosyal bilimlerin parametrelerini kullanıp da açıklamaya çalıştığımızda çeşitli faktörlerin etkileyici veya belirleyici roller oynadığını tespit edebiliriz. Bu bizi biraz rahatlatır da! Ama sosyal ve iktisadi faktörlerin ötesinde daha derinde bir faktör var ki, dün de Müslümanları birbirine düşürüyordu, bugün de.

Sahabeler 610-632 yılları arasında vahyin koruyuculuğu altında tutum ve davranış gösterdiler. İlahi bir senaryo yazılmış, Mekke ve Medine’de sahneye konmuştu. Her ne olduysa vahy alan Hz. Peygamber (s.a)’in kontrolünde oldu. Hata olduğunda, suç işlendiğinde araya Peygamber girdi, hükmünü verdi. Fakat dünyadan irtihaliyle birlikte vahy kesildi, ilahi koruma da kalkmış oldu. Herkes kendi başına, nefsiyle baş başa kaldı. Artık araya girip durumu düzeltecek Peygamber yoktu. Kendisi karar verecek, hak ve batıl, doğru ve yanlıştan birini seçecekti. Yani artık Ali ve Aişe, Zübeyir ve Talha, yanlış yaptıklarında Peygamber tarafından uyarılmıyordu, kendisi Ali, kendisi Aişe, kendisi Zübeyir ve Talha vardı. Sınavdan geçiyorlardı. Onları motive eden çeşitli harici sosyal ve politik sebepler vardı ama asıl onları yönlendiren nefsleri, tutkuları, dünyevi ve uhrevi emelleriydi. Bugün de söz konusu fitne ve bölünmenin çok sayıda harici sebebi bulunabilir. Ama hepimizi motive eden kendi nefsimizdir. İslam âleminin tamamı bugün de Cemel ve Sıffin savaşı içindedir, her gün Müslümanlar birbirini katlediyor. Türkiye, bir açıdan şanslı sayılır. Allah muhafaza Irak, Suriye, Libya, Yemen ve Mısır’daki gibi oluk oluk kan akmıyor.

Ben derim ki, ey Müslümanlar! Sahabenin geçirdiği sınavdan ders alıp bir iç muhasebe yapalım. Nefsimizin kabaran gücünü kıralım, Allah’ın sınırları içine girelim. Eğer Türkiye’de bunu başarır da sulh ve salah yolunda bir çıkış yolu bulabilirsek, belki İslam âlemine de bir yol göstermiş oluruz.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89