• BIST 82.248
  • Altın 147,416
  • Dolar 3,7690
  • Euro 4,0357
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 7 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 9 °C
  • Berlin 1 °C

Dersim’den sadece devlet mi özür dileyecek

Yıldıray Oğur

O meşhur ihbarcı subay, İrticayla Mücadele Eylem Planı’nın ıslak imzalısını savcılara, eline geçirdiği ne kadar Genelkurmay belgesi varsa hepsini peşine takarak yollamasa bu yazı yazılamazdı.

En azından, Genelkurmay Psikolojik Harekât Dairesi (Kibarcası Bilgi Destek Birimi) onaylı bir Dersim İsyanı romanının varlığından haberdar olmazdık. Genelkurmay, o kitap hakkında şu tavsiyede bulunmuş: “Başta Bilgi Destek kadrolarında bulunan personel olmak üzere, Tüm TSK personeli tarafından okunmasının ve kütüphanelerinde bulundurulmasının faydalı olacağı değerlendirilmektedir.”

Bahsedilen kitap Barbaros Baykara’nın Dersim 1937 kitabı. 1974’te yayımlanan kitabın devamı da (yani aslında katliamın devamı da) 1975’te Dersim 1938 adıyla yayımlanmış. Uzun uzun tanıtmaya gerek yok. Yıllarca Türkiye’de Dersim isyanı için bir şeyler okumak isteyenler karşılarında Barbaros Baykara’nın bu kitaplarını buldu. Neredeyse resmî Dersim İsyanı fikri bu romanlar üzerinden popülerleşti. Hatta pek çok Dersimli de kendi hikâyelerini bu yarı efsanevî romanlardan öğrendi.

Barbaros Baykara, Anadolu Ajansı’nda çalışmış ve genç yaşta (1976’da 43 yaşındayken) hayatını kaybetmiş bir gazeteci. Ama onu haberlerinden çok kısa ömrüne sığdırdığı popüler tarih kitaplarından hatırlıyoruz bugün. (Tabii Baykara’nın amcasının 70’lerde Cumhuriyet Senatosu’na seçilecek kadar devletin güvendiği, ara dönem hükümetlerinin aranan bakanlarından, 12 Eylül darbesi sonrası kurulan Bülent Ulusu Hükümeti’nin Başbakan Yardımcısı Zeyyat Baykara olduğu da bu biyografiye eklenmeli.)

Barbaros Baykara’nın nedense tüm kitapları tarihimizin karanlık sayfaları hakkında. Ama kitapların amacı bu karanlık sayfaları aydınlatmak değil, temize çıkarmak. Bir nevi çağdaş Ömer Seyfettin. Ama kitapları Aziz Nesin’in kitaplarını da basan Tekin gibi yayınevlerinden çıkıyor. Kitaplar arasında 1970 tarihli Kanayan Toprak Kurtuluş Savaşı’nda Rumların mezalimi hakkında. 1974 tarihli Nefret Köprüsü ise “Ermenilerin Türkleri nasıl katlettiğini” anlatıyor. Dersim 1937-38 romanlarının içeriğini tahmin etmek zor olmasa gerek. Aslında romanlarda Dersim’de hiçbir şey olmamıştır falan denmiyor. Yarı vahşi bir aşiret kızı olarak anlatılan Besi gibi efsanevî karakterlerle isyan da anlatılıyor. Yani profesyonel işi bir kurguyla karşı karşıyayız.

Romanı Genelkurmay’ın çok beğenilenler listesine sokan tema ise romanda Tunceli’yi “ilkel şeyhlerden, korkunç ağalardan” kurtarmak için çırpınan Yarbay Kemal’in şu tiradından anlaşılabilir:

“Sizin olacak bu topraklar. Tohumluğunuzu, aletlerinizi hükümet verecek. Şeyhe ağaya ihtiyacınız yoktur. İnsafsızca asırlardır sömürüyorlar sizi. Bugüne kadar haraç ve ağalık hakkı ile sizleri soyup soğana çevirdiler. Ardından da size cesaret verip soyguna çapula, kan davasına sürdüler. Bunların günahı, vebalini de sizlere yıktılar. Sen ağa hatırına hapislerde çürürken, dünyanın tüm nimetleri ile sefa sürdü bu alçak adamlar. Biz sizleri, Dersimli şeyhlerin, ağaların zulmünden kurtarmağa yemin etmiş insanlarız. Açtığımız yollar, kurduğumuz köprülerle yaptığımız okullarla, yeni bir nizam kurulacak burada. Kendi kendinizin efendisi olacaksınız.” (Dersim 1937, s-147 )

Aslında Yarbay Kemal’in bu Dersim tiradı 1938’den 2011 yılına kadar Dersim katliamı hakkında sadece devletin resmî görüşü olarak kalmadı.

1937 yılında Türkiye Komünist Partisi’nin raporlarıyla, Komünist Enternasyonal’in Dersim isyanı hakkındaki raporundaki şu kanaatin Genelkurmay’ınkinden pek bir farkı yoktu:

“Dersim isyanı cumhuriyet rejimi ile feodal kalıntılar arasındaki çatışmanın başka bir yansımasıdır... Dersim’de kanun tanımayan çağdışı bir rejim sürmektedir. Kemalist iktidar, ortaçağdan kalma bu yapıyı ortadan kaldırmak için harekete geçmiştir... İsyanda Hatay meselesinden dolayı Türkiye’yle sorun yaşayan Fransa da rol oynamıştır..”

Feodalite ve emperyalistlerle işbirliği. Dersim katliamı konusunda Türkiye’de solu bu iki ‘makul ve sihirli gerekçe’ sessizliğe gömdü.

Eh öyle olunca da Hiroşimalı çocuklara bile şiirler yazan Nâzım Hikmet, Dersim katliamı üzerine yazma işini Necip Fazıl’a bıraktı.

Bu Dersim kanaati, solun yükselişe geçtiği 60-70’lerde de değişmedi.

Türk işi solculuğun hâlâ en altındaki referanslarından Doğan Avcıoğlu, Türkiye’nin Düzeni’nde Dersim isyanından “Ağalığı tasfiye” bahsinde “Kürt isyanları üzerine bir takım beylerin sürülmesi bile, durumu değiştirmemiş, köylü, beylerin yerinde kalan nazır ve akrabalarına vergisini vermiştir. Dersim’de Seyit Rıza, 230 köye hükmetmektedir” (cilt: 1, s. 481) gibi bir kaçırılan fırsat gibi bahsetti.

Daha da fenası Türk solculuğunun evladı, aklı Komintern’de, Mao’da Kürt solu da Dersim isyanı ve Seyyid Rıza hakkında uzun süre feodalite, gericilik, ağalık, emperyalist işbirlikçilik diskuru dışında bir şey diyemedi.

Yani Dersim katliamı konusunda Türkiye’deki modernist cenahın duygusu aşağı yukarı Turgut Özakman’ın Şu Çılgın Türkler’in son cildindeki şu “Seni çok sevdiğim için öldürdüm. Böyle olmasını hiç istemezdim. Keşke başka türlü olabilseydi. Keşke sen de beni sevebilseydin” diyen satırlarındaki çılgın âşık düzeyinde kaldı:

Ağalar, beyler, seyitler yazık ki Tunceli halkının bir bölümünü kandırmış şaşırtmış isyana sürüklemişlerdi. İki yıl sabretselerdi Tunceli, yolları, köprüleri, karakolları, okulları, sağlık ocakları, mahkemeleri, halkevleri, okuma odaları, okumaya başlayan oğulları, kızları, toprak sahibi olmuş köylüleri, kredi verecek bankaları ile bir Batı ili gibi olacaktı. Aşiretler arası hırsızlık ve cinayet sürüp gitmekteydi. Bu kirli olaylar da sona erecekti. Kimsenin inanıcına karışılmıyordu. Onların inançlarına da kimse karışmayacaktı. Tunceliler de okusalar, doktor, hakim, mühendis memur, öğretmen çıksalar kaymakam, belediye başkanı olsalar kötü mü olurdu? Ortaçağ kafası bunun ne büyük bir nimet olduğunu anlamadı. Onun dünyası çıkardı. Çıkarı için Tunceli’yi kana buluyordu.”

Evet, Kılıçdaroğlu haklı. Dersim için sadece devletin özür dilemesi yetmez.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89