• BIST 106.736
  • Altın 140,992
  • Dolar 3,5210
  • Euro 4,0955
  • İstanbul 25 °C
  • Diyarbakır 30 °C
  • Ankara 22 °C
  • İzmir 28 °C
  • Berlin 23 °C

Derin devletin ipine sarılmak

Kurtuluş Tayiz

Ülkedeki siyasi tabloya bakıldığında siyasal iktidarın tüm umudunu sandığa bağladığı bariz bir şekilde görünüyor. Bunun için iktidar yanlılarının gözü kulağı meydanlarda. Seçmenin nabzını tutmaya çalışıyorlar. Muhalefet ise sandıktan pek umutlu görünmüyor, bu yüzden meydanlara pek kulak astığı yok. Pür dikkat derinden gelen seslere kulak kesilmişler. Derin devletin tedarik ettiği cephaneyle iktidara karşı savaşıyorlar.

CHP'nin durumu tümden böyle. MHP için kısmen söylenebilir. BDP daha mesafeli. Solcular, ulusalcılar ve kimi liberaller de aynı; derin devletin servis ettiği dinleme kayıtları ve şantaj dosyaları üzerinden konuşuyor ya da susuyorlar.

Hepsinin ortak noktası derin devletin savaşını vermeleri. “Erdoğan'ı devirme” hayalini birbirlerinden bağımsız kurduklarından kuşku yok; ancak bu hayali, derin devlet dediğimiz yapı ete kemiğe büründürdü, başkaları değil. Cemaat, bunlar gibi miskin bir hayalperest değildi elbet. Yıllarca hazırlık yaptı; Başbakan Erdoğan'ı ve ailesini dinledi, takip etti, bunun için TÜBİTAK'a sızdı, kriptolu telefonların yazılımlarını elde etti; bakanlar, milletvekilleri, bürokratlar için şantaj dosyaları hazırladı; Yargı'yı tümden ele geçirdi, istediği davayı açtı, istediği dosyayı sümenaltı etti. Emniyet'ti ele geçirdi, Emniyet İstihbarat sayesinde bütün ülkeyi izledi, dinledi; medyaya, iş dünyasına sızdı; siyasi partilerin bahçesini/tarlasını sürdü, tohumlar attı, bunların filizlenmesini bekledi…

Yani anlayacağınız Başbakan'ı devirmek için düğmeye derin devlet bastı; savaşın bütün alt yapısını bu yapı ördü; bu savaşın gizli öznesi derin devlet. CHP, MHP, solcular, ulusalcılar, liberaller derin devletin başlattığı bir savaşın sadece nesnesi durumundalar, öznesi değil. Hâl böyleyken kalkıp siyasal iktidarı otoriterleşmekle, Başbakan Erdoğan'ı diktatörlükle suçlamak ne kadar gerçekçi? Demokratlığın a.b.c'si, derin devletin varlığını reddetmek değil mi?

AK Parti hükümetine karşı verilen mücadeleye karşı değilim elbette. Muhalefet, 12 yıldır iktidarda olan Başbakan'a karşı çok sıkı bir siyasi mücadele yürütmelidir. AK Parti'nin oylarını aşağı çekmek, kendi oylarını artırmak için ellerinden gelen her şeyi yapmalıdır. Demokratik siyasetin gereği de budur. Ancak muhalefet, maalesef daha yolun başında sandıktan umudu keserek, derin devletin başlattığı darbe sürecine katılma yolunu seçti. Kendi savaşını değil, derin devletin savaşını vermeye başladı. Sandıkla deviremediğini, kısa yoldan derin devletin desteğiyle devirmeye kalktı. Sorunlu olan yan burası.

Gerçeği görmek için seçim meydanlarına bakmak yeterlidir. Halk, bu kadar hedef yapılan, şantaj kasetleriyle vurulan Erdoğan'ın yanında. Bu ilgi her geçen gün biraz daha artıyor. Bunun nedeni Başbakan Erdoğan'ın olağanüstü kişiliği mi? Bence değil. Halk derin devletin alçakça komplosuna karşı kendi oylarıyla seçtiği Başbakan'ı sahipleniyor. Erdoğan'ı derin devlete kurban etmemek için meydanları dolduruyor. Muhalefetin “yolsuzluk”, “rüşvet” ve “hırsızlık” iddialarıyla yeri göğü inletmesine rağmen etkili olmamasının nedenlerini iyi anlamak gerekiyor. Halk doğrunun ve yanlışın, iyinin ve kötünün farkında, derin devlete kulak verenlerin, bu ülkeyi nasıl bir cehenneme çevireceğini iyi biliyor. Halkı “cahil” ve “aptal” diye suçlayanların anlamadığı da işte budur.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89