• BIST 84.208
  • Altın 147,160
  • Dolar 3,7746
  • Euro 4,0581
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 2 °C
  • Ankara -2 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin -1 °C

Deprem, bu ülke ve talih…

Ersin Tek

Acının çok büyük ve bitmez göründüğü zamanlarda yazmak, konuşmak zor iştir. Olgunluk gerekiyor, sabır gerekiyor, feraset gerekiyor. Bunlar olmayınca yazmak da, konuşmak da anlamasızdır, boştur. Sözcüklerin karşıdaki için bir anlamı yoktur. Hiçbir kelime acıyı hafifletmez. Daha da büyütür. Çaresizlik, acı, öfke o kadar baskındır ki. Her lafı, her nasihati, her düşünceyi, öyle uluorta söyleyemezsiniz. Risklidir, vebaldir, kalbi patlatır, vicdanı sarsar. Hele de başkalarının acısı ise yazdığınız daha çok hassasiyet gerekir… 

Böyle zor zamanlarda yazma gibi bir alışkanlığım yok. Yazarsam da saklarım. Çok sonraları çıkarır bakarım ve de kullanırım. Aziz Nesin’in ifade ettiği gerçek üzere: ‘‘Ben bir yazarım, yazmaktan ve konuşmaktan başka bir şey gelmiyor elimden…’’ 

Ülke olarak zor günler yaşıyorduk bu son aylarda. Yıllardır süren savaş, çok kanlı bir dönemece girmişti. Bir ölüm karabasanına yakalanmıştık. Ölüm haberleriyle yatıp kalkıyorduk her gün. Bu kadar ölüm ve acı sürerken, üzerine bir de Van’daki doğal afet-deprem- eklendi, acımız kat kat büyüdü şimdi… 

Savaş yılları içerisinde, savaşla birlikte birçok doğal afet yaşadı bu ülke. Ama hiç yıkılmadı. Halk umudunu hiç kaybetmedi. Birbirlerine karşı olan sevgi, muhabbet ve dayanışma bağları hiç kopmadı. Daha da güçlendi. Lakin son birkaç ayda yaşanan olaylar ve ölümler bu bağları gevşetmiş, aklıselimi yok etmeye yakın bir noktaya getirmiş gibi. Depremden sonra yaşanan bazı durumlar vicdanları sarstı. Özellikle batı illerinde yaşayan bazı insanların sarf ettikleri sözler, göstermiş olduğu tepkiler ve ekranlara çıkarılan ahmakların söyledikleri çok vahimdi. Bizi insanlığa fatiha okumaya kadar götürdü. Bu zihniyetin vermiş olduğu hasar, depremin verdiği hasardan daha büyük. Bu dil yaralarının kapanması zor… 

Bir ayrılık-kutuplaşma, nefret- uçurumunun kıyısına gelmiş olduğumuzu gösteriyor bu yaşananlar. Bu musibet, kıyısına varmış olduğumuz uçurumun habercisiydi belki. Ülkenin yeni nesillerden pek bir şey beklememesi gerektiğinin işareti... 

Bu, büyük bir trajedidir. Böyle yaşanamaz. Gelecekten, şimdiki nesillerden bir şey beklemeden yaşamak, ölmektir. Bu acı tablo, ülke insanın diri diri mezara girmeye çalıştığını gösteriyor. Bizi vuran deprem değil, bu acı gerçek…

 Deprem, doğanın kendi döngüsü içerisinde varolan bir durumdur. Allah’ın yarattığı muazzam dengenin içerisinde ufak bir parçadır sadece. Bu durumdan bile ırkçı ve faşizan söylemler üretebiliyor birleri. Yuh artık! Ama bunun kimseye faydası yok. Herkes görüyor, biliyor. Yaşanılan depremi, Kürt-Türk çatışmasının bir sonucu olarak yansıtmak ve buradan bir öç duygusu patlatmak tehlikeli bir sürecin önünü açmaktan başka bir işe yaramayacak. Ülkede yanan ateşi daha da körüklemektir sadece. İstenilen şey, bu mu? 

Görülen o ki, daha zorlu günler bekliyor bizi… 

Yalnızca bu ahmaklık üzerinden ülke gerçeklerini değerlendirmek de doğru değil. Ama ülkenin varolan sorunlarında bu ahmaklığın nasıl bir etki alanına sahip olduğu ve sorunları nasıl çetrefilli bir hale getirdiği de ortadadır. Devlet ahmaklığı daha kitlesel ve daha güçlü bir hâle getirmek için, yıllarca öğütüm sisteminden geçirdi ülke insanını. Medya bu ahmaklığı yaymak ve ayakta tutmak için kullanıldı. Yasemin Çongar’ın ifade ettiği gibi. Medya da dünden gönüllüydü zaten ve bugüne kadar hiç hayır demedi bu yanlışa. Her türlü yalanı, aldatmayı, şantajı ve pisliği hayata geçirdiler. Son günlerde medyadan beklenilen şey yine bu… 

Bu ülkede; herkes acısını putlaştırdı, acılar yarıştırıldı, acılar üzerinden siyaset yapıldı, ölü sayıları üzerinden mutluluk çığlıkları atıldı, cesetlere tekmeler atıldı, meydanlarda savaş nutukları atıldı, ranta dönüştü her şey… Çok oldu bunlar. Bugünde aynısı oluyor. Süregelen savaşın ve deprem felaketinin sebebi izahı isteniyorsa eğer, bilinmelidir ki, en önemli sebebi bu saydığımız yanlışların yapılmış olması ve bugünde devam etmesi yönündeki ısrarcı tutumdur. Ölen onca masum insanın ve kayıp giden gelecek yılların ahıdır tüm ülkeyi tutan, bırakmayacak, daha çok sallayacak, daha çok yıkacak… 

Böyle zamanlarda oturur dedemi dinlerim. Dedemin eskilerden/hayattan damıttığı hikâyeler var. Anlatır bize sürekli. Anlattığı bir hikâye var, bu ülkenin hikâyesi sanki… 

Hikâye şöyle: 

‘‘Çok eski zamanlarda. Ülkenin birinde bir adam yaşarmış. Bu adam çok ahmak, tüketen, pisleten ve sorumsuz mu sorumsuz bir adammış. Hiçbir işi zamanında yapmaz ve asla bundan da ders çıkarmazmış. Her işi ötelermiş. Önüne gelen hiçbir fırsatı değerlendirmezmiş. Kafasında karışık düşünceler içinde dolanıp dururmuş sürekli. Geçip giden hayata böyle bomboş gözlerle bakarmış. Yine bir gün aylak gezmelerinden evine dönerken, evinden eski püskü elbiselere bürünmüş, yüzü kara bir adamın çıktığını görür. 

Hemen yaklaşıp sorar: Sen kimsin? Evimde ne işin var? 

Adam da onun yüzüne bakar ve cevap verir: Ben senin talihinim. Şimdi seni terk ediyorum. 

Ahmak adamı oracıkta bırakıp gider… 

Bunun üzerinden çok çok yıllar geçer. Bu ahmak, başka bir memlekete gider. Bu memleketin sokaklarında dolaşırken bir gün, sokaklardan bir kralın geçtiğini görür. Krala eşlik eden sürüyle adam ve karşısında hürmet gösteren halkı vardır. Bir süre bunları izler… Sonra, kralın arkasından gelen bir adama gözü takılır. Dikkatlice bakar. Adam çok tanıdık gelir. Sanki bu adamı daha önceden görmüş gibidir. Adamın yüzü gözü düzgün, lüks elbiseler içinde, güneş gibi parlıyordur. Bu adamı bir an hatırlar gibi olur. Hatırlar sonra. Evet, bu adam, onun evinden çıkıp giden o talihiydi… 

Hemen yaklaşıp sorar: Sen benim talihim değil miydin? Burada ne işin var? Neden bıraktın beni? 

Talihi, cevap verir: Evet senin talihindim bir zamanlar. Ama bugün, şu gördüğün kralın talihiyim. Senin avuçlarından çıktım bir kere. Bitimsiz ahmaklığınla kal…’’

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89