• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 11 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 13 °C
  • Berlin 14 °C

Deniz Fırat: Deniz'in enginliği, Fırat'ın cesareti...

Reyhan Yalçındağ

Bir kalem nasıl düşer toprağa, bir kamera nasıl kana bulanır. Deklanşöre basıp halkına yapılan zulmü tüm dünyaya duyurmanın çabasıyla son ana kadar direniş cephesinin içinde kalan bir gazeteci, bir kadın Deniz Fırat. Maxmur'un direnişçi kızı. Maxmur'un tarihiyle birlikte yaşı da büyüyen göç yorgunu bir ailenin dört kızından biri. Kendisinden önce toprağa düşen iki kızkardeşiyle birlikte O'nu hiçbir zaman aynı kadraja alamadığı için hayıflanan sevgili Halil Dağ'ın yoldaşı, meslektaşı. O da Halil gibi, yine gerçeklerin peşinden koşup, devrim adına deklanşöre basmak uğruna hiçbir şeyden geri durmadı, yine bu uğurda son nefesini verdi. Bugün Rojava'da, Güney'de ne yaşanıyorsa anında haberdar olunuyorsa, bu, cesaret ve inanç timsali Denizler sayesindedir. Ödenen bedel bu kadar kıymetli, bu kadar tarihi, bu kadar büyükse, geride kalanların da bu bedellerin büyüklüğüne paralel bir yanıt vermesi, tarihi önemdedir.

Kadın örgütleri tarihi bir sorumlulukla karşı karşıyadır...

Herşeyden evvel, adına IŞİD denilen ve tek hücreli hayvan gibi çoğaltılarak sürekli bir yerlerden Kürdistan'a "sevk" edilen çeteler bozuntusunun Ortadoğu'nun yerleşik halklarına ve özelde de bu halkların kadınlarına düşman olduğunu, insanlık suçu işlediklerini bilmeyen yok. Rojava sınırında Türk askerleri tarafından güpegündüz tecavüze uğrayan, sınırda çocuklarının gözleri önünde kurşuna dizilen, Şengal dağlarında cesetleri ortada bırakılan, bebeleri susuzluktan can veren, IŞİD'le karşılaşmaları durumunda tecavüze uğramamak için üzerinde bıçak taşıyan, halen binlercesinin kayıp olduğu, binlercesinin tecavüze uğradığı kadınlardan hepimizi sorumluyuz. Türkiye'de birlikte, eşit, adil, ortak yaşam ilkelerinin her zamankinden fazla karşılık bulduğu (son cumhurbaşkanlığı seçimi bunu ispatlamıştır) bir dönemde Türkiyeli kadın örgütlerinden halen anlamlı bir karşı çıkışın, desteğin ve örgütlü bir yanıtın verilmemiş olması ciddi bir handikaptır. Siyaset alanındaki (başta eşbaşkanlık, yönetim organlarında eşit temsiliyet, seçilmiş organlarda cinsiyet kotası gibi) kazanımlar sayesinde Türkiye genelindeki kadın hareketine de inanılmaz ivmeler kazandıran bu halkın kadınlarıyla destek babında basın açıklaması, imza kampanyasının çok ötesinde, olması gereken çok daha örgütlü büyük çapta etkinlikler olmalıdır. Aynı sudan birden fazla yıkanılmadığı gibi, aynı gün bir daha yaşanmadığına göre; Ortadoğu'nun bu kadim halkları, IŞİD belasını defedecektir. Önemli olan daha fazla tecavüz ve ölüm yaşanmaksızın bu korkunç saldırıların yaşandığı süreçte, vakit kaybetmeksizin kadın örgütlerinin bir an önce harekete geçmesidir.

Birşey daha: IŞİD'in bir devletlerarası proje olduğu, her geçen gün ortalığa saçılan kayıtlar ve ifadelerle daha da netleşmiş oluyor. Sadece Arap ülkelerinden değil, Avustralya'dan, Kanada'dan, Avrupa ülkelerinden, Türkiye'den katılımların yapıldığını bizzat IŞİD çete mensupları söylüyor. Dünyanın farklı yerlerinde bugüne kadar günlük ortalama yaşamlarını sürdüren binlerce çete üyesi ne oldu da, aniden akıllarına bir "Irak Şam İslam Devleti" adına Ortadoğu'nun başına musallat olmak geldi? Bu nedenle tüm bu katılımların gerçekleştiği ülkelerin "Yeni Ortadoğu Projesi"ndeki yerlerini bir an önce deşifre etmek ve Êzîdî olsun, Kakai olsun, Sünni olsun Kürtlerin, Şii Türkmenlerin, Süryanilerin asla buna izin vermeyeceklerini dünyaya anlatmak gerek.

Cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından...

Her seçimde olduğu gibi, cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra da çok şey söylendi; yazılıp çizildi. Kaybedenin statükocu, militarist, tekçi çizgi olduğu; kazananın ise halklar ve demokrasi lehine değişim isteyen ilkeler bütünü olduğu açık. Ancak birşeyin altını özellikle çizmek lazım: HDP'nin, Türkiye'nin batı illerinde oy artışını sağlamasını en fazla iki yıllık çatışmasızlık sürecine, Öcalan'ın başlattığı demokratik çözüm projesine borçlu olduğunu unutmamak gerek. Son iki yıldır Türkiye'de çatışmalara bağlı asker-polis-gerilla ölümlerinin yaşanmaması, bugüne kadar, yaygın medya dışında haber kaynaklarıyla beslenmeyen Türklerin vicdanlı olanlarının şapkalarını önlerine koymalarına, ellerini vicdanlarının üzerine koymasına da yol açmıştır. Bu nedenle, seçimden çıkartılan ilk ve en ivedi sonuç, müzakereleri yürüten taraftan biri olan Kürt tarafının 16 yıldır ağır tecrit koşullarında yaşayan lideri Öcalan'ın artık özgürlüğüne kavuşması ve müzakereleri eşit koşullarda sürdürmesidir. Müzakerelerin bundan sonra kalıcı ve onurlu barışçıl çözüme evrilmesinin birinci şartı, budur.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89