• BIST 108.489
  • Altın 152,547
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 16 °C
  • Diyarbakır 7 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin 10 °C

Demokratikleşme 'paketi'

Doğu Ergil

Çok yakında bir "demokratikleşme paketi" daha açıklanacak. Seviniyor ve heyecanlanıyoruz. Kimileri beğenmeyecek, kimileri yetersiz bulacak. Ama önemi yok; Başbakan'ın dediği gibi bu bir aşama olacak ve süreç devam edecek. Nihai hedef, "ileri demokrasi."

İyi de sosyolojik bir olgu olan ucu açık demokratikleşme süreciyle içeriği, çerçevesi ve hazırlayanın demokrasiden ne anladığıyla sınırlı 'paket' gerçeği mantık ve pratik olarak amacına ne kadar uygun?

Geçmiş paketler

Bu soruyu şu nedenle soruyorum: 1839 Tanzimat, 1856 Islahat, 1876 1. Meşrutiyet padişah fermanı olarak sunulmuştu. 1908 2. Meşrutiyet ve "Hürriyetin ilanı" İttihat ve Terakki'nin bir girişimiydi.

Diktatoryal bir kadronun hürriyet anlayışı ne olabilirdi ki? Kısa zamanda anlaşıldı: Kendileri üzerinde padişahın/sarayın denetiminin kaldırılması ve kazandıkları hareket alanını kullanarak toplumu demir yumrukla yönetmek isteği...

1961 ve 1982 anayasaları darbe ürünüdür ve onlar da 'yukarıda' tasarlanıp, 'aşağıda' servis edilmiş metinlerdir. Toplumun tüm kat ve farklarıyla katıldığı bir müzakere sürecinin sonucu doğmamışlardır.

Onlar da kendi çaplarında birer 'paket'tirler. O nedenledir ki bunca anayasaya rağmen ne ülke gelişmiş bir demokrasiye kavuşabilmiş ne de anayasanın belgeleyeceği ve koruyacağı büyük barışını yapabilmiştir.

Bu durumun bir nedeni Türkiye'de özgürlüklerin sınırlarını, "iyi" ve "doğru"nun ne olduğunu belirleyenin toplumsal anlaşma değil, yönetenlerin iradesi olmasıdır. Diyeceksiniz ki "Yönetici asker de olabiliyor sivil de; o veya bu partiden olabiliyor; kendine sağcı veya solcu diyebiliyor. Bir fark yok mu?" Pek yok çünkü darbe veya seçimle de gelse yönetenlerin siyaset aracı onların gücünü orantısız olarak artıran devlet makinesidir. Türkiye'de devlet öyle güçlü bir kavram ve olgudur ki "vatanın da milletin de" sahibidir. Tüm güçleri (yasama, yürütme ve yargı) kendinde toplar ve bireyin sabahtan akşama, doğumdan ölüme kadar her anını planlar ve yönetir. Böylesine güçlü bir devlet geleneği olan toplumda hürriyetleri de demokrasiyi de devlet "paket" olarak ihsan eder. (Ya da etmez.)

Vesayet

Bu durumun açık adı vesayettir. Kadro olarak vasinin kim olduğu hiç önemli değildir. Vesayet devletle ona tabi kılınan toplum arasındaki ilişkinin adıdır ve bu cumhuriyet tarihi boyunca hiç değişmemiştir.

Hükümetler, adları ne olursa olsun, hangi partiye bağlı olurlarsa olsunlar, iktidar oldukları anda devletin engin gücünün büyüsüne kapılıp, vesayetin çarklarını kendi adlarına işletmeye başlarlar. Düzen böyle kurulmuştur; güç ayartıcıdır. O nedenle bizdeki demokrasi hep kısmi, şartlı ve sınırlıdır. Toplumun kendi arasında vardığı anlaşmalar, kendi içinde oluşturduğu koalisyonlardan türemez. Devletin (iktidarın) ihsanı oranında, paketler biçiminde ve hep eksikli biçimde gerçekleşir.

Bunu normal karşıladığımız sürece demokrasi (olduğu kadarıyla) bizim eserimiz değil, devletin (iktidarın) lütfu olacaktır. Verilenle yetinip sevineceğiz, eksik kalanı da gelecek paketlerde arayacağız.

Biz cihan imparatorlukları kurmuş büyük bir milletiz. Devlet kurmaktaki maharetimizi neden demokrasiyi inşa etmekte gösteremiyoruz? Galiba işin püf noktası, eşitlik, uzlaşma ve ortaklık olgularından çok hükmetmek alışkanlığımızda. Bundan kurtuluşun tek yolunun devletin vesayet değil hizmet kurumu haline getirilmesidir. Yeni anayasa bunu hedeflemedikçe umudumuz paketler olacaktır.

  • Yorumlar 3
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89