• BIST 107.882
  • Altın 143,804
  • Dolar 3,5304
  • Euro 4,1439
  • İstanbul 25 °C
  • Diyarbakır 40 °C
  • Ankara 24 °C
  • İzmir 28 °C
  • Berlin 22 °C

Demokratı kıt bir demokrasi

Doğu Ergil

Beş günlük bir yurtdışı gezisine çıktım. Döndüğümde gece yarısı eve dönerken geçtiğim yollar başka bir şehre geldiğim izlenimi veriyordu. Sökülmüş kaldırım taşları, yol ortasına bırakılmış çöpler ve bidonlar bir 'şeyler' olduğunu ima ediyordu. Her ne kadar her olan biteni kabaca yabancı gazetelerden okumuş ve telefonuma düşen A.A. kısa haberlerinden izlemişsem de "olay yeri" gözlemi başka bir şey... Bir sel gelmiş geçmiş gibi...

Sel niye olur? Ya yağan yağmurun veya eriyen karın olağan olarak aktığı kanallara sığamaması ve taşması ile ya da bu akışın önünü kesecek yapay engeller oluşmuşsa. Genellikle siyasal-sosyal taşkınlar bunların ikisinin birden olduğu yerlerde/durumlarda ortaya çıkıyor. Ve her sel, bir sonrakini engelleyecek dersler bırakarak çekilir. Tabii anlayana...

Hocavari ukalalıkların hiç gereği yok ama demokrasinin olmazsa olmaz kuralları vardır. Onları önemsememek, toplumsal duyguların, tepkilerin ve muhalefetin akış kanallarını tıkamak toplumsal enerjiyi yapıcı olmaktan çıkarıp tahripkâr bir sele dönüştürür. Taksim olayları bunun ufak bir örneği. Sıralayayım:

1- İktidar, kişisel, kalıcı ve sorgulanamaz değildir. İktidarlar, hizmet talebiyle işlevsel bir görev yüklenmiş olan siyasi kadrolardır. Toplumun beklentilerine yanıt verdikleri, ihtiyaçlarını karşıladıkları sürece görevde kalırlar. Yöneten ile yönetilen arasındaki fark geçici ve yapılan işle ilgilidir. Ne bir müktesep hak ne de kalıcı bir ayrıcalık doğurur.

2- Toplum doğası gereği çoğul bir varlıktır. İçinde barındırdığı çoğulluğu çatıştırmadan bir arada yaşatmak bütün yönetimlerin varlık nedenidir. Aksi halde karşıtlıklarda ve çatışmalarda taraf olurlar. Çatışmaları/farklılıkları yönetemeyen iktidarlar, kabaran tepkilerin önünde sürüklenir, etkilerini kaybederler.

3- Demokrasinin olmazsa olmaz koşulu seçimdir. Ancak seçim genel eğilimleri belirler. Seçimin bir anlam ve önem arz etmesi için seçenlerin seçenekleri de belirlemesi gerekir. Seçilecek kişilerin ayrıcalıklı bir azınlık veya parti merkezi tarafından belirlenmesi ve yüksek barajlarla (bizde dünyada örneği olmayan %10) seçeneklerin ve katılmanın sınırlandığı bir sürece seçim demek zordur. Parti tercihi demek daha doğrudur. Bu durumun seçmen nezdinde hoşnutsuzluk ve acizlik duygusu uyandırmaması mümkün değildir.

Seçimle oluşan iktidarlar/yönetimler, kendilerine oy vermeyenlerin istek ve beklentilerini karşılamak ve endişelerini gidermek durumundadırlar. Aksi halde bir çoğunluk diktatörlüğünden söz edilebilir. Azınlıklarını tatmin edemeyen ve mağduriyet duygusunu gideremeyen iktidarlar, çoğunluk desteğine rağmen istikrar ve toplumsal dayanışma duygusunu sağlayamazlar.

4- Türkiye siyasetinin en büyük zafiyeti, demokratı kıt bir demokrasi olmasıdır. Demokrasinin tüm kurumları vardır ama iktidarlar ne hikmetse kendi yetkilerinin sonsuz ve genel "iyi"nin tekeline sahip olduğuna inanırlar. Çoğulluğu/farklılıkları yönetmek, yani çoğulculuk yerine kendi bildikleri bir dünyayı ve yaşam tarzını tüm topluma dayatmak gibi bir hatayı tekrarlardır. Laik veya dindar; sağcı veya solcu; asker veya sivil tüm yönetimlerin en büyük hatası bu olmuştur.

5- Toplumu bütünüyle değiştirmek ham hayaldir. Yönetimler, toplumsal kesitlerin tüm renk ve farklarıyla kendi istekleri doğrultusunda gelişecekleri ve dünyaya uyum sağlayacak biçimde değişmesinin önünü açmalıdır. Değişimi herkes adına yönetmeye/dayatmaya kalkan yönetimlere totaliter denir ki hem kendilerine hem de topluma zarar verirler.

Eh! Ne dediğim anlaşılmıştır herhalde.

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89