• BIST 82.779
  • Altın 146,779
  • Dolar 3,7701
  • Euro 4,0274
  • İstanbul 6 °C
  • Diyarbakır -1 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 4 °C
  • Berlin -4 °C

Demokrasiye veda sürecinin başında

Ümit Kıvanç

Kaddafi sahiden bir lağımda mı ele geçirildi? Yoksa, bu gözü dönmüş muktedirin kendilerine “fareler” ve “hamamböcekleri” demesini hazmedemeyen isyancılar onun son anları için böyle bir senaryoyu mu uygun gördüler? Bilemiyoruz. Fakat yakıştı.

Libya’da olan biteni izlerken, Kaddafi’nin mutlaka güvendiği birşeyler olduğuna, bizim, ortalıktaki haber kanallarımızla bunları öğrenemeyeceğimize kanaat getirmiştim. Yokmuş böyle şeyler. Silahı ve örgütlü silahlı gücü, çoğunluğunu acemi nişancıların oluşturduğu isyancılara göre fazlaymış, o kadar. NATO uçakları dengeyi değiştirince, hâlâ güvende olabileceği tek yere, Sirte’ye sığındı, aslında hapsoldu, sonra da oradan beceriksizce kaçmaya çalışırken yakalandı.

Petrol zengini, stratejik bir ülkeyi 42 yıl boyunca kimsenin gık demesine meydan vermeden yönetebilen bir lider, olacak bitecekleri bu kadar mı öngöremez! İnsan hayret ediyor. Beşşar Esad için de aynı soruyu soruyorum. Girdiği süreç, er ya da geç devrilmesiyle sonuçlanacak, aksi mümkün değil. Ve bu koşullarda sürdürülen bir iktidar, sahibine nasıl bir doyum, nasıl bir sürdürme arzusu verebilir ki?

Galiba göremiyorlar. İktidardan bakınca dünya, hayat, hakikat başka türlü gözüküyor. Galiba iktidar sahipleri için en büyük tehlike bu.

Bizim başımızda Kaddafi veya Esad gibi gözü dönmüş diktatörler yok. Meşru seçimle gelmiş bir hükümet var. Ancak, bu, muhtemelen parlamenter demokrasi tarihinin en alternatifsiz, en güçlü tek parti hükümeti. Şöyle tarif edersek belki daha açıklayıcı olur: İktidarının sınırlarını göremeyen bir hükümet.

Hâlbuki parlamenter demokrasi denen rejimin demokrasinin bir çeşidi olmayı hak edebilmesi, iktidarın sınırlanabilmesiyle doğru orantılıdır. İktidar, kendisine muhalif kesimleri hesaba katmak zorunda kalmıyorsa, kendini her istediğini yapabilecek konumda hissediyorsa, seçilerek de gelmiş olsa, bir parlamenter demokrasiyi demokrasi olmaktan çıkarabilir. Şimdi yaşadığımız süreç, iktidar partisi liderinin kişilik özellikleriyle birlikte düşünüldüğünde, tam da bu tehlikeyi barındırıyor.

Üstelik, bir ülkedeki demokratik hayatı veya demokrasi unsurlarını, kırıntılarını, nasıl diyeceksek, yok edebilecek bilumum etkenler bizde mevcut. Meselâ demokrasi kavramına bizzat iktidar partisinden bile daha uzak muhalifler (parlamento dışı muhaliflerin çoğu dâhil). Meselâ devlet zorunun oransız, hattâ kötüye kullanımını meşrulaştıracak dehşet ortamı. Hukuksuzluğu varlık zemini, toplumuyla savaşmayı aslî hayat gayesi, başına buyrukluğu ve denetlenemezliği varoluş çerçevesi haline getirmiş devlet geleneği. Bu geleneğin, gücü ele geçirenin eline hemencecik verebildiği sayısız tahakküm araçları. Meselâ insan hayatının değer taşımaması, ölümün, hele hem devlet uğruna hem devlet elinden ölümün kanıksanmış oluşu. Meselâ bireysel özgürlüğün başlı başına bir toplumsal değer olmayışı. Meselâ insanların hakikatle ilişkisinin baştan rayından çıkarılmış oluşu nedeniyle her türlü manipülasyona, dolduruşa açık bir kamuoyu. Hep mağdur hep haklı olmaya şartlandırılmış bir toplum. Her türlü ahlâksızlığına, insanî duyarsızlığına millî, dinî, siyasî gerekçeler icat etmekte hiç zorlanmayan çoğunluk ve daha kötüsü, azınlık ideolojileri. Meselâ, linç geleneğiyle hesaplaşmak şöyle dursun, her fırsatta, arkasına devletin açık ya da örtülü desteğini alarak bu işe kalkışmaya alıştırılmış militan milliyetçi-ırkçı grupların ve onları “vatandaşlar” olarak anmayı alışkanlık haline getirmiş bir medyanın varlığı. Ve elbette, âdetâ bütün stratejisini son ferdine kadar bütün Kürtlerle bütün Türkleri birbirlerine düşman etmek üzerine kurmuş bir silahlı örgütün sistemli faaliyeti. Nihayet, olayların Ortadoğu coğrafyasında cereyan etmesi. Yani, güce tapınmanın gayet olağan bir müessese ve psikolojik durum sayıldığı, “siyasî” odakların birbirlerine mesajlarını silahla, bombayla ilettiği bir yerde bulunmamız. Üstelik bu yerde, uluslararası hukuk kavramının da en fazla bir İsrail jetindeki bomba sayısı kadar hükmünün olması.

Bu düşündüklerimin tamamen yanlışlanması dileğimi tekrarlarken, şunu hatırlatmak isterim: Bu memleketi yaşanası bir yere dönüştürme görev, sorumluluk ve imkânına sahip olan, otuz yıla yayılmış acılardan, elli bin can kaybından sonra hâlâ bir sorunu ve çözümünü içine sindiremeyen iktidar sahipleridir.

Bu elbette bugünkü iktidarda sınırlı bir yargı değil. Ama insan en azından dönülüp dolaşılıp aynı noktaya gelinmemesini, çekilmiş bunca acının bari bir uyanışa yaramasını umuyor.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89