• BIST 83.456
  • Altın 147,099
  • Dolar 3,7651
  • Euro 4,0462
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır 3 °C
  • Ankara -3 °C
  • İzmir -1 °C
  • Berlin -4 °C

Demokrasiye ‘asker freni’nden sonra şimdi de ‘sivil freni’ mi?

Hasan Cemal

Mehmet Ali Birand, “Asker yerine polis devleti mi?” diye, Oral Çalışlar, “Operasyonculukla nasıl bir Türkiye kurulur?” diye soruyor. Ben de konuya ilişkin eski sorularımı tekrarlıyorum.
 
Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden, benim sevdiğim deyişle Mülkiye’den bir hocama rastladım bu yakınlarda.
 Yazılarımı izlediğini, askeri çok fazla eleştirdiğimi, buna katılmadığını belirttikten sonra dedi ki:
“Rejime bizde fren lazım, fren!”
Fren Türk Silahlı Kuvvetleri’ydi, yani asker...
 Mülkiye’ye 1961 yılında, 27 Mayıs darbesinin hemen ertesinde girdim. Neredeyse tüm hocalarım 27 Mayıs’çıydı ve bir kısmı darbe anayasasının yapılmasına bizzat katılmışlardı.
Bir başka deyişle:
‘Asker freni’ni anayasallaştırdılar!
 Ya da ‘asker freni’ni kurumsallaştırarak, askeri vesayeti sağlam kazığa bağladılar, bunu da demokrasi sanarak...
 Mülkiye yıllarını anımsıyorum.
 Hocalarımız 27 Mayıs darbesini hep şöyle mazur ve gerekli gösterirlerdi:
Demokrat Parti iktidarı, Meclis’teki büyük çoğunluğuna dayanarak ‘dikta’ya gidiyordu, asker fren koydu; darbeyle diktanın yolunu kesti.
 Bu ‘asker freni’ anayasal nitelik kazandıktan sonra asker Türkiye siyasetinin başından eksik olmadı.
Halkın oyuna hiç güvenmedi.
 Seçim sandığından çıkanı silahla götürmeyi bir alışkanlık haline getirdi.
 Kısacası:
Bu asker freni, Türkiye’de demokrasi ve hukuk devletini sürekli frenledi.
Şimdi Türkiye bu ‘fren’den kurtuluyor; ‘askeri vesayet’in çözülüş sancılarını yaşıyor.
 Bir Yunanistan’ın, bir İspanya’nın, bir Portekiz’in 1970’lerde yaşadıklarını, biz 2000’lerde özellikle Ak Parti iktidarıyla yaşamaya başladık.
 O ülkelerde de kolay yaşanmadı bu süreç. Askerin tam olarak sivil otoriteye tabi kılınması zaman aldı, sıkıntılı oldu.
 Bizde de farklı değil.
 Demokrasi ve hukuk devletinin tüm kural ve kurumlarıyla yerli yerine oturması siyasal mücadeleyle, siyasal olgunlaşmayla, demokrasi kültürünü hazmetmeyle mümkün olabiliyor.
Şunu vurgulamak lazım:
 Demokrasi diyorsak, ‘asker freni’nden ya da ‘askeri vesayet’ten tamamen kurtulmak zorundayız!
 Türkiye bu yolda ilerliyor.
 Ama şu soru da geçerli:
‘Asker freni’nden kurtulan bir Türkiye tam anlamıyla demokrasiyi kucaklamış mı olacak?
 Demokrasiye doğru büyük bir aşama kaydedilecek ama iş elbette bitmeyecek.
 Demokrasi ve hukukun üstünlüğü yolunda aşılması gereken engeller var.
 Yeni anayasa...
Kürt sorunu, PKK...
İfade özgürlüğü...
 Hapisteki gazeteciler...
KCK’dan yatanlar...
 Bu engeller aşılmadan demokrasi ve hukukun üstünlüğü tam anlamıyla gelmiş olmayacak bu ülkeye...
 Demokrasi bir süreçtir!
 Türkiye ‘asker freni’nden kurtulurken, demokrasinin, daha doğru deyişle demokratikleşmenin zaman aldığını hiç akıldan çıkarmamak gerekiyor.
 Asker freni boşalırken ‘sivil freni’ de devreye girebilir.
 Sivil rejim otoriterleşebilir!
 Evet, Başbakan Erdoğan bugün çok güçlenmiş durumda. Yüzde 50 oy var arkasında.
 2000’lerin başından itibaren hayatı kendisine cehennem etmiş olan ‘askeri vesayet’le, askerin sivil bürokrasideki, yargı ve üniversitedeki ‘işbirlikçileri’ni fena halde geriletti.
 Ama Erdoğan’ın aynı zamanda iş ve medya dünyası üstündeki gölgesi de uzadıkça uzadı.
Bu durumla birlikte işini kaybeden gazetecilerin son dönemde çoğalması bir başka tedirginlik kaynağıdır.
 Türkiye, ‘asker freni’nden kurtulmadan demokratik hukuk devletine açılamazdı.
Şimdi bu yol açılıyor.
 Tayyip Erdoğan’ın bir lider olarak bu süreçteki belirleyici, yapıcı rolü teslim edilmeli.
 Ama iş bununla bitmiyor.
 Erdoğan’ın elinde gerçekten büyük bir güç toplanmış, eski deyişle temerküz etmiş durumda.
 Bu gücü nasıl kullanacak?
 Güç şımartabilir de...
 Erdoğan’ın gücü sevdiği, bu gücü kendine saklamadığı, bazen de acımasızca kullandığı malum, örnekleri var.
 Önümüzdeki dönemde Erdoğan eğer bu gücü daha çok demokratikleşme yolunda kullanırsa, Türkiye’nin önü açılır.
 Demokratik bir anayasa yaparsa...
 Kürt sorunuyla şiddetin bağını kopartıp, PKK’ya dağdan iniş kapısını açarsa...
İfade özgürlüğünün sınırlarını Türk Ceza Yasası’nı, Terörle Mücadele Yasası’nı değiştirerek genişletirse...
 Hapisteki gazetecilerin, hapisteki KCK’lıların özgürlüğünü sağlayacak yasal düzenlemeler yaparsa...
 Medya ve iş dünyasının üstüne düşen gölgesini kısaltırsa...
İşte Erdoğan, olağanüstü büyümüş olan siyasal gücünü bu yollarda kullanabilirse, askeri vesayetten sivil vesayete mi sorularının herhangi bir inandırıcılığı kalmaz.
 
* * *
 Yukarıdaki yazım yeni değil, 4 Ağustos 2011 tarihli.
 Güncel siyasetteki gelişmeler ve dünkü Posta’yla Radikal’de Mehmet Ali Birand’ın “Asker yerine polis devleti mi?”, Oral Çalışlar’ın “Operasyonculukla nasıl bir Türkiye kurulur?” başlıklı yazılarını okuyunca, eski yazımı bir kez daha yayımlamak ve sorularımı yinelemek istedim.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89