• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 13 °C
  • Diyarbakır 17 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 22 °C
  • Berlin 12 °C

Demokrasi değil seçim paketi

Muzaffer Ayata

Yılbaşından bu yana Sayın Öcalan’ın önderlik ettiği ve temellerini attığı bir süreç işlemektedir. Bu süre içinde silahlar susturulmuş ve gerilla güçlerinin sınırdışına çekilmesi başlanmıştı. Bu süre içinde hükümetin de yapması gerekenler vardı. Ancak aradan dokuz ay gibi uzun bir süre geçmesine rağmen hükümet kanadından elle tutulur hiç bir adım atılmadı. Kürt tarafının tüm uyarı ve girişimleri karşılıksız kaldı. Bunun üzerine gerilla güçlerinin geri çekilmesi durduruldu.

Bu gelişmeler yanında bilinen Gezi protesto ve eylemleri gündeme geldi. Bu protestolara karşı da hükümetin tavrı bastırma ve iktidara karşı bir komplo olarak görerek yönelme oldu. Ortaya çıkan sorunları ve talepleri halkın talepleri olarak görüp demokratik normları yükseltme ve özgürlük alanlarını genişletme yerine polisiye ve bastırma yöntemleriyle üzerine yürümeyi tercih etti.

Kürt sorunun da ise tarihi bir fırsat yakalayan hükümet yine iktidar ve oy hesaplarıyla kafayı yordu. Sorun olgunlaşmış, Kürt tarafı silahlar yerine siyasetle çözümü kabullenmiş ve Türkiye toplumu da buna genelde olumlu bakar hale gelmişti. Artık Kürtlerle savaşmaya istekli ve savaşı kazanacağına inanan bir ordu da kalmamıştı. Bölgedeki gelişmeler ve dünyadaki konjonktür sorunun çözümü için oldukça elverişli bir ortam sunuyordu. İmralı görüşmelerine ABD ve Avrupa’nın tepkisi olumlu olmuş, desteklerini açıkça dile getirmişlerdi.

Rojava’daki devrimsel gelişme, Türkiye’nin komşuları olarak Kürtleri öne çıkarır olmuştu. Komşularından İran hariç sorunun çözümünü zorlaştıracak kimse kalmamıştı. İçerideki ve dışarıdaki bütün olumlu gelişme ve imkanlara rağmen AKP Hükümeti çözüm için adım atmadı. Yaptığı tek şey İmralı görüşmelerini kabullenmek ve askeri operasyonları durdurmak oldu. Bunlar çözüm ortamının hazırlanması için gerekliydi ancak çözümün kendisi değildi ve çözüm yerine geçemezdi. Çözüm için asıl bundan sonra yasal ve anasasal değişimler ve ortamın normalleşmesi gerekiyordu.

Erdoğan bırakalım yasal anayasal değişimleri hızlandırmak Sayın Öcalan üzerindeki tecridi bile hafifletmedi. Sadece istediği zamanda BDP’den iki kişinin gitmesine izin verdi. Öcalan’a bir partner, Kürt sorununu ortak çözecekleri bir taraf olarak bakmak yerine taktiksel bir araç olarak baktılar. Hala avukatlarıyla bile görüşmesine izin vermiyorlar. Yüzyıllık çatışmalı bir sorunu çözecek bir tarafın liderini hapishanede bir tutsak ve rehine olarak görmek doğal olarak sorunun ciddiyetle ele alınmadığını gösteriyordu.

Bunların yanında AKP Hükümeti giderek devleti ele geçiren ve otoriter bir yönetim tarzını oturtan bir iktidar olarak dünyanın karşısına çıktı. Dünyadaki algısı da değişti. Yüzde elli oy alan bir parti seçimden bu yana olumlu hiç bir adım atmadı ve yeni seçimler yaklaştı. Kürtlerle yürüttüğü süreç artık tıkanma noktasına geldi. Bütün bunları, iç ve dış baskıları, seçimleri dikkate alarak kendisini rahatlatmak için bir “demokratikleşme paketi” açtılar. Bunun reklamını ve pazarlamasını olabildiğince iyi yaparak toplumu seçime kadar oyalamaya ve durumu idare etmeye çalışacaklar.

Demokratileşme paketinin özü İmralı görüşmeleri ve belirlenen yol haritasının devredışı bırakılmasıdır. Orada heyetlerle yapılan görüşmeler ve varılan mutabakatların dikkate alınmadığı, AKP’nin tamamen seçim hesaplarıyla hareket ettiği rahatlıkla söylenebilir. Pakette yer verilen bazı konular zaten pratikte aşılan şeyler. Güven ortamının oluşması ve savaşın geri dönülemez biçimde sonlanması için koruculuk sisteminin kalkması, terör yasasının değişmesi, hapishaneleri boşaltacak düzenlemler vb beklenirken bunların hiçbirine dokunulmadı. Paket kamuoyunda tartışılmadan, farklı kesimlerin talepleri dikkate alınmadan hazırlandı. Ne Aleviler ne de Kürtler kimlikleri ve varlıklarıyla mevcut sistemde yerini alamadı. Dolayısıyla mevcut durum yani sistem olduğu gibi korunuyor ve sürdürülmesi hedefleniyor. Bu açıdan demokratikleşme ve sistemin değişimi gibi isimleri bu pakete ve hükümete iliştirmemek gerekir.

Ankara’nın bilinen tepeden inmeci ve halk adına karar verme hastalığı yine eksiksiz karşımıza çıkıyor. Kürtçe özel okulların açılmasına izin verilecekmiş. Erdoğan Ortadoğulu liderlere halkınızın sesine kulak verin nutukları çekiyordu. Ancak kendisi Kürt halkının taleplerine ise kulaklarını tıkamaya özel olarak çabalıyor. Şimdiye kadar hiç bir Kürt partisi, kurumu, derneği bile özel Kürtçe okul talebinde bulunmuş değil. Kürtlerden kimse böyle bir talepte bulunmuyor. Öyleyse özel okul neden yasalara sokulmaya çalışılıyor?

Tüm Kürt çevrelerinin ortak talebi anadille eğitimdi. Hükümetin bunu yasalaştırmak ve hazırlıklarını yapmak için çalışması ve niyet beyanında bulunması gerekiyordu. Ancak bunlar ortada yok. Ortada olan tamamen seçimleri hedefleyen ve kamuoyunu oyalayan bir operasyon paketidir. Bu paketle hükümet seçimlerde rahatlamayı ve birşeyler yapıyor, değişim ihtiyaçlarına kulaklarını kapatmamış görüntüsü vermeye çalışıyor.

Kürtleri oyalayarak, bekleterek iktidarını pekiştirmeyi hedefleyen bir hükümet ve seçim paketiyle karşı karşıyayız. Yandaşları ve özel savaş propaganda aygıtları nasıl çalışırsa çalışsın işin özü budur. Kürt halkı ve politik kurumları bunun bilincindedir. Kürt halkı siyasi açıdan gelişmiş ve bu numaralarla fazla oyalanamayacak bir halktır. Örgütlü direnişini yükseltecek ve gerçek demokrasi bayrağını yere düşürmeyecektir.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89