• BIST 82.300
  • Altın 147,981
  • Dolar 3,8287
  • Euro 4,0719
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 7 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 10 °C
  • Berlin -1 °C

Demirtaş’lı HDP’nin bugünü ve yarını

Kadri Gürsel

Müzakere eden taraflardan ikisi de Kürt sorununun ancak Türkiye’nin total demokratikleşmesi ile kalıcı biçimde çözülebileceğini görse ve savunsa ülkemizin geleceği açısından ne güzel olurdu...

Maalesef tarafların birinden hiç umudumuz yok.

Seçilmiş Cumhurbaşkanı Erdoğan ve partisi AKP’nin “barış ve çözüm süreci”nden anladığı şeyin, kapsayıcı, çoğulcu ve eksiksiz bir demokratikleşme vizyonuyla ilişkilendirilmesi imkansız. Çünkü Erdoğan ve partisinin böyle bir Türkiye vizyonu yok.

Müzakerecilerden ikincisi olan Kürt tarafı hakkında ise bir umut besleyebiliriz.

HDP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Selahattin Demirtaş, çoğulcu, kapsayıcı, özgürlükçü ve eşitlikçi bir Türkiye vizyonunu merkezine alan bir seçim kampanyası yürüttü...

Kürt kimlikli Cumhurbaşkanı Adayı, Türkiye’nin bütünlüğü içinde Kürtler için ne istiyorsa, herkes için aynısını istedi.

Kürt sorununun çözümünü, Türkiye’nin demokrasi krizinin çözümünden ayrı düşünmeyen bir söylem geliştirdi.

Üstelik bütün bunları, kendisine sosyal-demokrat diyen bir partinin de pekala benimseyebileceği bir sol ve muhalif hat oluşturarak yaptı.

Ve partisinin oylarını yüzde 50 oranında artırarak Cumhurbaşkanı Seçimi’nin yıldızı oldu.

Demirtaş’ın aldığı 3.8 milyon oy, yüzde 9.8’e tekabül ediyor. Demirtaş, partisinin oylarını yüzde 10’luk seçim barajının eşiğine taşımıştır.

Memleketinden uzaktaki mevsimlik turizm, tarım ve inşaat işçileri arasındaki seçmenleri de oy kullansaydı yüzde 10’u rahatlıkla geçecekti.

Demirtaş’ın başarısında elbette ki İhsanoğlu’nu içine sindirememiş olan tepkici Alevi ve sol CHP seçmeninin payı vardır.

Şimdi HDP’nin bağımsız adaylarla değil, parti olarak katılacağı ilk genel seçimde yüzde 10’luk barajı aşarak meclise girmeyi hedefleyeceği, beyanlardan da anlaşılıyor.

Ancak, sonbaharda bir erken genel seçim gündeme gelirse HDP’nin barajın altında kalma riskini göze almayıp yine bağımsız adaylarla yarışacağını da anlıyoruz.

Dolayısıyla, HDP’nin zamana ihtiyacı var.

Her halde HDP, seçim barajını rahatlıkla geçeceğinin güvenini kendinde görmeden bir genel seçime parti olarak girmeyecektir.

HDP’nin barajı geçmek üzere Demirtaş’la yakaladığı damarda güçlenerek ilerlemesi ise bazı koşullara bağlı...

En önemlisi çatışmasızlık durumunun devamıdır.

İkincisi, Demirtaş’ın söylem ve politikasında somutlaşan muhalif çizginin güçlenerek yerleştirilmesidir. HDP, ülkenin batısında ve hele İstanbul’da yerel seçimler öncesinde yaptığı gibi iktidara değil de ana muhalefete muhalefet etmeyi öne alan Sırrı Süreyya Önder politikasına rücu ederse, yüzde 6’lara geri döner.

Muhalefete muhalif bir HDP, AKP’ye muhalif sosyalistlerden ve sosyal-demokratlardan oy almakta zorlanır.

İktidara değil de muhalefete muhalif bir HDP kendisini, perde arkasında tasarlanmış bir “başkanlık rejimi-Öcalan çözümü”nün “muvazaa partisi” olarak algılanmaktan kurtaramaz.

İkincisine bağlı olarak üçüncüsü ise HDP’nin BDP’den miras geleneksel siyasi kültürü, Demirtaş’ın yakaladığı başarının muhtevasını doğru okuyarak kendi bünyesinde değişime tabi tutmasıdır. En hassas, en zor ve en çetin olanı da budur: Kürt kimliğini savunmak, onu yeni ve ortak bir demokratik Türkiye vizyonu içinde geliştirmek ama “silahsız PKK” olarak da görülmemek...

İktidar elbette ki HDP’nin hedeflerini tutturamayıp “Kürt partisi” BDP’nin devamı olarak kalmasını ister.

Çünkü kendisini Kürt kimliğinin ve onun bölgesel sınırlarının ötesine taşıyamayan, ülkenin batısıyla bağ kuramayan bir HDP, seçimlere de parti olarak giremez.

HDP’nin seçimlere hep ola geldiği gibi bağımsızlarla girmesi halinde bundan en çok onun Kürt bölgelerindeki tek rakibi olan AKP, aslında HDP’nin hakkı olan milletvekilliklerini alarak faydalanacaktır.

Tersinden bakalım: Parti olarak seçime girip yüzde 10 barajını geçen bir HDP’nin mevcut milletvekili sayısını en 20 kadar artırması bekleniyor. O zaman da AKP tek başına anayasa yapacak sandalye sayısının çok altına düşecektir.

Nereden bakarsanız bakın, sonuçta HDP’nin, İmralı ve Kandil gerçeklerinin yanında, siyasi gücünü ortak bir demokratik Türkiye vizyonunun temsiline borçlu üçüncü bir aktör olarak temayüz etmesi hepimiz için iyidir.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89