• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 19 °C
  • Diyarbakır 27 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 18 °C
  • Berlin 25 °C

Demirtaş bu Nevruz’u taşır mı?

Ergün Yıldırım

Cumhurbaşkanlığı aday sürecinde edindiği tecrübe ve aldığı oylarla yöneldiği özerk liderlik duygularını bir kenara bırakmak zorunda kalacaktır. Çünkü iki rolü birden oynaması ve taşıması mümkün değildir. Türkiyelilik arayışını statükocularla bütünleşerek ve süren Çözüm Sürecini akamete uğratarak yürütmesi mümkün değil. Çözüm Süreci ve meşru iktidara rağmen bir Türkiyelilik siyasetinin realitede yürümesinin imkanı yoktur.

2013 yılında okunan Nevruz Mektubu ile PKK ateşkesi ilan etti. Öcalan bütünleşmeye, birliğe ve beraberliğe dair önemli mesajlar verdi. Kürtler ve Türklerin ortak millet varlığına çağrıda bulundu. Mezopotamya ve Anadolu’nun beraberliğinden bahsetti. Kürt Milliyetçi Hareketi, beklenmedik bir çağrıyla karşılaşmıştı. Özellikle Kandil ve HDP tam manasıyla yeni bir siyasetle karşılaşmışlardı. Millet onlar için diniydi, beraberlik ulusaldı. Oysa onlar sol, seküler ve milliyetçi bir siyasal anlayış içinde mücadele ederek gelmişlerdi bugünlere. Şimdi bu dünya görüşlerini restore etmek ya da köklü bir biçimde değiştirmek zorundaydılar.

2015 Nevruzuna girdik şimdi. Bu yazıyı yazarken daha açıklamaları dinlememiştim. Henüz çağrı yapılmamıştı. Ancak iki yıl süre içinde yapılanlar, atılan adımlar ve çözüm süreciyle gerçekleştirilenler insana belli bir okuma imkanı veriyor. Özellikle Öcalan’ın PKK’nın silahları bırakacak kongreyi yapmaya yönelik yaptığı çağrı, bunu daha da netleştiriyor.Net olan şudur: Silahlı mücadele dönemi bitmiştir artık. Çünkü demokratik atılımlar bunun hiçbir gerekçesini bırakmamıştır. HDP, demokrasinin süreçlerinden yararlanarak her türlü projesini gündeme getiriyor ve çeşitli yasal taleplerde bulunabiliyor.

Yerel yönetimde ve bölgede HDP birçok yönetim faaliyetlerini gerçekleştiriyor ve hatta gündelik hayatı örgütleyen tutumlara kadar bunu taşıyabiliyor. Bu nedenle dağın dönemi bitmiştir ve ovada siyaset yapılmaya başlanmıştır. Ovadaki siyaset de daha fazla dağın gölgesinde yapılmaya devam edemez. Ovadaki siyaset, ovanın kurallarına göre yapılır. Yoksa yapılan siyasetin ne istikrarı ne de meşruiyeti kalır.

“Erdoğan’ı Başkan yaptırmayacağız”

Ortadoğu’daki gelişmeler kimi PKK unsurlarını farklılaşmaya çağırırken, iç siyasette de HDP beyaz Türklerin siyasal çağrılarına kulak vermeye yönelik tutumlar içine giriyor. Bu durumda Çözüm Süreci, HDP için ikinci plana atılıyor ve başka rollere doğru göz kırpılıyor. HDP, yeniden sol ve seküler yönlerini keşfetmeye itiliyor. Bu çerçevede muhalefete teşvik edilmekte ve Ak Parti karşıtı bir rol etrafında seferber edilmekte. Özellikle Demirtaş’ın tutumları ve açıklamaları bunu gösteriyor. Demirtaş, birçok konuşmasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef alan açıklamalar yapıyor ve bunu “Erdoğan’ı Başkan yaptırmayacağız” biçiminde sloganlaştırıyor. Böylece Demirtaş, derin bir siyasal rol değişimine kayıyor. Demirtaş, CHP’leşmekte ve statükocu güçlerin yanına kaymaktadır. Özellikle Kürt Meselesinde statükocu hale gelmekte.

Demirtaş ve HDP’nin iktidar karşıtı ve Erdoğan karşıtı bir role kayması, Çözüm Süreci konusundaki yapıcı tutumlarını askıya alma pahasına bu işe giriştiğini gösterir. Çünkü devlet düzeyinde Kürt Meselesi konusunda en önemli riskleri göze alan, projeler geliştiren, insiyatif ortaya koyan lider Erdoğan ve Ak Parti iktidarıdır. Demokratik Açılımla başlayan bu süreç, bütün blokajlara rağmen devam etti. İstikrarlı bir biçimde istikamet üzerinde ısrar edildi. Yine Türkiye’nin en büyük partisi ve iktidar hareketi ilk defa Kürt Meselesinde ciddi adımlar atıyor. Türkiye’nin muhafazakar kesimlerini buna ikna ediyor. Toplumun bu konu ile ilgili zihin dünyasını dönüştürüyor. Sonuçta HDP’nin temsil ettiğini iddia ettiği Kürt Meselesinde bu kadar önemli adımlar atan bir lidere ve bir harekete sırtını dönmesi, ona karşıt bir pozisyona yönelmesi başka bir anlama gelmektedir: Kürt Meselesini çözmekten kaçınması. Ya da Çözüm Sürecinin devam etmesini istememe.

Kürt enerjisi nereye akmalı?

Açıkça HDPnin bu tutumu her şeyden önce temsil ettiği Kürt tabanına karşı büyük bir sorumsuzluktur. Çünkü HDP, Kürtlerden oy alırken Ankara’da onların sorunlarına sahip çıkacağını söylüyor. Kürt meselesini çözeceğine dair teminatlarda bulunuyor. Oysa bugün ortaya koyduğu tutum solculuk, sekülerlik yapmak ve bunu AK Parti’ye karşı kullanmaktır. AK Parti iktidarıyla Kürtlerin meselesini çözmek için beraber hareket etmek, yapıcı davranmak ve adımlar atarak ilerlemek yerine başka bir siyasete yöneliyor. Sorunu çözme iradesini gösteren tarafla kavgaya kalkışıyor, ona karşıt pozisyonlar alıyor.

HDP’nin Demirtaş ile temsile yöneldiği bu yeni siyasal durum, Çözüm Süreci açısından büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Çünkü çözümü yürüten iradeyle çalışmak yerine ona karşı savaşa girişiyor. Baştan beri Çözüm Sürecini hainlik ve teröristlerle işbirliği içinde olmakla eş gören siyasal çevrelerle yeni ittifaklara giriyor. CHP ve Gülen Hareketi bunun başında geliyor.

HDP’nin mobilize ettiği, denetlediği ve yönettiği Kürt enerjisi, kendi mesellerini çözmeye adamak yerine Ak Parti karşıtlığına yöneltiliyor. Bu tutum Kürtlere hiçbir şey kazandırmaz. Sorunlarının çözümünü geciktirir sadece. Kayıplarının devamına katkıda bulunur.

Sol ve seküler duygular

Nevroz açıklaması, büyük ölçüde Demirtaş’ın ve HDP’nin bu rota değişim arayışını sonlandıracağı umudundayım. İmralı, bu rota değişimine karşı ilk tepkiyi silahları bırakma çağrısıyla ortaya koydu. Demirtaş bunun karşısında tutuldu. Beklenmedik bir biçimde hareket etti. Eli ayağı birbirine karıştı. İmdadına KCK’nın bir numaralı ismi Cemil Bayık yetişti. Hem de Cumhuriyet gazetesi üzerinden. Şimdi Nevruz Mektubu ile beraber bu tutulması ya son bulacak ya da rota arayışından vazgeçmesine yol açacak.

Demirtaş, Çözüm Sürecine uygun rolüne yeniden yönelmek zorunda kalacaktır. Sol ve seküler duygularını arka plana itecektir. Bu ülkenin millet konseptinde yer almak için yeniden kendisini gözden geçirecektir. Yeni ittifak arayışlarından vaz geçecektir. Bunu yapmaması durumunda hem liderliği büyük bir kayba uğrayacaktır. Çünkü liderliği, temsil ettiği Kürt Meselesini çözme kabiliyeti oranında işlevseldir. Bu işlevselliğini terk etmesi ya da kaybetmesi durumunda o da kaybedecektir.

Cumhurbaşkanlığı aday sürecinde edindiği tecrübe ve aldığı oylarla yöneldiği özerk liderlik duygularını bir kenara bırakmak zorunda kalacaktır. Çünkü iki rolü birden oynaması ve taşıması mümkün değildir. Türkiyelilik arayışını statükocularla bütünleşerek ve süren Çözüm Sürecini akamete uğratarak yürütmesi mümkün değil. Çözüm Süreci ve meşru iktidara rağmen bir Türkiyelilik siyasetinin realitede yürümesinin imkanı yoktur. Bu nedenle, bakalım Demirtaş Nevruz Mektubunu ne kadar taşıyabilecek. Sol, seküler ve milliyetçilik temelinde yapılanan bir “Kürt siyaseti”ne mi devam edecek, yoksa Milletleşecek mi? Liderliğin büyüklüğü, gerekli anlarda pozitif değişimleri göze alabilme cesaretini göstermektir.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89