• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 31 °C
  • Diyarbakır 39 °C
  • Ankara 31 °C
  • İzmir 37 °C
  • Berlin 23 °C

Değişimin üç evresi

Nabi Yağcı

İslamcı çevrelerdeki değişimi üç ayrı evredeki kendi gözlemlerime dayandırıyorum. 1960-70; 1980-2000 ve günümüz. Bu evreler arasındaki gözlediğim farklılıkları aktarmaya çalışacağım. Bu tarihleri birbirinden ayırmamın İslami hareketle ilgisi yok, kendi siyasi yaşamımdaki evrelerle ilgili, ancak sonradan farkına varıyorum ki bu üçlü ayrım aynı zamanda İslami hareketler içindeki kritik değişim noktalarına tekabül etmekte.

1960-70 dönemi benim lise ve üniversite yıllarıma denk gelir. Liseyi Isparta’da okudum. O tarihte Isparta ‘da İslamcı çevreler gündelik yaşamda kendini hissettiriyordu. Lise’de Nurcu olduğunu gizlemeyen öğretmenler vardı, öğrenciler içinde de öyleydi. Çoğu memur çocuğu olan benim de içinde olduğum dar bir çevre kendini “ilerici “olarak nitelemekteydi ve sürekli diğerleriyle tartışırdık. Bu tartışma ortamı nedeniyle ilgim uyanık olduğundan İslami çevreler hakkında bir miktar bilgi sahibi de olmuştum. Fakat hiçbir zaman bu tartışmalarımız kavgaya dönüşmedi. 27 Mayıs darbesinden sonra ise hava birden bire değişti, artık bu tartışmalarımız bitmişti. Kendimizi galip hissediyorduk, neyi ve niye tartışacaktık ki, öbür taraf ise sinmişti zaten. Bazı öğretmenlerimiz aniden yok oldular, Doğuya sürüldüklerini duymuştuk.

Lise sıralarında samimi ve açık tartışmalar yaptığım dindar arkadaşlarımdan birçoğu benim gibi üniversite sınavlarını kazanarak İstanbul’a gelmişlerdi, hemen hepsi fakir köylü çocuklarıydı bu nedenle vakıflar yurdunda parasız kalıyorlardı. Onlarla ilişkim ilk yıl sürdü, zaman zaman yurtlarına giderdim, o yurtlarda kalanların neredeyse çoğunluğu dindardı. Bir süre sonra cemaat örgütlenmesi içinde olduklarını fark etmeye başladım. Onlar beni de cemaatlerine kazanmaya çalışıyordu, ben ise onlara sosyalizm propagandası yapıyordum.

Ayrıntıları da önemli ama kısa geçmek zorundayım. Liseden gelen arkadaşlarımla artık o eski içten tartışmalarımız bitmişti, dilimiz karşılıklı olarak sertleşmeye başlamış, tartışma dilinin yerini polemik dili almıştı. Birbirimizi anlama değil yenmeye çalışıyorduk. Militanlaşmıştık artık. Onlar beni dinsiz-komünist bense onları gerici-yobaz görmeye başlamıştım. Sonra da büsbütün koptu ilişkilerim. Yalnız kopmakla kalmadı onlarla acı bir karşılaşmam da oldu. Anlatacağım.

1964 yılında Türkiye İşçi Partisi’ne (TİP) girdim. TİP’in Fatih İlçe Örgütü’ne kaydoldum. Çünkü Fatih-Çarşamba’da oturmaktaydım. İstanbul illi içinde Fatih ilçesi coğrafi sınırları en geniş olanlardan biri olduğu gibi İslamcı cemaat ve tarikat örgütlenmelerinin de en yoğun olduğu bir semtti. Denebilir ki, Fatih özellikle Çarşamba semti İslamcı hareketin pilot bölgesi sayılabilir. Parti olarak çok faaldik, elimizde bölge haritası mahalle sakinleriyle yer yer ev ilişkileri de kurarak çalışıyorduk. Neredeyse her hafta sonu mahalle kahve sohbet toplantıları düzenlerdik. Partiye dindar çevrelerden insanlar tek tük de olsa üye olmaya başlamışlardı.

Başlarda kendi halindeki dindar mahalle sakinleriyle gayet iyi anlaşıyorduk, sempati dahi duyuyorlardı bize ama sıkça şunu dediklerini iyi hatırlıyorum “En doğruyu siz söylüyorsunuz ama size oy vermeyiz, boşa gider, çünkü sizi iktidar yapmazlar.” Yalan da değildi söyledikleri, TİP’i kapattılar sonra, devleti bizden iyi tanıyorlardı.

Bu çalışmalar sırasında mahalle ve semtlerde en çok karşılaştıklarımız İslamcı çevrelerdi, bir biz yani TİP bir de İslamcılar vardı, örneğin çalışma yapan CHPli’lerle hiç karşılaşmadık. İlim Yayma Cemiyeti üyeleri en çok rastladıklarımızdı. Bu tür vakıf ve dernekler fakir öğrencilere göstermelik değil ciddi yardımlar yapıyor, kitap defter ihtiyaçlarını karşılıyor, okutuyor aynı zamanda cemiyetlerine üye yapıyorlardı. Gecekondu bölgelerindeki halkın sağlık, su, elektrik sorunlarıyla uğraşmaktaydılar. Biz de aynı yerlerde eşiniyorduk ama onlar gibi halkın bire bir sorunlarıyla uğraşmıyor, “düzen değişmeden bunlar çözülmez” diyorduk.

TİP, 10 Ekim 1965 genel seçiminde 15 milletvekiliyle meclise girdikten sonra hava birden bire değişti. Artık mahalle ve semtlerde bize karşı İslami kesimlerin saldırıları başladı, Komünizmle Mücadele Dernekleri semtlerde pıtrak gibi çoğalmıştı. Bir keresinde mahalle çalışmaları sırasında tek başıma TİP bildirisi dağıtırken bıçaklanmaktan zor kurtulmuştum. Kurtaranlar ise daha önceden tanışmış olduğum dindar esnaftı, araya girmişlerdi. İşte o saldırıda bana saldıranlar arasında vakıflar yurdundaki eski arkadaşlarımdan ikisini görmüştüm. Hava köklü biçimde değişmişti artık.

Bu bölümün özeti şu: 1960-70 arasında İslami hareket Adalet Partisi’nin (AP) şemsiyesi altında yaygın sosyal ağlar yaratarak sivil toplum halinde doğmaktaydı, henüz bağımsız siyasi örgütlenme içinde değillerdi, başka deyişle henüz “Siyasi İslam” doğmamıştı. Ne Necmettin Erbakan ne de Milli Nizam Partisi (MNP) vardı. Bu “sivil toplumlaşma süreci “ 70’lere doğru tarikat ve cemaatlerin etkisini artırmasıyla birlikte radikalleşti ve “Radikal İslam” gelişti.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89