• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 12 °C
  • Diyarbakır 18 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 22 °C
  • Berlin 12 °C

Değişim sürecinde "kritik an"lar...

Ali Bayramoğlu

Türkiye'nin son 10 yılda yaşadıklarını tarif etmenin birçok yolu var. Geçtiğimiz 10 yılı, askeri bir cumhuriyetin otoriter ve merkeziyetçi tortularından kurtulma çabası, olarak tanımlamak sanırız bunlardan birisidir...

Bu çaba, ekonomik alanda, popülist ve içe kapalı bir komuta ekonomisinden sıyrılma hamlelerine, siyasi alanda askeri vesayet düzeni ve uzantılarından kurtulma politikalarına, toplumsal alanda ise cemaatçi ve faydacı bir var oluşu çoğul bireye dönüştürme arayışına tekabül etmiştir.

Taşıyıcı iki unsur ise hemen her alanda "demokratikleşme" ve "sivilleşme" olmuştur.

Bu madalyonun bir yüzü...

Diğer yüzde, gündelik olan, Türkiye'nin bu yolu nasıl, hangi araçlar ve yöntemle kat ettiği meselesi var.

Kapalı düzenden açık düzene, otoriter yapıdan demokratik alana geçişe ilişkin birçok benzer örnek temel olarak "kopuş"a dayanır.

Savaş, askeri yönetimden çıkış, ekonomik iflas gibi unsurlar birçok ülkede "ani siyasal değişiklikler"i tetiklemiştir. Yakın örnekler Yunanistan'da, Portekiz'de, Arjantin'de ve Doğu Avrupa ülkelerinde yaşanmıştır.

Türkiye gibi "demokratik oyun"un devam ettiği, "sert kopuşlar"ın yaşanmadığı örnekler ise fazla değildir.

Türkiye tarzı değişimler, kurum ve kurallar çerçevesinde meydana gelirler. Ve bunları değiştirmeyi ya da korumayı hedefleyen çatışmalara ve kutuplaşmalara yol açarlar.

Türkiye'nin değişim sürecinin kaotik, inişli çıkışlı, uzun zamana yayılan çatışmalı görüntüsünün altında temel olarak bu unsur yatıyor.

"Demokratikleşme" ve "sivilleşme" dalgalarıyla eski düzenden yeni düzene geçişlerin en önemli gereklerinden birisi de kurumlaşmadır.

Toplulukları, faydayı ve egemenleri merkeze alan eski kurallar yerine kişiyi ve ilkeyi dikkate alan çoğulculuk etrafında belirlenen yeni kuralların ve kurumların inşası önemlidir.

Düzenli ve kopuş olmadan yaşanan değişim süreçlerinde "kurucu iktidar"lar oluşmaz.

Çözüm, mevcut yapıların içinden, mevcut aktörlerle ve onların yapacağı iç değişimle bulunur.

Zor iştir bu...

Türkiye bu zor işle uğraşıyor...

Referandumdan önce, 12 Eylül sonrasının üç önemli meselesini kendimce şöyle sıralamıştım:

1. Reform politikalarının devamı ve bu çerçevede yeni bir anayasa,

2. Kürt sorunu ve silahların bırakılması,

3. Etik mesele, siyasi rekabette, siyasi alanda ve devlet sahasında kullanılan yöntemler sorunu...

Etik meselenin altını tekrar çizmekte fayda var.

Bu sorunu bir kez daha Hanefi Avcı'nın tutuklanma serüveniyle gördük, hissettik. Etik sorun tek yönlü, tek tarafın sorunu olarak karşımıza çıkmıyor.

Bir yanda usulsüzlükler, etik dışı dinlemeler ve kimi tartışmalı dosyalar var...

Öte yanda tehdit, tehlike dili, askere dayanma, askeri meşrulaştırma arayışları var...

Türkiye'nin yaşadıklarının ana ekseni ve ana belirleyeni bu etik sorun değildir.

Bununla birlikte bu sorun her geçen gün büyümekte ve kimi kritik süreçleri, kendiliğinden ve doğru yürüyen temizlik girişimlerini gölgeleyecek boyutlara doğru ilerlemektedir.

Bu sıkıntının nasıl aşılacağı ülkenin temel meselesi olmalıdır...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89