• BIST 106.926
  • Altın 151,266
  • Dolar 3,6716
  • Euro 4,3392
  • İstanbul 19 °C
  • Diyarbakır 15 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 15 °C
  • Berlin 10 °C

Değişen gerçek algıları

Doğu Ergil

Cumhuriyeti kuranların iki temel korkusu vardı. Bunlar, daha önceki kaygıları telafi etmek için geliştirilen politikaların sonucuydu. Dinsel heterojenliği sevmedikleri için Müslümanlığa yüklendiler. Birinci Dünya Savaşı sırasında bugün yaşadığımız coğrafyada her 5 kişiden biri gayrimüslimken, hızla bu doku seyreltildi. Müslümanlığın her konuda ağır bastığı bir toplum yaratıldı. Ama bu sefer de dinden korkuldu. Müslümanlık, devlet kontrolü altına alındı. Laiklik bu durumun adı oldu.

Nüfusu Türkleştirilen devlet bir de Müslüman ama Türk olmayan Kürtler'den korktu. Milliyetçilik, Kürtler'i baskı altına alıp görünmez kılmanın adı oldu. Bu iki korku, Türkiye'de siyasetin normalleşmesini, yani temsilde adaleti, katılımda çoğulculuğu ve kuvvetler ayırımı üzerinden hukuk devletinin kurulmasını geciktirdi.

Dış politika

Dış politikaya da yansıyan bu korkular, özellikle komşu devletlerle geliştirilen ilişkilerin doğasını belirledi. Müslüman ülkelere mesafeli dururken, yakın ve uzak tüm ülkelerle Kürtler'i zapturapt altına alacak anlaşmalar yapıldı.

AK Parti yönetiminde bunlar önemli ölçüde değişti. Sünni ağırlıklı Müslümanlık mücavir alanda bir dış politika boyutu haline geldi. Olabilir ama bunun örneğin Şiilik'le çatışmaması ve tüm ilişkilerin (ekonomik, stratejik) gelişmesi için yeterli bir girdi olması icap eder. Bu olmadı. Sünni İslam ülkeleri arasında da gerilimler, hizipleşmeler, çıkar çatışmaları olduğunu gördük.

Ve Kürtler...

Diğer yandan Kürt korkusu o kadar derine işlemiş ki Kürt sahnesinde en ufak kımıldama "ulusal tehdit" (Türklüğümüze saldırı) olarak algılanıyor. Önceleri Kuzey Irak Kürtlerini, "ezeriz, yok ederiz" diye tehdit ettik. Neyse ki onlar, kırmızı çizgilerimizi dolarla yeşerttiler. Şimdi onlar iş ortağımız, hatta bizim asi Kürtlerimize nasihat için ricacı olduğumuz müttefikimiz. Aynı rolü şimdi onlardan Suriye Kürtleri için istiyoruz. Neden? Çünkü Suriye Kürtleri, devirmek için iki yıldır uğraştığımız gaddar Şam hükümetinin zafiyetinden yararlanarak kendilerini yönetecek bir düzen kuruyorlar. Esed düşünce de 'özgür Suriye' yönetimine kendi bölgelerini temsilen katılacaklar.

Yazıldığında "Ne var bunda" denebilecek bir duruma gösterdiğimiz tepki bir hayli şaşırtıcı. Sırf bu Kürt oluşumu tomurcuklanmasın diye Özgür Suriye Ordusu'nun en radikal unsurlarını onların üzerine sürmekle itham ediliyoruz. Bu el Kaide bağlantılı unsurlar -daha aksi ispatlanmadı- 2003'te İstanbul'da bize saldırmamışlar mıydı?

Bir sinagog, bir yabancı banka ve konsolosluk havaya uçurulmuş, düzinelerle insanımız ölmemiş miydi? Bütün dünya onları terörist olarak nitelendirirken onlarla "dava arkadaşı" görünmemiz bize itibar kazandırır mı? Dış politikada inanç birliği yeterli olsaydı, Müslüman Müslüman'ı öldürmez, İslam toplumları birbiriyle savaşmazdı.

'Kürt sorunu' konusunda benimsediğimiz değişken politika artık korku üzerine bina edilmemeli. Korkular, ideolojik prizmalar yaratıyor; gerçek bu prizmalardan kırılarak algılanıyor.

Bir de politika, ama özellikle dış politika kişiselleştirilmemeli. Bir dönem işin başında olan kişilerin görüş ve tasarılarından çok, ulusun çıkar ve geleceğini sağlama alacak ittifaklar üzerine oturmalı. Aksi halde bugün kazanılan yarın yitiriliyor. Ama hataların zararları kuşakları etkiliyor.

"İç politikayı tavla oyuncusu, dış politikayı satranç oyuncusu gibi oyna" demiş atalarımız desem, "Hangi atamız" diyeceksiniz biliyorum.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89