• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 5 °C
  • Ankara 5 °C
  • İzmir 7 °C
  • Berlin 1 °C

‘Değerli Yalnız’ın Afrika fethi!

Fehim Taştekin

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan artık Batı’da kimsenin ağırlamak istemediği bir lider durumuna düşünce halinden anlayacak başkanların ülkelerine gitmeyi tercih ediyor. Erdoğan 1 Haziran’da seyahat rotasını Afrika’ya kırdı. Uganda ile başlayıp Kenya ve Somali ile devam etti.

Kavgacı ve müdahaleci politikalarla çevresinde komşu bırakmayan bir iktidar, dış politikada seçeneklerini çoğaltma ve yeni pencereler açma ihtiyacı duyuyor. Tabii işin ekonomik boyutları da var. Türkiye, Çin, ABD ve İran gibi ülkelerin keşfe koyulduğu Afrika'da ciddi ekonomik fırsatlar yakalayabileceğini düşünüyor.

Dış gezilere, büyük bir tantana ve halkla ilişkiler kampanyası ile başlamak adet haline geldi. Bu çizgi Afrika çıkarmasında da değişmedi. Ziyaretten büyük anlamlar çıkaran yazı ve beyanatlar yeni bir fetih havasında medyayı işgal etti. Afrika ile ilgili en önemli vurgu: “Türkiye’nin sömürgeci bir geçmişi yok.” Ama Afrika’ya ‘sömürülmüş, ezik, kurtarıcısını bekleyen’ kara kıta muamelesi yapmakta da bir beis yok!

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Yiğit Bulut, TRT Haber'de "Balkanlar, Afrika, Orta Asya ve Orta Doğu'da halkların İstanbul'dan nasıl yönetiliriz" diye konuştuğunu söyleyiverdi! Bulut’a göre 'Yunanistan, Romanya ve Bulgaristan'da halk Avrupa Birliği'ni boşver, Türkiye'yle birlikte yeni bir senaryo ne olabilir?' diye tartışmaya başladı. Gerçeklikten o kadar kopuk ki yerçekimi olmasa uçacak!

Erdoğan geziye başlamadan önce El Cezire’nin İngilizce sitesine yazdığı makalede Uganda, Kenya ve Somali'ye tarihi ziyarette bölgesel müttefiklerle yakın iş birliğini teşvik etmeye, ortak sorunlara çözüm üretmeye ve karşılıklı yararlı fırsatları keşfetmeye çalışacaklarını kaydetti. Dünyadaki pek çok kişinin Afrika kıtasını aşırı yoksulluk, çatışma ve umutsuzlukla bağdaştırdığını belirten Erdoğan, Türk halkının farklı bir görüşte olduğunu belirtip ekledi: "Türkiye, Afrika’nın, yol arkadaşı, hemşehrisi ve dostu olmaya devam edecek."

Erdoğan’ın kabulünde ev sahibinin ufak ‘kibarlık’ nişanelerinden de büyük anlamlar çıkarıldı. Mesela Uganda Devlet Başkanı Yoweri Kaguta Museveni’nin attığı şu tweet bir hayli heyecan yarattı: “Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye’yi gelişmiş ülkeler arasına soktu. Onları örnek alıp biz de aynı hedefe ulaşabiliriz.”

Museveni, Erdoğan’ın ardından gitmekten bahsederken aslında epeyce mütevazılık yapıyor. Museveni, Erdoğan’ın otoriteryen gidişatında yolunu aydınlatacak bir hayli malzemeyi koltuğunun altında biriktirmiş bir lider. Ebedi başkanlık hayallerine payanda olacak zengin bir deneyim! İlk on yılı seçimsiz devlet başkanı olmak üzere ülkeye 30 yıl hükmeden Museveni şubattaki son seçimi de muhalefete yapılan baskılar ve hile iddiaları arasında kazandı. İktidar çarkını döndüren sihirli kelime ‘istikrar’ için Museveni'nin ana muhalefet liderini içeri tıkması da küçük bir ayrıntı!

Hakkını yememek lazım Erdoğan da son üç yılda Türkiye’yi Uganda’ya epeyce yaklaştırdı. Türkiye, Dünya Demokrasi Endeksi’nde 96. sırada olan Uganda’nın hemen ensesinde, yani 97. sırada yer alıyor. Reporters Without Borders’ın (RSF) basın özgürlüğü endeksinde ise Türkiye, Uganda’yı 102’ye karşı 151’. sırada yer alarak epeyce sollamış gözüküyor.

Erdoğan’ın Uganda’yı ziyaret eden ilk Türk cumhurbaşkanı olmasına iktidar çevreleri “Emin Paşa’dan sonra kopan bağların güçlendirilmesi adına son derece tarihi bir misyon” anlamı yükledi. Erdoğan da Museveni ile ortak basın toplantısında “O dönemde bugünkü Uganda topraklarında Mehmet Emin adında bir Osmanlı Paşası görev yapıyordu. Asıl mesleği doktorluk olan Emin Paşa aynı zamanda tabiat alimi olarak yüzlerce hayvan ve bitki türünü keşfetmiş ve bilim dünyasına kıymetli katkılar sunmuştur. Emin Paşa, bu topraklarda 1892 yılında Kongo’da esir ticareti yapan bir aşiret tarafından şehit edilmiştir. Bu vesileyle, Türkiye-Uganda kardeşliğinde önemli rolü olan, bize böyle temiz bir miras bırakan Emin Paşa'yı rahmetle, hürmetle yad ediyorum” dedi.

Erdoğan’ın Ugandalılara hatırlattığı Emin Paşa, Prusya'da doğmuş, Yahudi olduğu için kendi topraklarında aradığını bulamamış ve Osmanlı paşalarının hizmetine girmeyi tercih etmiş Alman kökenli doktor Edward Schnitzer’den başkası değil. Osmanlı olmanın artık sembolik bir ilişkiye dönüştüğü yıllarda Mısır Hidivi’nin hizmetine giren, bu dönemde İngilizlerle birlikte çalışan, sömürgecilerinin ajanı olarak topladığı hayvan, bitki ve objeleri Avrupa müzelerine satan, sonunda sömürgeci karşıtı İslamcı Mehdi Hareketi tarafından öldürülen bir paşa, “Türkiye’nin Afrika’da hiçbir sömürgeci geçmişi olmamıştır. Kazan kazan temelinde iş birliği yapmak istiyoruz” diyen Erdoğan tarafından Afrikalıların huzurunda Türkiye-Uganda kardeşliğinin bir simgesi olarak yad edildi.

Türk’ün Afrika rüyasını şenlendiren bu peşrev, Afrikalıların yüzünde bir gülümseme bırakmadıysa cehalettendir.

Halklar ilişkiler boyutunda yapılan cinlikleri bir kenara bırakıp işin esasına gelirsek iddialı Afrika açılımlarına rağmen Türkiye’nin dengeleri değiştirecek bir neticeye ulaştığı söylenemez.

Türkiye, AB ile müzakere sürecine paralel olarak 2005’i Afrika Yılı ilan ederek yerinde bir açılıma imza atmıştı. Bu, dış politikaya derinlik katan bir tercihti.

2005’den itibaren Türkiye’nin Afrika’daki elçiliklerinin sayısı 12’den 39’a yükseldi. Türkiye’nin Kampala’daki büyükelçiliği 2010’da açıldı. Ertesi yıl da Uganda Ankara’da büyükelçilik açtı.

Sahra Altı Afrika ülkeleriyle ticaret hacmi 12 kat artış kaydetti. Peki, bu artış Türkiye’nin dış ticaret hacminde ne kadar anlamlı? Türkiye’nin 2015’te 143.9 milyar dolarlık ihracatın yüzde 44’ü Avrupa Birliği ülkelerine, yüzde 9’u ise kuzeyi dahil bütün Afrika’ya gerçekleşti.

Sahra Altı ülkeleriyle ticaretin hacmi de 742 milyon dolardan 8.4 milyar dolara çıktı. Evet, büyük bir sıçrama. Ancak bu rakam Türkiye’nin Avrupa ülkeleriyle yaptığı ticaretin beşte birini geçemiyor.

Türkiye ile Uganda arasındaki ticari ilişkiler de epey yeni. 2015’te iki ülkenin ticaret hacmi 29 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Türkiye’nin Kenya’ya ihracatı da 2015’te 131 milyon doları buldu. Son derece mütevazı rakamlar. Ancak Türkiye gerek Kenya gerek Uganda’da büyük bir ticari gelecek görüyor.

Erdoğan, Afrika’daki ilişkilere askeri boyut da katmak istiyor. Katar’da kurulan üsten sonra Somali’de de bir eğitim üssü kuruluyor. Somali ile askeri ilişkilerin esasını teşkil eden ikili anlaşma meclisin onayından geçmişti. Türkiye’nin Mogadişu’da planlanan üste 10 bin Somalili askeri eğitmesi öngörülüyor.

İş dünyasından önde gelen bir isim, Al-Monitor’a yaptığı değerlendirmede, “Erdoğan’ın Afrika çıkarması, Türkiye’de Gülen Cemaati ile yaşanan kavganın dışa yansımasıdır. Uganda ve Kenya’da cemaatin faaliyetleri oldukça güçlü. Erdoğan bu ağı kırmak istiyor. Elbette Uganda ekonomik potansiyeli en güçlü ülkelerden biri. Altın ve petrol yatakları nedeniyle Çin ve ABD de orada rekabet halinde. Bölgenin en istikrarlı ülkelerinden biri olması nedeniyle de potansiyeli kıymetli” dedi. Uganda'da keşfedilen petrol 2017’de çıkartılmaya başlanacak.

Bunların yanı sıra ‘soft power’ cephesinde de gözle görülür bir ilişki ağı gelişti. Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı Başkanlığı (TİKA) diğer Afrika ülkelerinde olduğu gibi Uganda’da da aktif hale geldi. TİKA’nın yanı sıra İHH, Kimse Yok Mu Derneği, Deniz Feneri ve Yeryüzü Doktorları gibi sivil toplum örgütleri de Türkiye’nin nüfuz alanını genişletti. Bu yardım kuruluşları içerisinde ‘Kimse Yok Mu’, Gülen Cemaati ile bağlantılı olduğu için hükümet tarafından hedef tahtasına oturtulmuş durumda.

Erdoğan, ortak basın toplantısında Ugandalılara, Afrikalı ataların “Eti çiğneyebilen dişler, birlikte olan dişlerdir” sözünü hatırlattı. Çiğ et yiyebilen dişler! Museveni’nin muhalifleri için de Erdoğan’ın muhalifleri için de çok şey anlatıyor! (Al-monitor)

Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89