• BIST 83.067
  • Altın 146,627
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır -1 °C
  • Ankara -1 °C
  • İzmir 5 °C
  • Berlin 1 °C

Darbeci ideoloji, siyaset ve HSYK!

Hasan Cemal

Osman Can, Anayasa Mahkemesi raportörlerinden. Aynı zamanda “Demokrasi ve Özgürlük için Yargıçlar ve Savcılar Birliği”nin eşbaşkanlığını yapıyor.

Kendisinden dün bir mektup aldım. Konusu, kısa adı HSYK olan Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu’yla ilgili.

Bugün köşemi Osman Can’a bırakıyorum.

* * *

Türkiye’deki mevcut Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu’nun, kısa adıyla HSYK’nın kompozisyonunu herhangi bir şekilde savunmak, darbecilerin “bağımsız ve tarafsız” bir yargı sistemi yarattığı, hukuk devleti ve demokrasiyi tüm demokratik Avrupa ülkelerine örnek olacak şekilde savunduklarını kabul etmek anlamına gelir.

Bu bir ahlaki zafiyettir.

Bu sistemdeki HSYK’nın yargıçlar bakımından yalnızca bir tehdit oluşturduğunu tüm örnek ve uygulamalarıyla görmemek de, bu yöndeki başka bir işaret sayılmalıdır.

Ahlaki zafiyet

Sorunun yalnızca Adalet Bakanı ve Müsteşarı’nın kurulda bulunmasına bağlamak ise üçüncü ahlaki zafiyettir.

Anayasa değişikliği paketinin Avrupa örnekleriyle karşılaştırılması, bu ahlaki zafiyeti örten bir işlev üstleniyor.

Türkiye’de demokratik bir hukuk devleti ve yargısı varmış gibi sanal bir tartışma yürütmek doğru değil.

Tutarlı olan, bu değişiklikleri bir gerçeklik olan darbe yargısı sistemiyle, dolayısıyla darbeci ideoloji tarafından zaten çoktan “ele geçirilmiş” olan yargıyla karşılaştırmaktır.

Mevcut durum yalnızca Adalet Bakanı üzerinde değil, yüksek yargıçlar üzerinden de incelenmelidir.

Alt derece mahkemeleri üzerinde mutlak ve keyfi bir iktidar imkânı, yalnızca Adalet Bakanlığı değil, aynı zamanda ve çok daha etkili bir şekilde yüksek yargıçlar bakımından geçerlidir.

Bakan fiili olarak kurulu bloke edip karar alımını engelleyebilmektedir.

Adalet Bakanı’nın son birkaç yıldaki performansının, bir parti icraatından çok, Şemdinli felaketi ile birlikte yükselen bir toplumsal isyan dalgasından kaynaklandığını görmek zorundayız.

Bu da Türkiye’de ilk defa demokratik bir tepkinin yargı yönetimine yansımasının örneğini oluşturmaktadır. Felaket değil, felaketin dehşet dengesiyle önlenmesidir.

Yani yargı aktörleri değil, siyasal aktörlerin varlığı güvence yaratıyor.

Bu şimdi olumlu bir etki yaratmış olsa da ilerisi için iyi bir sinyal değil kuşkusuz.

Ancak bu sorun, HSYK yapısının değiştirilmesinin gerekçesi olabilir, değişikliğe karşı çıkılmasının değil.

Yeni HSYK’da mevcut duruma ek sorunlar yaratıldığı iddiası geçersizdir.

Sorunların bir kısmı gideriliyor. Adalet Bakanı yalnızca genel kurula başkanlık ettiği durumda bunun yönetimini belirleme imkânına sahip. Alt kurullara katılması ve oy kullanması artık mümkün değil.

Müsteşarın bloke etme yetkisi tanınmıyor.

Daha önce kurulun sekretaryasını bakanlık yerine getirirken, şimdi çoğulculaştırılmış bir HSYK’nın seçeceği üç hâkim ve savcı arasından başkan tarafından seçilecek bir kişi bu görevi üstlenecektir.

Bakanlık bürokrasisi adeta tasfiye ediliyor.

Teftiş kurulu HSYK’ya bağlanıyor, yalnızca savcıların idari görevleri nedeniyle denetim yetkisi bakanlıkta kalıyor.

301. madde

Bakan’ın soruşturmaya izin vermesini bir sorun olarak görmek, demokratik anlayışla ve realiteyle bağdaşmaz.

TCK 301. Madde uygulamasını hatırlamak yeterli olabilir. Yargı eliyle 301 nedeniyle terörize edilen düşünce dünyası, soruşturmanın bakan iznine bağlanmasıyla rahat bir nefes aldı.

Anayasal kurumlarla ilgili detayların kanunla düzenlenmesi, anayasa hukukunun en temel kabullerindendir.

Bu da sorun ise, Avrupa’da tüm anayasaların “tehlike” yarattığını kabul etmek gerekir. Çünkü tümünde seçim ve yönetim yetkisi daha ileri düzeyde yasama ve yürütmededir.

Yasamanın yasayla detayları belirlemesini, yargıya vurulacak son darbe olarak göstermek, demokrasinin en olağan ve olması gereken sonucunu tehdit ve darbe olarak göstermektir.

Bu yaklaşımın bizatihi kendisi demokrasi için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.

Avrupa’yı es geçmek

Avrupa Yargıçlar Komitesi’nin Adalet Bakanı ile ilgili itirazı öne sürülürken, yasama ve yürütmeden seçim yoluyla karma bir yapının oluşturulması isteği ve diğer Avrupa örnekleri bütünüyle es geçiliyor.

Yasamanın HSYK’ya üye seçimini savunmak gerekirken, bunu engellemenin yanında, yasamadan gelen ve aynı zamanda adalet hizmetlerinin yürütülmesi konusunda siyasal sorumluluğu bulunan Adalet Bakanı’nın kuruldan çıkarılmasını savunmak ciddi bir çelişki oluşturuyor.

Şu anki HSYK, kuruluşu, yapısı ve işleyişi itibariyle yargıç güvencesi bakımından çok ciddi bir tehdit oluşturuyorken, birçok eksiklikleriyle birlikte hiç olmazsa yargıçlar üzerinde ideolojik bir tehdit olmaktan çıkarma çabasını engelleme girişimi, süslü ve popüler kavramların ardına sığmıyor.

Darbe heveslisi

Demokrasiyi demokrasi için tehdit görmek, siyaseti toplumsal sorunların çözümünde devre dışı bırakmak, demokrasi yoluyla diktatörlüğe gidiş iddiasına inanmak, totaliter anlayışların ve darbe heveslilerinin arayıp da bulamadığı bir zemin değil mi?..

Biraz insaf demek gerekir.

Saygılarımla, Osman Can.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89