• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 3 °C
  • Diyarbakır -2 °C
  • Ankara -8 °C
  • İzmir 2 °C
  • Berlin 2 °C

Darbe sonrası Suriye bahisleri: Erdoğan çark edecek mi?

Fehim Taştekin

Türkiye’de 15 Temmuz’daki darbe kalkışmasının dış politikaya, özellikle de Suriye siyasetine yansımaları nasıl olacak? 24 Kasım’da Rus uçağını düşüren Türkiye’nin geçen ay Moskova’dan özür dilemesi üzerine Rusya ile başlayan normalleşme sürecinin Suriye’de bir U dönüşünü kolaylaştıracağı umuluyordu. Başbakan Binali Yıldırım da sonradan “Esad değişmeli” şerhini düşse de Suriye ile ilişkilerin normalleşeceğini söylemişti.

Kuşkusuz Suriye siyasetini tayin eden çok sayıda faktör var. Hâlihazırda tatmin edici düzeyde olmayan İslam Devleti’ne (İD) karşı uluslararası koalisyonla ortaklık, Rojava ve Kürtlere karşı düşmanca politika, Suriye yönetimine karşı savaşan örgütlere destek, El Kaide’nin Suriye uzantısı Nusra Cephesi ve Ahrar El Şam benzeri Selefi grupların hedef listesine eklenmesi gibi bir dizi gerilimli konu belirsizliğini koruyor.

Suriye siyasetinin değişeceğine dair sinyal, Körfez’deki dostların canını sıksa da sahadaki bazı unsurlar hala kendi kaderlerini Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kaderiyle birlikte görüyor. Ahrar El Şam’ın darbeyi kınayıp Erdoğan’a destek mesajı yayımlaması, bazı muhaliflerin Bab El Havva kapısına Türkiye ve ‘Suriye devrimi’ bayraklarıyla yürümesi ve Türkiye’deki mültecilerin darbeye karşı gösterilere katılması AKP’ye dair umutların sönmediğini gösteriyor. Hakeza Mısır, BM Güvenlik Konseyi’nde darbenin kınanmasını engellerken Katar, Müslüman Kardeşler ve Hamas, Erdoğan’a güçlü desteğini açıkladı. Bu destek, Erdoğan’a ‘yönünü değiştirme’ mesajı içeriyor.

İçeriden bakıldığında Erdoğan’ın cami minarelerinden yaptırdığı çağrı ile darbeye karşı sokaklara döktüğü kitlelerin de genel hissiyatı Suriyeli muhaliflere verilen desteğin sürmesi yönünde.

Suriye siyasetindeki değişim baskısında, iç dengelerden ziyade terör saldırıları, devrim projesinin duvara çarpması, Batı ile bozuşurken Rusya ve İran gibi bölgesel ülkelerle ekonomik ve siyasi ilişkilerin hayati önem arz etmesi gibi dışsal faktörler daha etkili.

Darbe denemesi sonrası artan otoriter gidişat ve parti devletine doğru sürükleniş, Erdoğan’ın dış politikadaki dost ülkeler dizinini etkileyebilir.

Erdoğan’ın hangi ülkenin darbeyi kınadığı, hangisinin suskun kaldığı ya da duruma göre tepki verdiğine dair bir çetele tutmadığını düşünenler bahiste kaybeder. Sanırım Erdoğan iki ülkenin verdiği desteği kara kaplı defterine kalınca not etmiştir: Rusya ve İran. Suriye yüzünden Türkiye ile ciddi sorunlar yaşayan iki ülke! 

İran darbeye karşı sesini yükseltmek için Batılı müttefikler gibi girişimin başarısız olmasını beklemedi. Dışişleri Bakanı Cevad Zarif kalkışmanın ilk saatlerinde Twitter’dan attığı mesajlarla Türk hükümetine desteğini ortaya koydu. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani de Erdoğan’la görüşmesinde “Darbe girişimi dost ve düşmanları tanımak için en iyi fırsattı” mesajı verdi. Erdoğan’ın da “İran ve Rusya ile el ele verip bölge meselelerini çözmek için iş birliği yapmaya kararlıyız” yanıtını verdiği aktarılıyor.

Türkiye’nin Suriye’deki ortağı Suudi Arabistan Kralı Selman’ın Erdoğan’a tebrik telefonu ise darbenin başarısızlığa uğratılmasından iki gün sonra geldi. İran’a yakın kaynaklar, kim bilir Türkiye’nin eksen değiştirmesine yardımı olur umuduyla Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin darbeyi desteklediğine dair iddiaları büyük bir iştahla aktarıyor.

Beri tarafta Washington’ın tutumu Erdoğan’ı memnun etmiş değil. AKP yöneticileri, ABD’nin darbecileri desteklediğini iddia etmekten kaçınmadı. Hükümet darbeden sorumlu tuttuğu Gülen cemaatinin Pensilvanya’da meskûn olan lideri Fethullah Gülen’in Türkiye’ye iadesi edilmemesine öfkeli. Gerçi iade için darbe gününe kadar resmi talepte bulunulmamış olması da ayrı bir garabet.

Darbecilerin kullandığı F-16’lara yakıt ikmali yapan tanker uçaklarının İncirlik Üssü’nden kalktığı ve üssün komutanı Bekir Ercan Van’ın Amerikalı yetkililerden sığınma istediği iddiaları da Amerikalıların darbeyi desteklediği spekülasyonlarını besliyor. İddialar reddedilse de darbe etrafındaki tartışmalar artık Türk-Amerikan ilişkilerinin yeni test alanı.

Bu süreç, AB ile de ilişkileri germeye namzet: Askeri darbe mekaniğiyle mücadelenin hukuksuz bir zemine kayması, idam cezasının geri getirilmesi yönündeki sinyaller, ağır hak ihlalleri, darbeyle hiçbir ilgisi olmayanlara yönelik cadı avı, muhaliflerin daha fazla bastırılması ihtimali ve Batılı dostlarla potansiyel restleşme konuları olarak öne çıkıyor.

Suriye bağlamında ABD ve AB ile gerilim noktaları, daha fazla İslam Devleti’ne (İD) karşı uluslararası koalisyona katılım ve Rojava’nın aktörleri Halk Savunma Birlikleri (YPG) ile Demokratik Birlik Partisi (PYD) ile iş birliğinde düğümleniyor.

İncirlik Üssü’nün geçici olarak kapatılması İD’e karşı operasyonların geleceğine dair soru işaretlerine yol açtı. Bütün arızalara rağmen İD’in bombalı saldırıları sınırları aştıktan sonra Ankara’nın uluslararası topluma verdiği taahhütlerin gerisine düşmesi, Türkiye’yi parya devlet hizasına çekecek riskli bir tercih olur. Ankara’nın bunu göze alması zor.

Ayrıca unutulmamalı ki Türkiye’nin İncirlik kartı yavaş yavaş gücünü yitiriyor. Washington, İncirlik’e bağımlılığı azaltmak için bir süreden beri Irak Kürdistanı’ndaki bir üssü de kullanıyor. Kürt kaynaklara göre ABD, Kürdistan yönetimiyle vardığı mutabakat çerçevesinde Erbil, Dohuk, Etruş ve Harir bölgelerinde toplam beş yeni üs inşa edecek. 12 Temmuz’da ABD ile Kürt yönetimi arasında Peşmergeye yardımı öngören askeri protokol imzalanmıştı.

Amerikan güçlerinin operasyonel konuşlanması güneye kaydıkça İncirlik üzerinden kurgulanan stratejik ortaklığın derinliği kayboluyor.

İD konusunda Avrupa’dan da baskılar Erdoğan’ın darbe girişimiyle eli ne kadar güçlenirse güçlensin azalmayacak. Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Marc Ayrault Nice’teki katliama denk gelen askeri kalkışmanın Erdoğan’a muhaliflerini susturmak için açık çek anlamına gelmediğini belirtip Türkiye’nin İD ile mücadelede samimiyetini sorgulaması önemli bir işaret: “Sorulan sorular var ve bunları soracağız. Türkiye bir yandan kısmen tutarlı, ama şüpheler de var. Bu konuda dürüst olalım.”

Türkiye Batı ile ne kadar restleşirse restleşsin “İD’i kayıran ülke” etiketini taşıyamaz. Daha doğrusu güç dengeleri buna izin vermez.

Erdoğan’ın içerde bu kadar güçlendikten sonra Kürtlere bir iyilik yapıp yapmayacağı da yine bahis konusu. Ne Türkiye’de PKK’ye karşı sürdürülen savaşın sona erdirileceği ne de Suriye’nin kuzeyinde YPG ve PYD’ye karşı düşmanca siyasetin değişeceğine dair verilmiş bir sinyal mevcut. Evet, AKP yönetimi, darbeye karşı milli bir duruşa ihtiyacı nedeniyle içeride Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) karşı tutumunu yumuşattı ve dokunulmazlığı kaldırılan milletvekilleriyle ilgili soruşturmayı erteledi. Ama çatışma ve kutuplaştırma siyaseti Erdoğan’ın umutlarını beslemeye devam ediyor.

Erdoğan 7 Haziran 2015 seçimlerinin ardından gerilim taktikleriyle milliyetçi-mukaddesatçı kitlesini konsolide etmeyi başarmıştı. Başarısız darbe sonrası Erdoğan’ın etrafında daha fazla kenetlenen bu kitle, başkanlık ya da partili başkanlık sistemine geçiş sağlanıncaya kadar memnun edilmesi elzem gözüken bir kitle.

PKK liderleri defalarca Türkiye’de barış sürecini polis ve ordu içindeki Gülencilerin sabote ettiğini öne sürmüştü. Peki, Erdoğan’ın yargı, bürokrasi, polis ve orduda giriştiği büyük temizlik operasyonundan sonra Kürtlerle ilgili durum değişir mi? Devletin Kürt fobisiyle şekillenmiş kurumsal reflekslerini dikkate almadan değişir demek naifçe bir çıkarım olur.

Asıl üzerinde durulması gereken Rusya ve İran’la açılacak yeni pencerelerdir. Bölgesel sorunların çözümüne yönelik Rusya ile İran’la bir yakınlaşmanın artması muhtemel. 24 Kasım’da Rus uçağını düşüren iki pilot darbe sonrası düzenlenen operasyonlar kapsamında tutuklandı. Bu, Moskova ile başlatılan yeni diyalog faslının genişlemesine yarayacak bir gelişme.

Özetle, Erdoğan ya milliyetçi-mukaddesatçı gazla yelkenlerini şişirip statükoyu sürdürmekten yana tavır alacak ya da Rusya ve İran’la iş birliğini artırıp Suriye siyasetinde değişimin makasını büyütecek. İkinci seçenek diğer dış faktörler nedeniyle daha fazla üzerinde durmayı gerektiriyor. Ancak değişim olsa bile bu, Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt özerkliğine şiddetle karşı çıkan resmi duruşta bir esnemeye yol açmayabilir. Demir hattının kuzeyinde Kürtlerle bir çözüme varmadan hattın güneyinde bir Kürt özerkliğini hem hükümet hem devletin kurumsal bileşenleri reddediyor. (Al Monitor)

Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89