• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 3 °C
  • Diyarbakır 4 °C
  • Ankara -6 °C
  • İzmir 5 °C
  • Berlin 2 °C

Daha gerçekçi bir başlangıç için

Gülay Göktürk

Çözüm Süreci’nin 6-8 Ekim’de atlattığı tehlike bütün Türkiye’yi ve tabii sürecin iki tarafını da korkuttu.

Şimdi yeni bir evreye geçilirken, her kesimin birinci evrede yapılan hatalarla yüzleşmesi ve silahsızlanmaya giden yola daha gerçekçi beklentilerle girmesi gerekiyor.

Öcalan son açıklamasında, bu işi yıllara-aylara yaymak istemediğini; taraflar arasında kısa süreli bir görüşmeden sonra izlenecek yol haritasında bir anlaşma sağlanırsa mart - nisan aylarında bir kongre toplanabileceğini ve kendisinin de silahsızlanma çağrısı yapabileceğini söylemiş.

İyi güzel de, Kandil bu çağrıya uyacak mı?

Son dönemde süreçte yaşanan kırılmanın arka planında, hükümetle PKK’nın çözüm sürecini farklı tanımlamalarının ve farklı beklentiler içinde olmalarının yattığı artık anlaşıldı.

Bu beklenti farklılıkları bugün de aynen geçerli olduğuna göre, şimdi nasıl olacak da, Kandil (ya da KCK) İmralı’dan yapılacak silahsızlanma çağrısına uyacak?

Bana kalırsa burada ilk akla gelen ihtimal, Kandil’in Öcalan’dan gelen çağrıyı (tıpkı geçen defa olduğu gibi) kerhen ve lafzen kabul eder görünmesi ama bir yandan da uluslararası konjonktürü (özellikle ABD’nin tutumunu) kollayarak, bölgedeki “demokratik özerkliği inşa” faşizan faaliyetlere devam etmesi, silahları yeniden gündeme getirmek için her provokasyon imkânını kullanmasıdır.

Öcalan şimdiye kadar çoğu kez, “sahadaki” gücünü pazarlıkta elini güçlendirmek için kullanma, fazla ileri giderse frene basarak liderliğini bir kez daha ispatlama taktiğini uyguladı. Kimi zaman da sahanın önünde barikat görevi yapmanın liderliğini tehdit edeceğini gördüğünde sahadakilere yol vererek önderlik pozisyonunu korumayı seçti.

Ne var ki artık bu tür manevra imkânlarının son derece kısıtlandığı bir döneme giriyoruz.

Hükümet bu belirsizliğin ve oyalama taktiğinin farkında olduğu içindir ki, “kamu düzenini bozacak davranışların son bulması” şartını sürecin devamı için en hayati nokta olarak masada tutuyor. Ve bu koşul da Öcalan’ı fena halde sıkıştırıyor.

Görülüyor ki, bundan böyle bir yandan İmralı’da müzakere devam ederken, bir yandan da Güneydoğu’da KCK’nın paralel devlet kurma faaliyetlerine hiçbir şekilde müsaade edilmeyecek. Öcalan da, ya liderliğini kullanarak KCK’nın bu faaliyetlerine son vermesini sağlayacak ve süreç ilerleyecek; ya da sözünü geçiremeyecek ve PKK’da bir parçalanma yaşanacak.

Bu şıklardan hangisinin yaşanacağını belirleyecek iç ve dış koşullara gelince...

Dış şartları elbette kontrol edemeyiz. Kandil’in kimi ülkelerin yaktığı yeşil ışığın etkisiyle, Güneydoğu’da yeni bir Baas rejimi kurma ve yönetme hayallerini ne kadar sürdüreceğini bilemeyiz.

Ama iç koşullar noktasında söyleyeceklerimiz ve yapacaklarımız olmalı...

Öncelikle belirtelim ki, şimdiye kadarki dönemde Çözüm Süreci’nin yüzü suyu hürmetine PKK’nın bölgedeki yasadışı faaliyetlerine karşı aşırı toleranslı davranıldı. Bu eleştiri hem hükümet hem de sivil toplum için geçerlidir.

Müsaadenizle ben kendimi bu eleştirinin dışında tutuyorum. Çünkü defalarca yazdım, çizdim:

Çözüm Süreci’nin başından bu yana, çözümü destekleyen demokrat kanaat önderlerinin, yazarların, çizerlerin ağırlıklı çoğunluğu, PKK’yı koruyucu kollayıcı; eleştiri ve suçlamaları hep iktidara yönelten bir tutum takındılar. Geçmişte yaşanan kalekol eylemlerinde de, yol kesmelerde de, haraç toplamalarda da, adam kaçırmalarda da böyle oldu. PKK’nın Güneydoğu’da giriştiği şiddet eylemleri ya görmezden gelindi; ya meşru sebepler bulunmaya çalışılarak masum gösterildi. Ne zaman polis göstericileri engellemeye kalksa orantısız güç kullanımı” korosu harekete geçti.

Çözüm gerçekleşecek diye ödü kopan ve sabote etmek için elinden geleni ardına koymayan “demokrat” maskeli kişilerden bahsetmiyorum. Onlar rollerini oynadılar. Ama çözümü destekleyen aydınlardan, kanaat önderlerinden çok azının devletin o bölgede kamu güvenliğini sağlama görevini savunduğunu tespit edelim.

Aylarca bölgede esen PKK terörü, halka yapılan ağır baskı üzerine tek laf edilmedi. PKK’yı kayırmak, onun işlediği suçları, çözüm sürecine verdiği zararları örtbas etmek “demokrat” olmanın gereği sanıldı.

Şimdi girdiğimiz yeni evrede aynı hata tekrarlamamalıdır.

Silahların durmasının bedeli Güneydoğu’daki Kürtlerin PKK’nın demir bir pençesi altında yaşaması olamaz. Biz, Batı’ya cenazeler gelmesin diye, o bölgedeki vatandaşlarımızı PKK’nın zulmü altında yaşamaya terk edemeyiz; onları harcayamayız.

O zaman ilkeli davranmalıyız.

Suçla uzlaşma dönemi son bulmalı. Suçla uzlaşmanın barışa hizmet etmediği; tersine şahinler tarafından zaaf olarak algılandığı ve onları azdırdığı anlaşılmalı. PKK’nın yasadışı her davranışı, karşısında sadece hükümeti değil, bütün kamuoyunu bulmalı. Kandil, silahların gerçekten de miadını doldurduğunu ve tekrar eline almaya kalkanı güçlendirmek bir yana zayıflattığını somut olarak görmeli.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89