• BIST 109.330
  • Altın 155,771
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 6 °C
  • Ankara 9 °C
  • İzmir 16 °C
  • Berlin 1 °C

Dağlara taşlara kazınan Türklük

Gülay Göktürk

"Ne mutlu Türk'üm diyene..."
12 Eylül darbecilerinin Mardin-Kızıltepe yolu üzerinde, Türkmen Dağı yamaçlarına yazdıkları bu cümlenin artık orada olmadığının resmini gördüm dün. 30 yıldır o yamaçtan bölge halkına meydan okuyan o cümle yok olmuş, sadece ay yıldız kalmıştı.

Kaldırılan taşların izi görünüyordu. Ama birkaç haftaya kalmadan rüzgar o izleri de silip götürecekti. Gerçi o yazının Kürtler'in kalbinde açtığı yaranın silinmesi yazının izlerinin silinmesinden çok daha uzun bir zaman alacaktı ama olsun, sonunda doğru olan yapılmış, bir yanlıştan dönülmüştü.

"İşte böyle böyle, zulmün bütün izleri silinecek. Kalplerdeki yaralar önce kabuk tutacak sonra iyileşecek; gelecek kuşaklar o kabus gibi yılları babalarından, dedelerinden dinledikleri acıklı bir hikaye olarak hatırlayacak" diye geçirdim içimden, sevinerek...

Meğer her şey bir yanlış anlamaymış!

Yazı, yeniden, daha sağlam, daha gösterişli yazılmak için silinmişmiş. Gördüğümüz fotoğraf, taşların yeniden dizilmek üzere kaldırıldığı o kısa anda çekilmiş bir fotoğrafmış!

O fotoğraf bize servis edilene kadar, o cümle tekrar Türkmen Dağı yamaçlarındaki eski yerine yerleşmiş.

Gerçekten bu sadece bir yenileme çalışması mıydı; yoksa yazının silindiği haberinin ulaştığı kimi makamlar telaşla "Aman, ne yapıyorsunuz, Türk'ün ulu adını dağlarımızdan nasıl kazırsınız" diye baskı yapıp yeniden mi yazdırdılar, bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Ama bildiğimiz şu ki, bu devlet henüz o yazıyı silecek kadar dönüşememiş!

Çünkü ben öyle tarif ettim!

Bu konu ne zaman açılsa, milliyetçiler aynı şeyi söylerler: "Atatürk, 'Ne mutlu Türk olana' değil, 'Ne mutlu Türküm diyene' demiştir. Çünkü o, Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağıyla bağlı herkesi Türk olarak kabul eden; kökene, ırka, kan bağına değil, Türkiye Cumhuriyeti'ne bağlılığa, Türkiye Cumhuriyeti'ni yükseltip yüceltmek için çalışmaya dayanan bir milliyetçilik anlayışına sahiptir" derler.
Hakim milliyete mensup olmanın yarattığı zihin dünyası empati duygularını öylesine köreltmiştir ki, savunma için söyledikleri bu cümlenin problemin ta kendisi olduğunun bile farkına varmazlar. Türk olana değil, Türk'üm diyene... Zaten sorun tam da budur: Gerçekte Türk olmayanlara "Türküm" demelerini ve üstelik bununla gurur duymalarını dayatmak! Asimilasyon politikası bu değilse nedir?

Türkiye Cumhuriyeti on yıllardır bu ifadeyi Kürtler'e kabul ettirmek için çok kan döktü. Ama olmadı; Kürtler'i bir türlü Türk yapamadı! Bin kere de "sen Türksün" dese, bunu anayasalara, dağlara, taşlara da yazsa Kürtler Türk olmadı. "Kürtlük etnik kimliktir ama Türklük etnik değil, milli kimliktir" lafları çocukça bir kandırmaca çabası olmaktan öte gidemedi ki; aslında böyle bir durumda çocuklar bile sorar: Neden benimki etnik kimlik oluyor da seninki olmuyor? Cevap: Çünkü ben öyle tarif ettim!

Kürtler bu emrivakiye karşı itirazlarını Takrir-i Sükûn'dan bu yana sürdürdüler; Türk etnik kimliğinin adı olan Türklüğün "üst kimlik" denilerek boyunlarına asılmasına razı olmadılar. Devlet o kimlik kartını boyunda taşıma mecburiyeti getirmeseydi, belki Kürt olduklarını da şimdiki kadar kuvvetle hatırlamayacaklardı. Etnisiteleri kimliklerinin bu kadar önemli bir parçası olmayacaktı.

Şimdi hiç değilse bugün, aradan bunca zaman geçtikten ve bunca kan ve gözyaşı döküldükten sonra hâlâ hatada ısrar edip durmak yerine şöyle bir durup düşünmüyorlar:

Hadi diyelim ki sizler, yani dağlara taşlara "Ne mutlu Türküm diyene" yazmaktan vazgeçmeyenler, Türklüğü etnik bir kimlik olarak değil birleştirici bir kimlik, bir "şemsiye" kimlik olarak algılıyorsunuz. Peki ama eğer karşı taraf böyle algılamıyorsa, sizin böyle algılamanızın ne faydası var? Asıl önemli olan sizin değil onların nasıl algıladığı değil mi? Ve onların da, Cumhuriyet tarihi boyunca bu dayatmayı kendi kimliklerinin inkarı olarak algıladıkları hâlâ açık değil mi? Neden bir kez olsun, onların nasıl algıladıklarına bakıp; madem ki yanlış anlaşılıyor, o zaman biz de ısrar etmeyelim demiyorsunuz?

Neden bu ısrar; neden bu inat; neden bu aymazlık; neden, neden?.. 

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89