• BIST 90.383
  • Altın 144,560
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 5 °C
  • Diyarbakır 2 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 7 °C
  • Berlin 1 °C

Dağdan ölüm haberleri yine, ne yazayım ki?..

Hasan Cemal

Mardin, 1987 yılı Temmuz ayının ilk haftası. Cehennem gibi bir hava, kavurucu bir sıcak. Askeri helikopterler havalandı. Başbakan Özal’la Ömerli’ye bağlı Pınarcık mezrasına uçuyoruz.

Altımızdaki boz çıplaklığın ortasında heybetli bir yapı yükseliyor. Pilot binbaşı, “Süryani Başkilisesi” diyor. Dağın yamacına kocaman bembeyaz yazılmış:

“Ne mutlu Türküm diyene...”

Helikopterler tepeden tırnağa silahlı. Pata pata sesleriyle Pınarcık’a alçalıyor, bir tarlaya konuyoruz. Ortalık toz duman. Pervaneler durunca, önce sessizlik, sonra köpek havlamaları....

Silahlı askerler, fişeklikleri göğüslerine sarmış köy korucuları, foto muhabirleri, televizyon kameramanları, Başbakanlığın özel korumaları...

Tam bir curcuna!

Devlet büyüğüne karşı herkes telaş gösterisi içinde, Özal’ın helikopterine doğru koşturuyorlar.

Ben ise harabeye dönmüş, taş yığını halindeki felaket yerinde bir şeyler anlamaya, hissetmeye çalışıyorum.

Genç bir kadın, güzel bir kadın, başında siyah yemenisi, bir yere dayanmış, hiç kıpırdamadan dalmış, heykel gibi öyle duruyor. Gürültü patırtı içinde yaklaşan o telaşe kalabalığın farkında değil.

Bakışları bir noktaya takılı. Simsiyah zeytin tanesi gözlerinin içinde acının katmerlisi var. Bir taşın üstüne büyücek harflerle Ahmet diye yazılmış.

Soruyorum, Ahmet kim diye. Siyah yemenili kadın oralı bile olmuyor. Başını şöyle bir benden yana çeviriyor, sonra bakışları yine dalıp gidiyor. Bir erkek çocuk yaklaşıyor:

“Ahmet benim amcam. Buraya gömdüler. Daha beş kişiyi gömdüler. Bu da Ahmet amcamın karısı...”

Yanmış yıkılmış bir ev, genizleri yakan yanık kokusu. İhtiyar bir adam, saçı sakalına karışmış, “Şu siyah izler onların kanı” diyor. Derin yüz hatlarına keder yerleşmiş.

“Kim onlar, kimin kan izleri?..”

Hayret verici bir tevekkülle konuşuyor:

“Biri kızım, biri damadım, beş de torun, gitti bütün aile.”

PKK’nın Pınarcık katliamı...

Başbakan Özal, yanında Semra Hanım, bir duvarın üstüne çıkmış konuşuyor:

“Kimse devletten güçlü olamaz! Üç buçuk eşkıyadan kimsenin korkusu olmasın.”

Orta yaşlı bir köylü yanıma yaklaşıyor:

“Zordur beyim, zor! Ne zaman nereden gelecekleri belli değil ki.”

Hava kararıyor.

Güneşin battığı yer kızıllaşmaya yüz tutmuş. Helikopterlere biniyoruz. Bizim, gazeteci milletinin işi bitmişti! On yedi haneli Pınarcık, dağ başında dünyadan kopuk bu mezra birazdan karanlığa gömülecek ve bir avuç acılı sakini için uzun ve sessiz ve de ne getireceği belli olmayan bir gece daha başlayacaktı.

Helikopterler pata pata sesleriyle ortalığı toza dumana katarak havalandığı zaman benim kulaklarımda iki şey çınlıyordu. O yaşlı Kürdün “Zordur beyim zor!” sözüyle, Başbakan Özal’ın “Üç buçuk eşkıyası...”

1987’nin Temmuz ayıydı ve tam o sıralarda Olağanüstü Hal rejimi ilan ediliyordu Güneydoğu’da... (*)

Yirmi üç yıl geçmiş aradan.

Bugün yine Olağanüstü Hal isteniyor, devlet büyükleri yine devlet herkesten güçlüdür diye bağırıyor.

Değişen nedir?..

Çeyrek yüzyıl böyle geçmedi mi? Kırk binin üzerinde insanımız ölmedi mi? Türk analarının, Kürt analarının yürekleri acı ve gözyaşıyla dağlanmadı mı, köyler yakılmadı mı, Kürtler kendi memleketlerinde sürgün edilmediler mi, faili meçhuller yaşanmadı mı?

Bu kadar acı ve gözyaşı...

Yetmedi mi?..

Ben bir insan olarak yıllardır dağdan ölüm haberleri gelmesin diye uğraşıyorum. Siyasetin bunca acı deneyimden sonra yine şiddetin tutsağı olmasına karşı çıkıyorum.

Dağdan iniş yolu açılsın diye, PKK silah bıraksın diye, öncelikle parmaklar tetikten çekilsin diye yazıp çiziyorum.

Başka ne yapabilirim ki?..

Bu satırları yazarken televizyona gözüm takılıyor. Son dakika olarak dağdan yeni ölüm haberleri... MHP lideri Bahçeli‘den Güneydoğu’da olağanüstü hal için çağrı... Ve Başbakan Erdoğan‘ın “Bölücü fitne mutlaka yenilecek” sözleri...

Yazık, yeni bir şey yok!

Yıllardır hep aynı filmi seyretmeye devam etmek, sözün aşındığı hatta hükmünün kalmadığı dönemleri sık sık yaşamak gerçekten hüzün verici.

Yoksa ben de, “Beklediğim yarınlar dünde kaldı, hiç gelmediler” diye mi noktalayacağım?..

İyi pazarlar!


* Hasan Cemal, Kürtler, Doğan Kitap, Nisan 2003, sayfa 76.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89