• BIST 89.097
  • Altın 146,569
  • Dolar 3,6448
  • Euro 3,9330
  • İstanbul 14 °C
  • Diyarbakır 14 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 14 °C
  • Berlin 12 °C

Cumhurbaşkanı Gül’e hatırlatma ve sorular

Şahin Alpay

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün performansının parlamenter sistemde devlet başkanından beklenen partiler-üstü tavrın ne olabileceğine dair olumlu bir fikir verdiği söylenebilir.

Sayın Gül, tek bir parti grubunun oylarıyla seçilmesine, seçildiğinde partisinin iki numarası olmasına, aynı partiden başbakanlık yapmış olmasına rağmen, gerektiğinde iktidara yönelik uyarılarıyla ve tüm toplumu kucaklayıcı tavrıyla partisinin saflarını çok aşan kesimlerin saygısını kazanmayı başardı. Onun için çoğunluk yeniden seçilmesine olumlu bakıyor.

Ancak onun da uyarılara ihtiyacı olduğu görülüyor. Benim yapmak istediğim uyarılar sadece son günlerde söyledikleriyle ilgili. Cumhurbaşkanı, Portekiz ziyareti sırasında şöyle konuştu: “Bugünkü modern anlayışta da devletin Türk devleti olduğu çok açık. Ama Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının bir kısmı ‘ben etnik olarak Türk değilim, ama devletime bağlıyım, sadakatim devletime’ derse buna söyleyecek bir şey yok. 1924 Anayasası’nda vatandaşlık itibarıyla diye yazıyor. Bunu söylemekle her vatandaşa soyu, sopu, etnik farkı fark etmeksizin saygı duyulacağı ifade ediliyor. Üzücü olan, bunun lafzına ve ruhuna uygun davranışlar olmadığı için problemler ortaya çıktı. Bütün bu tartışmaları sona erdirmenin bir yolunu bulmamız gerekiyor.”

Cumhuriyet tarihi boyunca “Türk”e vatandaşlık anlamı değil etnik bir anlam, Orta Asya kökenli bir ırk anlamı yüklendiği için ve Kürt isyanları esas olarak bu nedenle bitmediği için, anayasada “Türk devleti” değil “Türkiye devleti,” Türk milleti değil “Türkiye halkı” kavramlarını benimseyerek ya da daha iyisi etnik referansları anayasadan tümden kaldırarak ancak problemleri çözmenin bir yolunu bulabiliriz. Ayrıca unutmamak gerekir ki, “modern” yani bugünün anlayışıyla demokratik devlet, dini ve etnisiteyi devletten ayıran devlettir. Yakın çevremizde yaşanan krizler, etnik ve dinsel çatışmalara çözümün de ancak böyle, dinsel ve etnik kimlikler-üstü bir devletin inşasıyla çözülebileceğini göstermiyor mu?

Sayın Cumhurbaşkanı, dönüşte katıldığı bir toplantıda da Türkiye’nin nükleer enerjiden yararlanamayışının büyük eksiklik olduğunu, nihayet iki santralin ihalesinin yapıldığını, nükleer santrallerin sadece enerjiyle ilgili olmayıp “siyasi” anlamı olduğunu, bu projeler konusunda hükümeti tebrik ettiğini, güvenlik standartlarının uygulanacağı konusunda da şüphesi olmadığını söyledi. Büyük hayal kırıklığına uğradım.

Sayın Cumhurbaşkanı’na şu soruları sormak istiyorum: Nükleer santrallerin çok büyük tehlikeler arz ettiğinin anlaşılması için daha kaç nükleer facia yaşanması gerekir? Türkiye’de halkın üçte ikisi bu çok belalı işe bulaşmamızı istemiyor. O halde niye bu konuda bir referandum yapılmıyor? Projeler hükümetlerarası anlaşmalara dayanıyor. Yarışmalı ihale yapılması gerekmez miydi? Bunların yol açabilecekleri kazalara karşı sigortası var mı? Çevresel etkileri bağımsız kuruluşlar tarafından değerlendirildi mi? Güvenlik önlemlerini denetleyecek, hükümetten ve şirketlerden bağımsız bir kurum oluşturuldu mu? Bir hükümetin binlerce yıl korunması gerekecek nükleer atıkların sorumluluğunu gelecek kuşakların sırtına yıkmaya hakkı var mıdır? Santrallerin sözünü ettiğiniz “siyasi anlamı” nedir? Enerji Bakanı “stratejik” diyor. Yani bunlardan sadece elektrik üretmek için değil, atom bombası yapmak için de mi yararlanmak isteniyor? Şeffaf yönetim, açık konuşmayı gerektirmez mi?

Nükleer santralleri büyük bir tehdit olarak görenler olarak cevaplarınızı bilmek istiyoruz.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89