• BIST 108.673
  • Altın 153,107
  • Dolar 3,8275
  • Euro 4,5102
  • İstanbul 15 °C
  • Diyarbakır 8 °C
  • Ankara 5 °C
  • İzmir 13 °C
  • Berlin 6 °C

Cumartesi yasağı, Kürt meselesi ve Müslümanlar

Emrullah Beytar

Kur’an’da Cumartesi yasağı olarak anlatılan kıssada üç farklı tutum sergileyen Yahudilerin var olduğu anlatılmaktadır. Malum olduğu üzere Allah (cc) Yahudi toplumuna Cumartesi günlerinde balık avlamayı yasaklamıştır. Bu üç sınıftan iki sınıf Yahudinin bu yasak karşındaki tutumunun yanlış olduğundan dolayı lanetlendiğini bizlere ihtar ediyor.  Bu iki sınıftan birincisi, Cumartesi yasağına uymayarak balık avlamaya devam ederken, ikincisi de bu Cumartesi yasağına uyarak balık avlamıyorlar. Ancak Cumartesi yasağına uymayarak balık avlayan insanlara karşıda sessiz kalarak bir tepki vermiyorlar. Üçüncü sınıf insanlar ise hem Cumartesi yasağından dolayı balık avlamıyorlar hem de bu yasağa karşı gelerek balık avlayan insanlara karşı itirazlarını dile getirerek tepki veriyorlar. Bu ilahı kıssadan benim aldığım hisse; bir Müslümanın hem haksızlık yapmama hem de haksızlık karşısında susmama gibi bir yükümlülük ve vazifesinin olduğudur. Bu kıssadan aldığım hisseyi destekleyen birçok ayet, hadis ve alim insanların beyanları bulunmaktadır. Öncelikle üstad Bediüzzaman’ında işaret ettiği gibi Kur’an’ın dört ana esasında biri ADALET’tir. Dolaysıyla Müslüman neyi yapmaz veya neye taraf olmaz sorusuna vereceğimiz öncelikli cevaplarımızdan biri “Müslüman adaletsizlik yapamaz ve buna taraf olamaz” olacaktır. “Zalimlere meyletmeyiniz ki sonra ateş size dokunur” ayeti ve “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” hadisi, Müslümanların haksızlık yapmamaları ve haksızlıklar karşısında takınması gereken tavrı ortaya koyan ayet ve hadislerden sadece biridir. Bu Kur’an’i kıssadan bir hisse alarak, son bir asırda eşitliğe dayalı bir adaletin olmayışında neşet etmiş olan, ciddi siyasi, sosyal ve ekonomik kayıplara sebep olan Kürt meselesi karşısındaki Müslümanların tutumu Cumartesi yasağına karşı farklı tavırlar geliştiren insanların durumuyla çok bağdaştığı düşüncesindeyim. Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne kadar yüz bin’in üzerinde insanın öldüğü, balığı yakalamak için nehri kurutmak mantığıyla boşaltılan 3000 köy ve bu köylerde şehrin varoşlarına gitmek zorunda olan 3 milyon insanın hayat mücadelesi ve o varoşlardan kaybolan hayatlar. Bu fotoğraf sadece Türkiye’deki Kürtlerin fotoğrafıdır, diğer bölgedeki fotoğrafları insan hatırlamak bile istemiyor.   

Çağdaş Mısır’lı yazarlardan Arap kökenli Dr. Fehmi Sinnavi’nin 1992 yılında Çizgi Yayınları’nın çevirisini yapmış olduğu “İslam Ümmetinin Yetimleri Kürtler” isimli kitabında “ Kürt sorunun yaygın bir şekilde gündeme getirdiğinizde İran, Irak, Türkiye, Suriye ve Bağımsız Devletler Topluluğu’nun öfkesini üzerinize çekersiniz. Suskun kalıp bu sorunu göz ardı etmek istediğinizde ise Kürtlere de, ‘hak’ olarak inandığınız hakikatlere de ihanet etmiş olursunuz. (s.7) diyerek bu kitabı neden yazdığı sorusuna cevap vermiştir.

Yaklaşık 150 yılık bir geçmişi olan Türkiye’nin ve orta doğunun demokratikleşmesinin önünde duran en büyük engel Kürt meselesidir. Bu meselenin bugüne kadar çözümlenmemiş olması hem Türkiye’de hem de orta doğuda ciddi kayıpları ortaya çıkartmıştır. Kürtlerin maruz kaldığı bu haksızlıklar karşısında Türkiyeli ve Ortadoğulu Müslümanlar arasında tıpkı Cumartesi yasağında olduğu gibi üç farklı sınıfı ortaya çıkartmıştır. Müslümanların bir kısmı, Kürtlere her türlü haksızlığı yapan devletlerle ile aynı dili kullanmayı tercih ettiler. Bir kısmı ise devletlerin Kürtlere yapmış olduğu haksızlığı onaylamamış ancak bu haksızlığa karşıda bir tavırda geliştirememiştir. Bu iki sınıf içinde etnik köken itibariyle Kürd olan çok sayıda müslümanın olduğunu hatırlatmak gerekir. Yani haksızlığa karşı sessiz kalmayı tercih etmişlerdir. Üçüncü bir kısmıda devletlerin Kürtlere yapmış olduğu haksızlığı benimsemedikleri gibi bu haksızlığa karşıda ciddi bir tavır takınmıştır. Bu sınıfın içinde etnik köken olarak Kürd olmayan birçok müslümanın olduğunu bilmemiz gerekir. Bu sınıf Müslümanların bu tutumundan dolayı hem devletlerin hem de devletlerle aynı dili kullanan Müslümanların öfkesine maruz kalmışlardır. Irak Kürdistan’ında ki oluşum ve Türkiye’de devletin Kürtlerle barışma süreciyle beraber bu öfke dozu azalmış ancak Suriye’deki olaylar, Haziran seçimleri ve ondan sonra oluşan çatışmalı süreç bu öfkenin farklı formatta tekrar eski seviyeye geldiğine maalesef şahit olduk.

 Mısır’lı düşünür  Dr. Sinnavi’nin “Adalete ulaşmak ve onu gerçekleştirmek için küçücük bir kitaptır bu çalışma(…..) Biz mütevazi bir çağrının peşindeyiz. Kürd sorununa eğilin, bu sorunu yeterince önemsemeye çalışın; ve bu sorunu açıkça irdeleyip tartışın. Taki adil bir çözüme ulaşıncaya değin…(s.9),  bu kitap bir avukatın herhangi bir meseleyi savunması gibi değildir. Zaten ne Kürtler beni böyle bir uğraşı ile görevlendirmişlerdir. Ne de ben bir Kürdüm. Kürtler binlerce kez müdafaayı hakkettikleri halde bu kitabı onların müdafaası için yazmadım” (s 9-10)  çağrısı bugün için belki sıradan ve çok ürkek, yetersiz gibi görünse de yaşadığı dönemin koşulları içinde değerlendirdiğimizde büyük bir cesaret, erdemlilik ve muhakeme gücünü gerektiren önemli bir adım olduğu şüphesizdir. Türkiye çözüm sürecine ivedilikle geri dönülmesi ve toplumların ihtiyaçlarına cevap verebilecek yeni bir paradigmayı inşa sürecini başlatmalıdır. 

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89