• BIST 89.940
  • Altın 145,207
  • Dolar 3,6228
  • Euro 3,9026
  • İstanbul 13 °C
  • Diyarbakır 12 °C
  • Ankara 12 °C
  • İzmir 18 °C
  • Berlin 6 °C

Çözümün ‘kendisi’ Kürtlerin demokratik haklarıdır

Ömer Ağın

Sayın Öcalan’ın haklı olarak, “yüzyıllık bir sorunu bir raporla çözemezsiniz” demesi boşuna değildir. Bu söylemden anladığımız temel şey, sorunun çözümü için her şeyden önce güven veren bir çözüm iradesi ve bu iradenin yaşamla buluşması için siyasi kararlılık gerektiğidir. Kimse kimseye ne bağ-bahçe bahşediyor, ne de bir lütufta bulunuyor. Ortada gaspedilmiş bir hak var, onun barışçı demokratik çözümü için ne yapmak gerekir tartışmaları sürüyor. Kısacası yaşamın atar damarı üzerinde mücadele yoğunlaşmış bir konumda yürüyor. Atar damar “Anadil hakkı” olarak kendini çoktan tanımlamış durumdadır. Ancak daha şimdiden net olarak görüldüğü gibi AKP hükümeti ne Kürtlerin demokratik haklarını teslim etmeye niyetli görünüyor, ne de “çözüm” için barışçı demokratik çözüm yöntemine yaklaşıyor. O sadece demagojilerle, kandırmalarla, oyalamalarla Kürtleri teselli etmeye çalışıyor. Tıpkı bağ bozumu sırasında mahsulü toplanmış bağdan geriye kalmış ve gözden kaçmış kimi üzüm salkımcıklarını yoksul halkın toplamasına izin verilen”lakate’ (başak) toplamaya rıza göstermeye benziyor...

Unutmayalım teselli “başağı” (lekate) bile Kürtlere sunulmuş bir lütuf değil, tam tersine Kürtlerin bin bir emeği ile kazanılmış bir haktır. Zaten böyle olmasaydı egemen güçler göstermelik de olsa barışçı demokratik çözüm yöntemine “evet” demek zorunda kalmazdı. Ordu ve hükümet eğer Kürtleri yenip mağdur ve yenik, psikolojik olarak çökmüş bir duruma sokabilseydi o zaman “barışçı” demokratik bir çözüm yönteminden asla söz edilmezdi. Teselli amaçlı da olsa söz etmezdi... Tıpkı 29. isyandan önce çıkan Kürt isyanlarının sonuçlarında görüldüğü gibi yok sayma ve asimilasyoncu politikalar devam edecekti. Burada şu tespiti hemen yapmak gerekir: Bugün eğer Kürtlerin demokratik haklarının gasp edilmişliğinden söz ediliyorsa ve de Kürt sorununun “demokratik mücadele yöntemiyle” çözümünden yana rıza gösterilmiş görünüyorsa bu Kürtlerin mücadelesi sayesinde olmuştur. Kürtlerin elde ettiği mücadelenin birinci basamağı bu tarlada yatmaktadır.

İkincisi, Cumhuriyet dönemi boyunca Kürtlere uygulanan “xaphapînok (kandırmaca) politikalarının “Osmanlı’da oyun bitmez” “tecrübesine dayanıyor olmasıdır. Merkezi devlet sıkışıp zora girdiğinde Kürtleri ve kimi haklarını ya kabul etmişler ya da teslim edeceklerini söylemişler. 1514 Çaldıran Savaşı’ndan sonra Kürtler elle tutulur bağımsız devletler oluşturma olanaklarını getirip özerk Kürdistan biçimiyle sürece yayılmış bir şekilde idari yapı oluşturdular. Bu tarihten itibaren Kürdistan, özerklik şeklinde Osmanlı’nın idaresinin altına girdi ve gelişmesi durdu. Sürece damgasını vuran idari özerklik “merkezi devletin” Kürdistan’daki inisiyatifinin çok gevşek olmasıdır. lV. Murat ile birlikte başlayan dönem (Kasr-ı Şirin Antlaşması’nın önemli bir işlevi de bu olmuştur) tedrici olarak Kürt beylerinin bir şekilde de olsa Tanzimat başına kadar, başka bir ifadeyle Bedirhan Bey İsyanı’na kadar sürdü...

Bu oyalama taktiği Cumhuriyet döneminde de devam edegeldi. 1919’da imzalanan Amasya Protokolünde, ki bu protokolün altında Mustafa Kemal, Bekir Sami Bey ve Rauf Orbay’ın imzaları vardır, 1921 Anayasası’nda zımnen de olsa Kürtlere özerklik sözü veriliyor. Bunun yanında İzmit’te yapılan basın konferansında sorulan bir soru üzerine Mustafa Kemal, Kürtlere özerklik verileceğinden söz eder. O döneme kadar Kürtlere verilen sözlerin hem içeriği farklıdır, hem de bu vaatlerin dile geldiği zaman süreci farklı olmuştur. Oluşacak olan politik sürecin başında bu içi boş vaatler verilerek Kürtler kandırılmaya çalışılmıştır. Nitekim sürecin sonucu ve bizzat tarihin kendisi bu tespiti doğrulamıştır. Egemen güçler toparlanıp merkezi devletlerini güçlendirdikçe Kürtlere verilen vaatlerin hepsi çöpe atılmıştır. Bu iki tarihi dönemeçte de ne yazık ki Kürtler kendileri için yeterince bir rol oynayamadıkları gibi aralarındaki husumetleri de gidermede başarılı olamadılar. Yenilginin bir nedeni de bu zaaflar oldu. Bu dönemin temel özelliği; davul Kürt’ün boynunda, tokmak şoven devletin elinde. Astığı astık, kestiği kestiktir.

Günümüzün politik gündeminin hem içeriğine hem de biçimine bir göz atacak olursak yeni bir nitelikle karşı karşıya olduğumuzu hemen anlarız. Bunu anlamak politik dahi olmaya gerek olmadığı gibi üstün bir zeka taşıyor olmaya da neden yoktur. İşin özüyle işe başlayalım. Gerek Kürt Özgürlük Hareketi ve gerekse Kürt halkı bugünkü tarihi koşulları dikkate alarak çok titiz bir güçler dengesi hesabını yaparak Kürtlerin haklarına kavuşma biçimini ”demokratik özerklik” olarak tanımlıyor. Fark hemen görülüyor. Sıradan bir özerklikten söz etmiyoruz. Demokratik bir öze sahip olan, ekonomik özgürlüğe dayanan ve refah toplumu içeren bir talep var ortada. Bunun anlamı, Kürtler sadece politik kurtuluş değil, aynı zamanda toplumsal özgürlüğü de şiar edinmişlerdir. Başka bir ifadeyle Kürtler, gerçekçi olmayan, gerçekleri içermeyen talepler ileri sürmek yerine mücadeleleriyle kendilerini kabul ettirmiş ve “meşruluk” içeren istemler arzuluyor. Bu varoluş biçimi sadece istemin içeriğini belirlemeyle kalmadı, aynı zamanda çözüm biçimini de şekillendirdi. Demokratik Türkiye ve eşit Kürdistan talebi sırat köprüsünden geçerek ete ve kemiğe bürünmeye başladı. “Çekilmenin” hızı ya da oranından çok anlamlı ve önemli olan çatışmazlık ortamının yaratılmış olmasıdır. Çünkü çekilmenin kendisi çözüm değildir, çözümü kolaylaştıran psikolojik ortamı yaratandır. Çözümün “kendisi” Kürtlerin tüm demokratik haklarına kavuşmasıdır.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89