• BIST 107.921
  • Altın 153,999
  • Dolar 3,8353
  • Euro 4,5054
  • İstanbul 10 °C
  • Diyarbakır -4 °C
  • Ankara 4 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin 4 °C

Çözümsüzlük

Doğu Ergil

Rahmetli Kazım Koyuncu’nun dizeleri bugünü ne güzel yansıtıyor:

Kürt’üm dedim…
Hadi lan bölücü dediler.
Laz’ım dedim…
Hadi lan devşirme Rum dediler.
Çerkes’im dedim…
Hain Ethem’in torunları dediler.
Alevi’yim dedim…
Dinsiz Kızılbaş dediler.
Ezidi’yim dedim…
Yezid’in pis soyu dediler.
Arap’ım dedim…
Pis yobazlar dediler…
Ben dedikçe onlar da bir şeyler dediler.
İnsanım diyecektim ama…
İnsanlığa ait her şeyi yok ettiler.

Bu haykırış bizi bölenin şu veya bu “dış güç”, “zalim emperyalistler”, “sinsi Siyonistler” değil kendi içimizde damıttığımız “diğerine” karşı nefret olduğunu söylüyor. Aksi halde bu kadar sık “birlik ve beraberlikten” hatta “kardeşlikten” söz eder miydik?

Çözüm süreci

Barış, çözüm, milli birlik ve kardeşlik istasyonlarına uğradıktan sonra tekrar terörle mücadele istasyonuna gelen siyasal istikrar süreci belirsizliğini koruyor. “Bu iş silahla çözülmez” anlayışından alternatif çözüm arayışına giden kapı ne yazık ki kapandı.

7 Haziran seçimi, alternatif yöntem arayışına cesaret eden AKP’ye istediğini vermeyince ilk feda ettiği “çözüm süreci” oldu. Kürtler’den beklediği oranda oy alamamıştı ve milliyetçi oylar, PKK’ya fazla taviz verildiği gerekçesiyle partiden uzaklaşıyordu. Bu tespit, iki taktiksel hamleye yol açtı: 1- Kürt oylarını kaybettiği HDP’yi baraj altında bırakmak. 2- Milliyetçi oyları tekrar kazanmak. Patlayan şiddet birinciyi sağlayabilirdi. MHP’den parça koparmak ve bir önceki seçimde kaçınılan Saadet ve BBP birliğiyle ittifak yapmak da ikinciyi. Her iki yönde de harekete geçildi.

Bu taktik hamleler ülkenin gerçek gündemiyle ilgisi olmayan girişimler. O halde biz uzaklaştığımız çözüm sürecine nasıl döneceğiz? Acı gerçeği söyleyeyim: Biz (Türkler) kısaca “Kürt sorunu” dediğimiz olguyu sürdürdüğümüz düşünce tarzı ve uygulamalarla çözemeyeceğiz. Neden? Çünkü kendimizi aldatıyoruz. Kürtler’e kardeş diyoruz ama onları ne seviyoruz (ki demokrasilerde bu gerekli değil saymak yeterli) ne de güveniyoruz. Millet tanımından onları dışlıyoruz.

Kanıt mı? Bu ülke nüfusunun yüzde 15’ini oluşturan Kürtler’e en yakın partiyi (HDP), Türk milliyetçiliğini temsil eden MHP muhatap/ortak kabul etmiyor. Ülkeyi paylaştığı insanların partisi HDP’yi siyasal ortağı olarak benimsemediği gibi onunla bir koalisyon kuracağına, seçimde rakibi olduğu AKP iktidarının devam etmesine ve ülkeyi yeni bir seçime götürmesine razı oluyor! Diğer partiler çarnaçar bu tercihin gölgesi altında yenilenen bir seçim emrivakisine boyun eğiyorlar.

Zannetmeyelim ki Kürtlüğü millet/ulus kavramı dışında görenler sadece MHP’liler. Kalın bir etnik ayırımcılık damarı var ve bu tüm partilerin tabanında mevcut.

Bir ikinci konu bölünme korkusu. Zannediliyor ki sıkı merkeziyetçilik, sivil toplumu ezen devletçilik yerini yerinden yönetime bırakırsa ülke parçalanır. Oysa Kazım Koyuncu’nun dediği gibi kalben ve fikren çoktan bölündük. Baksanıza birbirimizi öldürüyoruz. Üstelik bunun neden olduğunu açıklayamıyoruz veya bundan kaçınıyoruz. Eğer bu ülkenin idari yapısı, yerinden yönetim üzerine kurulmazsa ne siyaseten otoriterlikten kurtulur ne idari verimliliğe kavuşur ne de yerel düzeyde sivil-demokratik girişimcilik gelişir. Merkezi hükümet dizginlenemez ve denetlenemez.

Eğer Kürt çoğunluklu illerde Kürtler’in bir kültürel varlık olarak mevcudiyeti ve etkinliği engellenirse siyasal olarak bir Kürdistan talebinin önüne geçilemez. Bunu bilenler bile hain olarak damgalanmak korkusuyla söyleyemiyor. O nedenle Kürtler bir sorun, sorun da çözümsüz kalıyor.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89