• BIST 89.809
  • Altın 145,306
  • Dolar 3,6167
  • Euro 3,9083
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 0 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 7 °C
  • Berlin 7 °C

Çözüme birlikte yürüyebilmek için

Oya Baydar

Bu yaşa geldim; kurtulamadığım, kurtulmak da istemediğim saf bir yanım var. Kaşarlanmış ince siyasi hesaplara, rakibi ezmek için geliştirilen taktiklere pek aklım ermez. Farklı yerlerden, farklı yollardan gelseler de, aynı bağın üzümünü yemek isteyenlerin, aynı hedefe yönelenlerin, yolda birbirlerine çelme takmalarını da anlayamam. Hep böyle miydim? Tabii ki hayır. Yıllar boyunca, çelme yiyerek ve çelme takarak yürüyüp de sonunda herkesin yolda kaldığını görmenin getirdiği bir nokta belki. Bir de belki, hayatın acımasız eğitiminden geçerek törpülenip, doğrunun tekeline sahip olmadığımı öğrenmek...

Bu giriş paragrafına neden mi ihtiyaç hissettim? Günlerdir; heyecanla, umutla, aman bir yol kazası olmasın diye yüreğimiz ağzımızda izlediğimiz, bazen coşkulu bir iyimserliğe kapılıp bazen endişelendiğimiz barış sürecini konuşup tartışırken, beklenmedik bir noktada ayrışmaya başladığımızı evet, barış konusunda bile bunu başardığımızı (!) fark ettim de ondan. Taraf’ta yayımlanan ilk yazının hemen ertesi günü, “dakka bir, gol bir”, gazetenin iki değerli yazarının hışmına neden uğradığımı, neredeyse “Ergenekoncu” saflara neden itildiğimi, saftirik yanımın etkisiyle gerçekten de anlayamamıştım. Endişeli bir iyimserlik içinde olduğumu yazmama takılmış olmalıydılar. Eh yani! Bunca yıldır bu işlerin içinde veya izleyicisi ol da yoğurdu üfleme!..

İlerleyen günlerde, sürece destek vermeye çalışanların toplantılarında, ya da medyadaki tartışmalarda, sezdiğim ama tam çözemediğim ayrışmanın gazetelerdeki birkaç yazıyla sınırlı kalmadığını, derinleşmekte olduğunu doğrudan ya da katılanların aktarımlarıyla izledim. Ve bu kirli, kanlı savaşın sona ermesini isteyen barışçıların daha işin başında hangi noktada ayrıştıklarını galiba anladım. Tartışmalar, “çözümün ama’sız, fakat’sız, koşulsuz” desteklenip desteklenmemesinde düğümleniyordu. İlk bakışta hurûfilik sayılabilecek bir sözcük tartışması gibi görünse de, altında “nasıl bir çözüm, nasıl bir süreç” sorusu gizliydi.

Sürece koşulsuz destekte ısrarlı olanlarla temkinli yaklaşanlar arasında, barışı istemekte (yani hedefte) fark olmadığını biliyorum. Geniş kitleler barış istiyor, şu anda gerçekten cesaretle adım atıp süreci başlatan Başbakan Erdoğan ve Kürt hareketinin lideri Öcalan barış istiyorlar, her kesimden sivil toplum kuruluşları ve kamuoyu önderleri de, siz de, ben de bu kan dursun, barış olsun, sorun çözülsün istiyoruz. Yine de ufaktan ufaktan ayrışmaya başlıyoruz. Şimdilik küçük tartışmalardan, sataşmalardan ileri gitmeyen ama yarın daha güç günler geldiğinde büyüme istidadı gösterebilecek bu ayrışmayı baştan çözebilmeliyiz; ve çözebiliriz.

Sürecin iki aşaması

Çözüm süreci birbirine geçişli, birbirine bağlı iki aşamadan oluşuyor: Savaşın bitmesi, yani silahların bırakılması ve Türkiye’nin Kürt sorununun çözümü. Başka bir deyişle barışın kalıcılaşması ve Türkiye’nin demokratikleşmesi. Bu iki aşama birbirini gerektirse de birbirinden farklı. Şimdilik silahların önce susması, sonra bırakılması aşamasının ilk adımlarındayız. Bu aşamada devletle PKK, Başbakan Erdoğan’la PKK lideri Öcalan’ın attıkları ezber bozan cesur adımların ama’sız, koşulsuz destekçisi olmanın, barıştan yana her kesimin, her odağın, her siyasal örgüt ve kanadın sorumluluğu olduğunu düşünüyorum. (Daha ilk adımda sürecin dışında kalmış bulunan CHP’yi, saldırıları neredeyse cinnet belirtisi sayılabilecek MHP’yi, irili ufaklı ulusalcı çevreleri, AK Parti karşıtlığı ile paralize olmuş siyasal kesimleri tarihe ve vicdanlara havale edelim.) Barışı cesaretle göze almış tarafların arkasına güç yığmak, gereğinde bağrımıza taş basarak savaşın sona erdirilmesi sürecini koşulsuz desteklemek boynumuzun borcu. Erdoğan ve Öcalan’da simgeleşen taraflara; siyaseten, ideolojik olarak veya kişiliklerinden hoşlanmadığımız için karşı, hatta hasım olabiliriz. Ama “iyi” kimden, hangi kesimden gelirse gelsin, hele de bu “iyi” barış oldu mu, ben kendi adıma kaynağını tartışmam, yandaş olurum.

Gelelim sürecin ikinci aşamasına... Kürt sorununun çözümü, yani Kürt halkının ve herkesin anayasal eşit yurttaşlık temelinde bütün haklarına kavuşması ancak barış koşullarında gerçekleşebilecek Türkiye’nin demokratikleşmesi sorunudur. Silahların bırakılması sürecinde barışın yüklenicilerine koşulsuz, pazarlıksız destek verenlerin sürecin ikinci aşamasında sürece ileri demokratik taleplerle dâhil ve müdahil olma, tartışma, fikir üretme hakkı ve sorumluluğu vardır. Otoriter- paternalist yönetim eğilimi giderek belirginleşen Başbakan Erdoğan’ın ve AKP’nin “verebileceklerinin” sınırlarını aşan bir özgürlük ve demokrasi talebi demokrasinin olduğu kadar barışın kalıcılaşmasının da teminatıdır. Çözüm sürecini silahların bırakılması aşamasıyla sınırlı saymıyorsak, kendimizi ve ufkumuzu pax AK Parti ile sınırlamıyorsak, sürecin demokratikleşmeye doğru derinleşmesini istiyorsak, barışa zarar veririz diye çekinmeden, demokrasinin nasıl geliştirilebileceğini konuşalım, tartışalım. Unutmayalım: Bugün varılan nokta ellerini taşın altına sokmaktan çekinmeyen Erdoğan’ın ve Öcalan’ın cesur hamleleri kadar ve daha fazla, onlarca yıllık barış ve demokrasi çabalarının ürünüdür. Bunu hatırlarsak, tam da birleşmemiz ve barışa güçlü destek olmamız gereken noktada dışlayıcı ve ayrıştırıcı olmaktan kurtuluruz.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89