• BIST 90.383
  • Altın 144,560
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 5 °C
  • Ankara 6 °C
  • İzmir 12 °C
  • Berlin 8 °C

Çözüm yakınlığı...

Fehim Işık

Son aylarda Türkiye’de çokça şey tartışıldı; tartışılmaya devam ediyor. Birçok televizyon kanalında, gazetede, dergide, internet sitesinde gündemin en önemli konusu olarak, “Kürt Açılımı” veya akabinde dillendirilen “Demokratik Açılım”, “Milli Birlik Projesi” gibi adlandırmalarla, esasında Kürt sorunu ve çözüm yolları tartışılıyor. Tartışmalarda, hiç umut edilmeyen kesimlerden bile cesur söylemleri duymak artık mümkün. Şimdiye kadar dillendirilmeyen, söylenmeyen çokça şey, özellikle bunları dillendirmekten çekinenler tarafından bugün daha açık konuşuluyor.

Konunun tartışılması başlığında irdelediğim bu öznel durumu, yani sorunu tartışanları ve çözüm peşinde koşanları aslında birkaç yönlü bakarak değerlendirmek lazım. Elbet bu değerlendirmeleri, son dönemlerde tartışan, tartışmaya katılan tüm kesimler üzerinden değil, daha çok Kürt mahallesi içinde yer alanlar üzerinden yapmak istiyorum.

Nicelik açısından değerlendirdiğimizde Kürt mahallesinde yer alan ve çoğunlukla gözden ırak tutulan “tartışmacı” kesimlerden ilkinin, azınlıkta kaldığını görebiliriz. Elbet her ne kadar nicelik olarak küçük bir kesimi oluştursalar, gözden ırak olsalar bile bu ilk kesimin hakkını teslim etmek gerekir. Bunlar, her koşulda sorunu çok açık bir biçimde tartıştılar. Bedelini ödeyerek de olsa, sorunu kendi bakış açıları ile cesurca sonuna kadar dillendirdiler.

İkinci kesimi oluşturanlar, sorunun açık dillendirilmesine inandılar, ancak dillendirmeyi kendi üzerlerinden yapacak kadar cesur olamadılar. Görünen o, bu kesimin kaybedecek çokça şeyi vardı. Bu nedenle hep başkalarını takdir ederek yürümeyi tercih ettiler. Bu ikinci kesim hiç de azımsanmayacak bir yoğunluğa sahip.

Üçüncü kesim sorunu açık bir biçimde dillendirmek bir yana, daha çok “köşe başlarını” tutanlar ekseninde konuşarak hem sorunun tarafı hatta mümkünse temsilcisi olmayı, hem de “sorunun nimetlerinden nemalanmayı” yeğlediler.

“Sorunun nimetlerinden nemalanma” kavramı belki yeni bir şey. Üzerinde çokça tartışılacak bir konu. Bu yazının boyutlarını aşacak kapasitede olsa bile, açmak gerek. “Sorunun nimetlerinden nemalananlar” sadece savaşın devamından yana olanlar değil. Şu bir gerçek, “insanlar” sadece savaşın devamından yana olarak ya da bizzat savaş ortamının reel koşullarından dolayı nemalanmadılar. Aynı zamanda savaşa karşı çıkarak, barış yanlısı olarak, hatta bizzat sıcak mücadelenin içinde yer alarak nemalananlar da oldu.

Örneğin, tüm kıymetini birilerine karşıtlıktan kazanan, hala her şeyi 30-35 yıl öncesinden bakarak değerlendiren bir kısım televizyon ya da siyaset “prensinin” durumu... Elbet aktörler eleştirilmelidir; elbet aktörlerin yanlışları dillendirilmelidir. Ama kendine bir yerde konum oluşturmak için karşıtlık yapan ve bu yolla popülaritesini artıran, hatta oluşan karşıtlık korosuna katılarak aktörlerin bir kesimine küfreden bu televizyon ve siyaset “prenslerinin” savaştan yana olduklarını iddia edebilir miyiz? Onlar barıştan, hatta başkalarının tavuğuna ‘kış’ denmesini kınayacak kadar barıştan yanalar.

Şimdi silahların susması, diyalog ortamının gelişmesi için yeni olanaklar oluşması muhtemelken, bu kesimlerden bazıları fırsatı kaçırmayıp hala “sorunun nimetlerinden” yararlanmayı ya da kendilerini ön plana çıkarma amacıyla her şeyi tersyüz etmeyi yeğleyebiliyorlar. Bunlara göre, eğer kendileri sürecin içinde varsa sorun çözülür. Bunlar yoksa, çözüm mümkün değil; varsa da eksiktir. Bu, “sorunun nimetlerinden nemalanma” değil de nedir?

Şimdilerde sorun yeni bir merhaleye taşınıyor. Elbet daha dikkatli olmak gerekiyor.

Bilindiği gibi Öcalan’ın çağrısı üzerine Kandil’den, Maxmur’dan, Avrupa’dan bir kısım PKK üyesi Türkiye’ye dönüş hazırlığı yapıyor. Bu yazı yayınlandığında eğer bir aksilik çıkmazsa, dönüş hazırlığı yapanlardan bazıları belki Silopi’den ülkeye geri dönmüş olacak.

Hiç kuşku yok, bu adım sorunun çözümüne dönük bir iyi niyet gösterisidir. Umarız bu iyi niyet gösterisi karşılığını bulur.

Bu iyi niyet gösterisinin öncesini, yani daha önce gelen barış gruplarının başına gelenleri de bildiğimiz için bugün daha dikkatli olunması gerektiğine inanıyorum. Bu dikkatin devleti ilgilendiren yanı olduğu kadar, Kürt mahallesinden siyaset yapanları ilgilendiren yanı da var. Kürt mahallesinde gelişmesi muhtemel bazı bakış açılarını şimdiden görüp buna dönük öneriler geliştirmek herkesin yararına.

PKK’li olmayan Kürtlerin önemli bir bölümü savaş ve silahlı mücadele karşıtlığını temel politika olarak benimsemiş durumda. Bu kesimlerden bazıları her ne hikmetse, bir önceki barış grubunun gelmesine karşı çıktılar. PKK’lilerin ülkeye geri dönmesini Öcalan’ın Kürtleri satma girişiminin bir parçası olarak değerlendirenler bile oldu. Bugün de aynı bakış açısını dillendiren, buna temel olarak da devlete güvenilmemesi gerektiğini beyan eden Kürt aydın ve siyasetçileri var. Ancak bu kesimlerin kavrayamadığı çok net bir durum var, kanımca. Silahlı mücadele veren ve bu temelde bir iyi niyet girişimi olarak militanlarını ülkeye gönderen hareket, ülkeye dönen insanların başına gelecek her türlü olumsuzluğu göğüsleyebilecek büyüklükte. Ülkeye dönen 40-50 insanın daha cezaevi köşelerinde çürütülmesi, etkin bir güce erişen bu harekete negatif değil, pozitif bir ivme katacaktır.

Oysa esas olan, bu adımın “öznel” birilerine, ya da hareketin kendisine veya liderine pozitif veya negatif bir ivme katması değil... Aslolan bu adımla sorunun çözümü için yapılacakların hız kazanması, adım atacakların karşılıklı olarak bundan cesaret alması ve nihayetinde gerekli güven ortamının sağlanarak demokratik ve barışçıl çözüm yolunun tümden ve engellenemez bir biçimde açılmasıdır.

Bu ülkede önemli olan artık kimin “ajan” olup olmadığı değil, kimin ne kadar barışa ve çözüme hizmet ettiğidir. Artık herkes demokrasi ve barışın önünün açılmasına hizmet etmelidir. Gerisi laf-ı güzaftır...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89