• BIST 97.533
  • Altın 145,647
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 18 °C
  • Diyarbakır 20 °C
  • Ankara 12 °C
  • İzmir 17 °C
  • Berlin 19 °C

Çözüm sürecini etkileyen faktörler

Hatem Ete

 

Çözüm sürecinin üzerinden iki yıl geçti. İki yıl boyunca, Türkiye’de ve bölgede, eşine az rastlanır bir siyasal hareketlilik yaşandı, yaşanmaya da devam ediyor. Güç dengeleri, ittifak haritaları gün be gün değişiyor.

Önümüzde duran soru şu: çözüm süreci bütün bu hareketlilikten ne kadar etkilendi, ne kadar etkilenecek?

Çözüm süreci üzerinde etkide bulunma potansiyeli yüksek gelişmeleri; içeride Gezi eylemleri, 17-25 Aralık operasyonları ve 2014 yılında gerçekleşen iki seçim, dışarıda ise PYD’nin Suriye’de ilan ettiği kantonlar kurması ile IŞİD’in Suriye ve Irak’taki genişlemesi ve Kürt coğrafyasına yönelmesi şeklinde sıralayabiliriz.

Bu gelişmeler, çözüm sürecini yürüten siyasi aktörlerin iktidar-güç denklemini ve gelecek tasavvurlarını etkilemesi dolayısıyla çözüm sürecine etkide bulunması beklenebilecek gelişmeler.

Gezi eylemleri ve 17-25 Aralık operasyonları, çözüm sürecini omuzlayan AK Parti iktidarını doğrudan hedef alan gelişmelerdi. Bu iki gelişme de, çözüm sürecinin stratejik bir kararla yürütüldüğünü teyit eden bir işlev gördü. Kürtlerin eylemlerin ve operasyonların bir parçası olmayışları, AK Parti tarafından çözüm süreciyle ilişkilendirildi ve sürece verilen değeri arttırdı.

PKK ve nüfuz ettiği siyasi hareket ise, geri çekilmeleri durdurarak zaman kazanmayı tercih etse de, AK Parti’yi hedef alan bu gelişmelerin bir parçası olmadı ve söylem düzeyinde çözüm sürecine bağlılığını sürdürdü.

Dışarıdaki gelişmelerin, süreci yürüten aktörler üzerindeki etkisi içerideki gelişmelerden daha yüksek oldu. İçerideki provokasyonlara direnç göstermeyi başaran çözüm süreci, Suriye’deki gelişmelere aynı ölçüde direnç gösteremedi. Devlet, çözüm sürecini Suriye’deki gelişmelerden olabildiğince sakınmaya yönelik bir eğilimi benimserken, örgüt ve siyasi bileşenleri, Suriye’deki gelişmeleri çözüm sürecinin merkezine yerleştirmeyi tercih etti. Örgüt, PYD’nin Suriye’deki otorite boşluğundan yararlanarak elde ettiği fiili kazanımları, çözüm sürecinin yaslandığı ana dinamikleri revize etmenin bir fırsatı olarak gördü.

İç ve dış gelişmeler, devletin çözüm sürecindeki kararlılığını tahkim eden bir işlev görürken, örgüt için, çözüm sürecinin omurgasını teşkil eden silahsızlanma ve özerklik talebini silahın gerekçesi kılmama ilkelerinden tereddüt duymaya yol açtı.

AK Parti, 30 Mart ve 10 Ağustos seçimleriyle, maruz kaldığı saldırıları bertaraf ederek siyasal gücünü tekrar tahkim edince, yavaşlayan çözüm sürecini hızlandırmaya yönelik peş peşe adımlar attı. Çözüm süreci yasal bir çerçeveye kavuşturularak, hükümete, çözüm sürecini yürütmek üzere ihtiyaç duyacağı her türlü mekanizmayı kurma yetkisi verildi. Bakanlar Kurulu, çözüm süreci mekanizmasını belirleyerek Resmi Gazete’de yayınladı. İmralı heyeti genişletildi ve hükümet ile HDP yönetimi arasındaki görüşmelere ivme kazandırıldı.

Bu adımlar, devletin çözüm sürecine yönelik kararlılığını teyit ederken, örgütün tereddütlerini giderici bir etkiye yol açmadı. Örgüt, Suriye’deki gelişmelerin, daha uzunca bir süre, silaha ihtiyaç hissettireceği düşüncesiyle, sürecin gerektirdiği adımları atmaktan imtina etti.

PKK, geri çekilme sürecini durdurdu, kitlesini sürekli teyakkuzda tuttu, güçlü bir toplumsal desteğe sahip olduğu yerlerde başta AK Parti olmak üzere başka siyasi partilerin siyasal faaliyetlerini engellemeye yönelik saldırgan bir tutum takındı ve kurduğu paramiliter unsurlar üzerinden kamu düzenini bozmaya yöneldi. 6-8 Ekim olayları ve Cizre’de bir ayı aşan sürekli gerilim, örgütün Suriye’deki gelişmeler üzerinden yaşadığı tereddüdün somut yansımaları olarak değerlendirilebilir.

Sonuç olarak, iki yıl boyunca yaşanan gelişmelerin, devletin sürece yönelik kararlılığını arttırırken, örgütü tereddüde sevk ettiği söylenebilir. Bu etkilenme farklılığı, tarafların hem sürece hem de gelişmelere atfettikleri önemin farklılığından kaynaklanıyor.

Süreci stratejik kılan esas unsur, tarafların süreci konjonktürel gelişmelere kurban etmeme, günübirlik gelişmelerin sürecin esası üzerinde etkide bulunmasına direnme kararlılıkları olacak. Taraflar, gün be gün başkalaşan gelişmelerdeki bir anı dondurarak pozisyon değişikliğine gittiklerinde sürecin kalıcılığını ve stratejik boyutunu ihmal edebilirler.

Şu andaki işaretler, örgütün böyle bir eğilime yöneldiği kanaatini pekiştiriyor. Çözüm sürecinin ritmini ve sonucunu şu soru belirleyecek gibi görünüyor: Örgütün tutumunu, bugün kendi lehine işlediğini zannettiği konjonktürel bölgesel gelişmeler mi belirleyecek, yoksa konjonktürel gelişmelerin geçiciliğinden sıyrılan ilkesel ve stratejik bir duruş mu?

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89