• BIST 89.764
  • Altın 145,514
  • Dolar 3,6255
  • Euro 3,9111
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 3 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 13 °C
  • Berlin 6 °C

Çözüm Süreci'ni başlatan dinamikler

Hatem Ete

6-8 Ekim olayları ve sonrasındaki gelişmeler, PKK-HDP hattının, Çözüm Süreci'nin başlangıcında benimsediği perspektiften uzaklaştığına yönelik genel bir algıya yol açtı. Bu değişikliğin Çözüm Süreci'ni ne yönde etkileyeceği üzerinde düşünmek hayati bir önem taşıyor. Bu çerçevede, tutum değişikliğinin nedenleri, tezahürleri ve Çözüm Süreci'ne olası etkilerini bir sonraki yazıda ele almak üzere, bugün, Çözüm Süreci'nin yaslandığı temel ilkeleri yeniden hatırlamakta fayda var.

Çözüm Süreci, örgüt ve bileşenlerinin, devlete ve kamuoyuna, iki konuda verdikleri güvenceyle hayata geçmişti: Silahlı mücadeleye son verip siyasal mücadeleye yönelme ve silah bırakmayı özerk statü talebinin karşılanmasıyla ilişkilendirmekten vazgeçip demokratikleşmeyle ilişkilendirme.

Örgüt ve bileşenleri, bu noktaya, iradi bir tercihle değil sosyo-politik dinamiklerin zorlamasıyla gelmişti. Çözüm Süreci'ni konjonktürel bir tercih olmaktan çıkarıp stratejik bir karara dönüştüren de, bu sosyo-politik dinamiklerdi.

Çözüm Süreci'ni mümkün kılan ilk dinamik, örgütün özerklik talep ve ısrarını, silaha gerekçe kılmaktan vazgeçmesiydi. AK Parti iktidarı boyunca, yaşanan onca demokratik reforma rağmen örgütün silahtan vazgeçmeyişini gerekçelendiren esas faktör, örgütün Kürt sorunun çözümünü özerklikle ilişkilendirmesiydi. Örgüt ve bileşenleri, Kürt meselesinin ancak Kürtlere kolektif ve idari imtiyazların tanınmasıyla çözülebilecek etnik bir mesele olduğu konusunda ısrarcı olurken, AK Parti Kürt meselesinin demokrasi eksikliğinden kaynaklanan ve demokratik standartların yükseltilmesiyle çözülebilecek bir siyasal sorun olduğunu savunuyordu.

Demokratik açılım ve Oslo süreçlerinin başarıya ulaşmasını engelleyen en önemli faktör bu görüş ayrılığıydı. Statü ısrarı, OSLO sürecini sona erdirirken, örgüt, Arap Baharı’nın tetiklediği yeni bölgesel dinamikleri yanlış okuyarak yükselttiği terör dalgası üzerinden ‘kurtarılmış bölgeler’ oluşturmaya, fiili bir özerklik inşasına yöneldi. 2012’nin sonlarına gelindiğinde, epey yüksek bir maliyetle, örgüt, öngördüğü hedefe ulaşamayacağını gördü.

Bu yüksek maliyetin ardından, Öcalan ve onun inisiyatifiyle örgüt, silahsızlanmayı özerklik talebinin karşılanmasıyla ilişkilendirme ısrarından vazgeçerek, demokratik standartların yükseltilmesiyle ilişkilendirmeye ikna oldu. Çözüm Süreci'nin başlamasına yol açan ilk dinamik, devlete ve kamuoyuna verilen bu teminattı.

Sürecin esasını oluşturan esas dinamik ise, örgütün silahlı mücadeleden vazgeçip siyasal mücadeleye yönelme teminatı vermesiydi. Örgütü bu kararı almaya zorlayan pek çok faktörden bahsedilebilir. Bu faktörlerin başına, AK Parti iktidarında hayata geçirilen reformlarla, demokratik siyasal katılım ve mücadele kanallarının genişletilmiş olmasını koymak gerekir. AK Parti, sorunların çözümü için hayata geçirdiği açılım süreçleriyle devletin güvenlik öncelikli politikalarını demokratik bir perspektifle ikame etti ve eşit vatandaşlık konsepti çerçevesinde pek çok demokratik reformu hayata geçirdi.

Devletin geçirdiği demokratik dönüşüm uzunca bir süre örgütte bir karşılık bulmadı. Devlet demokratik açılım ve OSLO süreçleriyle, siyasal kanalları işleten bir yönelim içindeyken, PKK karakol saldırıları ve şehir merkezlerinde gerçekleştirdiği bombalı eylemlerle, demokratikleşme iradesini sınırlayan bir işlev görmeye devam etti.

Örgütün silah ısrarı, AK Parti iktidarının sorunları siyasal enstrümanlarla çözme iradesini yavaşlatırken, kendi çizgisinde faaliyet yürüten sivil-siyasi oluşumların da gücünü ve etkisini törpüleyen bir etki üretiyordu. Bu anakronik tutum, örgütü hedeflerine ulaştırmadığı gibi Kürtlerde de yadsınamayacak bir hoşnutsuzluk doğurunca, örgüt hattında siyaset yapan pek çok aktör, silahlı mücadeleye son vermenin zamanının geldiğini dillendirmeye başladı. Nihayet 2012’nin sonunda, Öcalan, devlete ve kamuoyuna, örgütü silahlı mücadeleden vazgeçirip siyasal mücadeleyi benimsemeye ikna edebileceği vaadinde bulundu. Çözüm Süreci, bu stratejik kararla başladı.

Sonuç olarak, Çözüm Süreci, oldukça yüksek maliyet üreten uzun süreli bir gecikmeden sonra, örgütün AK Parti iktidarında devletin geçirdiği demokratik dönüşüme kendisini uyarlayarak, devlete ve topluma verdiği bu iki teminatla mümkün hale geldi. Devlet, açılım ve OSLO süreçlerinin tıkanmasına yol açan bu iki dinamikle ilgili örgütteki perspektif değişikliğini veri alarak çözüm sürecini başlattı.

Cuma günü, Çözüm Süreci'nin başlangıcından bugüne, içeride ve dışarıda yaşanan siyasi gelişmelerin bu teminatlar üzerindeki etkisini ele almaya devam edelim.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89