• BIST 81.618
  • Altın 145,694
  • Dolar 3,7670
  • Euro 3,9908
  • İstanbul 6 °C
  • Diyarbakır 5 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 11 °C
  • Berlin -4 °C

Çözüm sürecine milli göz

Abdülkadir Selvi

Çözüm süreci küllerinden her defasında yeniden doğan, ” Zümrüdü Anka”ya döndü.

6-8 Ekim olayları çözüm sürecinin maruz kaldığı en ağır darbeydi.

Süreç sendeledi ama yıkılmadı.

Paris suikastine ve 6-8 Ekim olaylarına rağmen barış treni tekrar rayına konuldu.

Bu ülkede 30 yıldır oluk oluk kan akıyor.

Ama her ağzını açan, ”Barış” diyor, başka bir şey demiyor. Ama ne zaman ki barış ciddi bir tehlike ile karşı karşıya kalıyor, bakıyoruz ki, 24 saat içerisinde dil değişmiş. Savaş naraları atılır olmuş.

6-8 Ekim sürecinde beni en çok yaralayan noktalardan biri bu oldu.

30 yıldır bu ülkenin dağlarına taşlarına çiçek ekilmiyor. Türk bayrağına sarılı körpe bedenleri veriyoruz toprağa.

“Barış hem de inadına barış” demek varken, zehirli bir dil kullanılıyordu.

Kimi zaman bu ülkede barışın ömrü 24 saatmiş dediğim anlar oldu.

Ama çoğu zaman, barış bu kadar kolay vazgeçilecek bir şey değil diye inandım.

Ama barış kolay elde edilebilecek bir şey de değil.

6-8 Ekim olaylarının ardından HDP heyetinin çözüm sürecinden sorumlu Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan ile görüşmesi bu açından önemliydi.

Böylece masanın sağlam olduğunu ve dört ayak üzerine oturduğunu gördük.

Diyalog zemini yeniden sağlandı.

Burada kördüğümü çözme açısından MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın yürüttüğü mekik diplomasisinin de önemli payı var.

HDP heyetiyle görüşmeden sonra Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan ile konuştum.

Görüşmenin olumlu geçtiğini ve çözüm adına pozitif bir hava olduğunu söyledi.

“Teknik detaylara girilmedi. Sayın Başbakan’ın dönüşü beklenecek” dedi.

Yalçın Akdoğan bazı noktaların altını çizdi:

1-Diyaloğ kanallarının yeniden kurulması önemli.

2-Temel zemin eylemsizliğin tüm boyutlarıyla hayata geçirilmesi.

Yalçın Akdoğan’ın altını çizdiği önemli bir nokta vardı. Çözüm sürecinin yapılan saldırılara ve sabotaj girişimlerine rağmen ayakta kalmasını sağlayan hususlardan biriydi.

Akdoğan, “Çözüm projesi yerli. Değeri buradan geliyor” dedi.

Özal döneminde başlatılan süreçte Talabani arabulucuydu. İyi niyet göstergesi olarak Öcalan tek yanlı ateşkes ilan etmişti. O dahi çözümün kanlı bir şekilde sabote edilmesine yetti.

Bingöl’de 33 erimiz şehit edildi. Süreç bitti, savaş başladı.

İngiltere’nin üçüncü göz olarak devrede olduğu, Norveç’in ev sahipliğinde başlayan Kandil’in masada, Öcalan’ın daha geri planda olduğu süreç ise Oslo belgelerinin sızdırılması, Silvan ve Reşadiye baskınları ile sabote edildi.

Her iki barış girişimi çok daha şiddetli bir savaş olarak geri döndü.

Her iki süreçten edinilen deneyimler ışığında, içinde bulunduğumuz süreç başlatıldı. Doğrudan Öcalan’ın içinde bulunduğu, üçüncü ülkelerin yer almadığı, ”Milli” bir süreçti bu. Çok güçlü bir şekilde başlayan ancak Gezi, 17-25 Aralık darbe girişimleri ile yerel seçim ve Cumhurbaşkanlığı seçimi nedeniyle bir türlü istediği rüzgarları arkasına alamayan bir süreç oldu.

Suriye konjonktürü ise barış projesini yürütmeye değil, savaşa elverişli bir ortam sunmuştu.

Konjonktür olarak çok talihsiz bir zaman diliminde yürümesine rağmen, Paris Suikasti ve 6-8 Ekim olaylarına rağmen süreç ayakta kalmayı başardı.

Gelinen aşamada, “Üçüncü Göz” olarak sürece dahil olmayı ve inisiyatifi ele geçirmeyi hedefleyen ABD’nin varlığını dikkate alarak bu süreci hızlandırmak durumundayız.

Başbakan Davutoğlu’nun dönüşü ile birlikte bu takvim konuşulacak. Ankara yara açık bırakıldığı zaman mikrop kapabileceğini, sürecin enfekte olma tehlikesi taşıdığı gördü.

Tekrar ifade edeyim ABD-Kandil ittifakı ile yeni bir sabotaj girişimine maruz kalmazsa, bundan sonra sürecin hızlandığına tanık olabiliriz.

Şimdiye kadar Kamu düzeni olarak ifade edilen, dünkü Yalçın Akdoğan-HDP heyetinin görüşmesinden sonra telaffuz edilmeye başlanan, “Eylemsizliğin tüm boyutlarıyla hayata geçirilmesi” yani PKK’nın gecenin bir yarısı yol kesmesi, yüzü poşulu grupların ateş yakması, haraç toplanması, silah ve şiddetin gölgesinin bölgenin üzerinden eksik edilmemesi gibi durumlara son verildiği taktirde süreç hızla ilerleyecek.

Hükümet geri çekilme konusundaki tavrını koruyor. Silahlı unsurlarını Türkiye’den çek ama nereye çekersen çek.

Öcalan’ın bu konu üzerinde çalıştığı söyleniyor. Buna göre, Aralık ayında geri çekilme modelinin ortaya çıkması bekleniyor. Sonra silah bıraktığını ilan et.

Ben de devlet olarak normalleşme yönünde adımlarımı atayım.

Tabi önümüzdeki günler süreç açısından önemli gelişmelere sahne olacak.

-İmralı heyetinin sayısı artırılacak.

-Çözüm sürecine daha güçlü katkısını sağlamak için Öcalan’a sekreterya kurulması sağlanacak.

-İmralı’daki mahkumlar değişecek.

Gelelim “Üçüncü Göz”e...

ABD üçüncü göz olmak isterken, Cemil Bayık, ABD’nin üçüncü göz olması için bastırırken, Ankara, yabancı bir ülkenin üçüncü göz olmasına karşı direndi.

Üçüncü Göz Akil İnsanlar Heyeti’nin arasından seçilecek.

Yani ”Üçüncü göz milli bir göz olacak”

Böylece milli sürece milli bir göz gelecek.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89