• BIST 98.090
  • Altın 143,479
  • Dolar 3,5672
  • Euro 3,9865
  • İstanbul 18 °C
  • Diyarbakır 18 °C
  • Ankara 14 °C
  • İzmir 21 °C
  • Berlin 12 °C

Çözüm sürecinde usul ve esas

Nihat Ali Özcan

Hafta sonu Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan ile HDP Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in yan yana yaptıkları açıklamalar gündemdeki yerini koruyor. Önder, Öcalan tarafından kaleme alınan “muhayyel yeni Türkiye”nin anayasal resmini çizdi. Öcalan’ın ettiği her laf, 1987’den 1999’a kadar örgütün “redaksiyon birimi”, bu tarihten itibaren de devlet ve avukatları tarafından kayıt altına alındı. Doktora tezim nedeniyle bunların binlercesini okudum, analiz ettim. Eğer destek almamışsa işi oldukça ilerletmiş görünüyor.

Metin, politik hedefleri, an itibarıyla sıkıntıları, tecrübe ve yetenekleri göstermesi açısından önemli. Her zaman ki gibi muğlak, nereye çekersen oraya gidebilen, elastiki, açıklanmaya muhtaçtı. Herkesin ilgi, saygı ve ihtiyatla yaklaştığı eleştirilemez kavramlarla doldurulmuştu. Demokrasi, özgürlük, eşitlik gibi kavramlar on maddede dokuz defa tekrar edilmişti.

Hükümet kanadı

Akdoğan ise sorunun varlığını kabul ederken, usul ve esasta ayrıldığını “profesyonelce” ortaya koydu. Meşru yollarla sorumluluğunu üslendikleri Türkiye’yi bir bütün olarak ele aldıklarını, var olan sorunun muhataplarından biriyle yan yana durduklarını gizlemedi.

Ak Parti hükümeti, geçmiş hükümetler gibi PKK sorunu karşısında üç farklı tavır geliştirebilirdi. “PKK’nın uzun süreli halk savaşını” bastırmak, bölünmeye razı olmak ve Kürtler ile Türklerin etnik kimliklerinin yanı sıra, her seviyede demokratik normları esas alan yeni bir siyasi düzenin kurmak. Nitekim hükümet, 30 yıllık silahlı mücadelenin geldiği aşama, uluslararası düzen, geçmişteki tercihlerin maliyeti, kendi ideolojik bakış çerçevesi ve toplumsal değişimi de dikkate alarak son şıkkı “politik hedef” olarak belirledi.

İşin tabiatı gereği, zaman ilerledikçe konu daha karmaşık hale geliyor. Bir yandan hükümet ile PKK arasında, bir yandan örgütün kendi içinde, bir yandan da Kürtler arasında “birlikte yaşama” düzenin nasıl, ne zaman, hangi değerler çerçevesinde kurulacağı, içeriği, temsil ve muhataplığı konularında farklılıklar oluşuyor.

Kürtleri kim temsil ediyor?

PKK’nın tüm Kürtleri temsil edip etmediği sorusuna verilecek cevap, “demokrasi” anlayışı ve çözümde usul açısından hayati önemde. Kürtler de Türkler gibi sınıfsal, siyasal, dini ve sosyal çeşitliliğe sahip. Bu nedenle, sadece HDP’de değil CHP, Ak Parti, MHP ve HÜDA-PAR içinde siyaset yapmaktalar. Demokratik düzenin öncelikli amacı, gelişmeleri, siyasi hedefleri ve çözümü PKK’dan farklı gören Kürtlerin de kendilerini açıkça ifade edebileceği bir ortam inşa etmektir. Bu açıdan Sayın Cumhurbaşkanı T. Erdoğan’ın köy korucularını sarayda kabul ederek onların fikirlerini endişelerini birinci elden dinlemesi önemlidir.

Hükümet, PKK’dan farklı düşünen (hükümetten de farklı olabilir) Kürt gruplarla HDP düzeyinde diyaloga girmeli ve temas halinde olmalıdır. Onların da düşünceleri ve önerileri kamu alanında tartışmaya açılmalıdır. Çözümden amaç, Öcalan’ın “demokrasi” anlayışını tüm Kürtlere dayatarak onun/PKK’nın anladığı yöntem ve içerik ile “ulusu” inşasına zemin hazırlamak değildir.

Tüm tartışmalara egemen olan, Türkler kendi aralarında parti, ideoloji ve dinsel tutumda parçalı olmalı. Çünkü bu demokrasinin gereğidir. Ancak Kürtler bir blok olarak sadece PKK tarafından temsil edilebilir/edilmeli yaklaşımı demokrasinin özüne aykırıdır. Olsa olsa Öcalan’ın ve Kandil’in “demokrasi” tarifine uyarken, “cinliğin” işaretidir ve diğerlerinin aklıyla alay etmektir.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89