• BIST 89.629
  • Altın 146,317
  • Dolar 3,6219
  • Euro 3,9415
  • İstanbul 10 °C
  • Diyarbakır 21 °C
  • Ankara 8 °C
  • İzmir 17 °C
  • Berlin 16 °C

Çözüm sürecinde derin çelişki, Akdoğan faktörü

Lale Kemal

Önceki gün cumhurbaşkanlığı görevini Erdoğan’a devreden Abdullah Gül, doğru bir teşhisle, Kürt sorununun Cumhuriyet tarihinin en büyük sorunu olduğunu belirterek, çözümünün Türkiye’ye gerçek istikrarı getireceğini ima ediyordu. Evet, salt ayrıcalıklı statülerini milleti yok sayma pahasına korumak isteyen vesayetçi anlayışın sonlandırılamayan varlığı, PKK ile 30 yıla yayılan çatışma ortamını besledi. Çatışmaların devamı, sorunun siyaseten ve ekonomik olarak çözümünü mümkün kılmazken silahlanmanın önünü açtı ve bundan nemalananlara mutlu mesut hayat sundu. Askerî literatürde düşük yoğunluklu savaş olarak da tabir edilen PKK ile çatışmalar, dönemin Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın, 2010 yılında yaptığı açıklamaya göre, 1 trilyon dolara mal oldu. Yıldırım, çatışma ortamı olmasa bu parayla yapılacakları sıralayıp vatandaşa dolayısıyla çok daha iyi bir yaşam sağlanacağına işaret ediyordu.

Kürt sorununa silahsız çözüm sürecinin 2010’lu yıllarda başlatılmasıyla, artık “torpil bulamadıkları için oğullarının çatışmaya gönderilmesini engelleyemeyen gariban ailelerin” yerlerini göreceli gönül rahatlığıyla oğullarını askere uğurlayan aileler aldı. Her eve bir cenazenin girmediği ortam kendi başına bile Türkiye’ye nispeten bir rahatlama sağladı.

Gerek Kuzey Irak’ta Kürtlerin, anayasalarına uygun olarak kendi hükümetlerini kurmuş olmaları, gerekse PKK uzantısı PYD Kürt’lerinin Suriye’de, önemli bir aktör olarak ortaya çıkmaları, çok gecikmiş olan Kürt sorununun silahsız çözüm arayışlarını dayatan faktörler arasında yer aldı. Bugün IŞİD denen vahşi ve acımasız terörist grubun, Suriye’den sonra Irak’ta da varlık göstermesiyle birlikte bu gruba karşı PKK’nn bölge Kürtleriyle birlikte hareket ederek güçleniyor olması, Ankara’yı çok daha cesur adımlara zorluyor.

Geldiğimiz noktada iktidar artık, Kürt tarafından gelen tek yanlı adımlarla yetinemeyecek, sürecin sahiden devamı için Kürtlerle dolayısıyla PKK ile müzakerelere başlamak zorunda.

Adına af denmese de bir yol bulup dağdakilerin siyasete dâhil olması, Öcalan’ın evde göz hapsine alınması gibi şartların zeminini hazırlayacak yasal düzenlemeler gerekiyor.

İktidarın artık zaman kazanma taktiği gibi bir lüksü yok.

Anayasal, yasal düzenlemeler, ırkçılık kokan kimi vatandaşlık tanımının değiştirilmesi, yerinden yönetim ilkelerinin kabulü gibi demokratik hukuk devleti kriterlerinin tesis edilmesini zorunlu kılıyor. Diğer bir deyişle, Kürt sorununu çözmek için atılacak yasal adımlar, demokratik bir Türkiye’yi yaratmayı otomatik olarak dayatıyor.

Ne var ki, iktidarın, basına baskıyı ağırlaştırıyor olması, yargıyı ancak dikta rejimlerinde görülecek biçimde kendisine biat edecek konuma getirmiş olması, yolsuzlukların soruşturulmasını engellerken bu soruşturmaları yapanları merkezine alarak polisiye tedbirlere başvuruyor olması, çözüm sürecini ilerletme sözleriyle derin bir çelişki oluşturuyor.

Dünkü kabine değişikliğinde, çözüm sürecini en başından itibaren yürüten önemli isimlerden Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın yerine “Şahin” olarak bilinen Yalçın Akdoğan’ın getirilmesi, Kürt sorununa silahsız çözüm arayışlarında atılması gereken kimi adımların çok daha uzun bir zamana yayılacağının işaretleri gibi görülüyor. Zira Akdoğan, çözüm arayışlarında Atalay’ın tersine kolaylaştırıcı adımları zorlaştırabilir.

Demokratik hukuk devleti ilkelerinden uzaklaşmakta olan iktidarın, bu ilkelerin sağlanmasıyla ancak ilerletilebilecek çözüm sürecini, Akdoğan yönetiminde nasıl yürüteceği de bir diğer merak konusu.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89