• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 29 °C
  • Diyarbakır 37 °C
  • Ankara 25 °C
  • İzmir 30 °C
  • Berlin 23 °C

Çözüm süreci: Yeni haller ve riskler (2)

Ali Bayramoğlu

Dünkü yazının son cümlesiyle başlayalım:

“Çözüm sürecini kopuş riskiyle karşı karşıya bırakan diğer faktörler, sırasıyla Erdoğan'ın bakışındaki kırılma, sürecin aktörlerinin flulaşması, seçim sonrası siyasi partilerin oy-çözüm süreci arasında kurdukları bağlar ve yeni siyasi yelpaze olarak karşımıza çıkıyor."

Bunlara Rojava'da kronikleşen krizi, ülkede esen “üst akıl” açıklama furyasını, bu furyanın Kürt meselesi algısını kuşatması eklenirse, risk haritasının tüm yönleri çıkar.

Önce şunun altını çizelim: Türkiye'de çözüm süreci önce siyasi iktidarın, iktidarın başındaki ismin, Tayyip Erdoğan'ın iradesini göstermesiyle başladı. Bu siyasi iradenin ortaya çıkmasını sağlayan zorlayıcı faktörler, örneğin Kürtlerin mücadelesi, örneğin çatışmanın sürdürülemez hale gelmesi gibi unsurlar ne denli etkili olursa olsun, benzer örnekler bu tür süreçlerde siyasi iradenin ve cesaretin özerk ve özgül ağırlığının her zaman yüksek olduğunu göstermiştir. Bugün sorun, AK Parti'nin tek başına iktidar olanaklarını kaybetmesiyle bu siyasi iradenin formel olarak oyundan düşmesidir. Hükümetin nasıl şekilleneceği henüz belli olmasa da, muhtemel bir seçim sonrası AK Parti'nin tek başına iktidara geri dönmesi ihtimali hala masada dursa da, denebilir ki, HDP'nin güçlenmesi, onun çözüm sürecinde asli muhatabını zayıflatarak sürecin özüne zarar veren bir paradoks oluşturmuştur.

Seçim sonrası Kürt tarafında ahenkli olmayan seslerin çıkması da dikkate alınırsa, karşımızda “çözüm süreci aktörlerine ilişkin bir flulaşma” hali bulunduğu söylenebilir. Bu durum her anlamda ve her koşulda en azından önemli bir süre için tüm siyasi hamlelerin rafa kaldırılması, sürecin hiç olmadığı tarzda derin dondurucuya konması anlamına gelmektedir.

Bir diğer husus, özellikle AK Parti'nin seçim sonuçlarını çözüm süreciyle nasıl ve ne kadar ilişkilendirdiğidir. AK Parti çevrelerinde MHP'ye oy kayışının önemli ölçüde çözüm süreciyle ilgili olduğu kanaati var. Nitekim seçim kampanyasının son döneminde Davutoğlu'nun milliyetçi ve Kürt hareketini karşısına alan sert bir dile yönelmesi, kimi parti kurmayları tarafından “anketlerde görülen oy erimesini durdurmak, kendi seçmenini konsolide etme çabası” olarak açıklanıyor. AK Parti'nin oy kayıpları elbette sadece çözüm sürecinin muhafazakar tabanda yol açtığı tepkiyle ele alınamaz. Örneğin Kobani olayları, Erdoğan'ın seçim kampanyasındaki vurguları siyasi iktidarın bu kez ters nedenlerle Güney Doğu'da oy kaybetmesine yol açmıştır. Bununla birlikte, zihniyeti, geçmişi, ideolojisi oranında AK Parti'nin çözüm sürecine tepki yüzünden oy kaybetmesini daha belirleyici gördüğü muhakkaktır.

Bu durumda AK Parti elinde imkan olsa bile, çözüm sürecinde ileri adım atmaya bir süre yanaşmayacaktır. Hatta hala sürüyorsa, sürecin kıvamını Dolmahçe toplantısı öncesine çekmeye çalışacak, PKK'nın silah bırakmasını mutlak ön koşul ilan edecektir. Böyle bir tavır, muhtemel bir AK Parti-CHP koalisyonunda CHP'nin parlamento merkezli çözüm fikriyle uyum gösterir. AK Parti-MHP koalisyonunun ise çözüm sürecinin mevcut haliyle tümüyle rafa kalkması demek olduğu herkes biliyor.

Son faktör Erdoğan'ın eğilimleriyle ilgilidir. Erdoğan cumhurbaşkanı olmakla birlikte AK Parti'nin asli lideri olmayı, özellikle çözüm süreci konusunda ana karar verici aktör olmayı sürdürüyor. Cumhurbaşkanı seçildikten sonra izleme komitesi ve 28 Şubat Dolmabahçe toplantısı, daha doğrusu bunların kamuoyuna yansıması konusunda aldığı tavırların hükümet nezdinde ne denli belirleyeci olduğu görüldü. Kuzey Suriye konusunda PYD'yle ilgili en kuvvetli, en sert açıklamaların Cumhurbaşkanı'ndan geldiği de ortada.

Şimdi soru şudur: AK Parti'nin yaşadığı erime ve son 1 yıllık deneyimleri sonrası Erdoğan çözüm süreci konusunda aynı angajman içinde midir? Bu sürecin kendiliğinden genişlemesi karşısında dün olduğu gibi toleranslı davranacak mıdır? Yoksa sınırlayıcı paradigma değişikliğine mi gidecektir?

Bilmiyoruz, ancak endişe duymak için her tür neden var.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89