• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 18 °C
  • Diyarbakır 20 °C
  • Ankara 12 °C
  • İzmir 18 °C
  • Berlin 18 °C

Çözüm süreci ya tümden çökecek, ya da hızlanacak

Cahit Mervan

PKK lideri Abdullah Öcalan’ın İmralı’da Türk devlet heyeti ile yaptığı sayısız görüşme ve müzakereden sonra üç aşamalı olarak başlattığı çözüm süreci AKP hükümetinin ve başbakan Tayyip Erdoğan’ın basiretsiz tutumu sonucu ne yazık ki, halen birinci aşamayı dahi tamamlayamadı.

2013 yılın başında büyük bir heyecanla başlayan süreç, AKP hükümetinin ‘Mutabakat Belgesi’nde öngörülen yol haritasına uymadığı, ev ödevlerini yapmadığı ve gerekli zaman içinde adımları atmadığı için ilk önce duraksadı ve daha sonra ise çökmekle yüz yüze geldi.

KÜRT TARAFININ SABRI BARIŞI KORUYOR

Ateşkes Türk ordusu tarafından defalarca ihlal edilmesine rağmen, Kürt tarafının sorumlu davranması sonucu büyük çaplı çatışmalar yaşanmadı. Ancak zaman zaman tansiyon hayli yükseldi. Her seferinde Öcalan’ın devreye girmesiyle gerilim geniş çaplı bir çatışmaya dönüşmedi ve çözüm sürecinde ipler tümden kopmaktan kurtuldu.

Esas olarak çözüm sürecinin istenilen zaman diliminde öngördüğü aşamaları kat etmemesinin nedeni AKP hükümetinin ve Tayyip Erdoğan’ın Kürt sorununun adil ve demokratik çözümünde bilinen veya bilinmeyen bir plan ve projesinin olmamasından kaynaklanıyor. Erdoğan çözüm sürecine ‘evet’ demesinin temel nedeni iç ve bölgesel şartlarının dayatması oldu. Yani bir taraf, Kürtler ve onların ‘baş müzakereci’ olarak ilan ettikleri Abdullah Öcalan samimi ve ne yaptığını bilen tutumu, diğer taraf sürece şartlar zorladığı için ‘evet’ diyen bir hükümet. Bu nedenle Erdoğan samimi ve demokratik bir çözüm modeli olmadığı içimde kendisi açısından zorunluluktan doğan bir süreci muhatabını güçsüz düşürme ve tasfiye için çalışıyor.

GERİ ÇEKİLME SÖZ KONUSU DEĞİL

Bu iki anlayıştan sonuncusu kaybetti. Oyalama, zamana yayma ve daha çokta Kürt ve Kürdistan sorunu gibi ağır bir meseleyi ‘halkla ilişkiler çalışması’ ve psikolojik savaşa indirgeme politikası ömrünü tamamladı. Yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimleriyle de son birkaç haftasını yaşıyor. İster Erdoğan Çankaya’ya çıksın, ister bir başkası, çözüm süreci ya tümden çökecek, ya da hızlanacak. Kalıcı barış ve adil bir çözüm ile taçlanacak.

Cumhurbaşkanı seçimleri atmosferinden hükümet kanadından yapılan açıklamalar Kürt tarafında dikkatlice izlenmesine rağmen bir heyecan yaratmıyor. Özellikle Türk hükümetinin hazırladığını söylediği yol haritasında ‘şu yok bu yok’ türünden açıklamalar boş boğazlık olarak yorumlanıyor. Açıklamaların çözüm sürecinin ruhundan çok ‘halkla ilişkiler’ boyutu olduğuna vurgu yapılıyor.

Brüksel’de görüştüğümüz KONGRA GEL eş başkanı Remzi Kartal ve KCK Yürütme Konseyi Üyesi Zübeyir Aydar ‘gerillanın cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra geri çekileceği’ konusunda Türk medyasında yer alan görüşleri kesin bir dille yalanlıyorlar. Ortada gözle görülür, elle tutulur somut adımlar atılmadan bunun mümkün olmayacağının altını çiziyorlar.

ÇÖZÜM SÜRECİNİN KADERİNİ ROJAVA BELİRLEYECEK

Türk tarafının Kürtlerle Rojava Kürdistanı üzerinden ‘dolaylı’ bir savaş içinde olduğuna kesinlikle inanıyorlar. Türk devletinin Kuzey Kürdistan’da HPG güçlerinin ateşkes konumuna fırsatçı yaklaştığını, sınırın bir tarafında çözüm ve barıştan söz ettiğini, ancak sınırın diğer tarafından İŞID ve benzeri güçler eliyle savaş yürüttüğünü belirtiyorlar. Bu durumun açıklığa kavuşmasını, Türkiye’nin Rojava’ya karşı düşmanca tutumdan vazgeçmesini çözüm sürecinin geleceği açısından belirleyici olduğunu kesin ve net bir dille belirtiyorlar.

Aydar ve Kartal tıpkı KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık gibi, IŞİD ve benzeri çetelerin Türkiye adına Rojava Kürdistan’ında bir ‘vekâlet savaşı’ yürüttüklerine inanıyorlar. Bu nedenle her iki Kürt siyasetçi Türkiye devleti ve hükümetinin çözüm sürecinin geleceğine ilişkin politikasının Rojava ile çok yakından ilgili olduğunun altını çiziyorlar. Artık sınırın bir tarafında ‘barış’, diğer tarafında ‘savaş’ politikasının yürütülemeyeceğini, bunun çok tehlikeli bir oyun olduğunu ve bu durumunun kabul edilemez düzeye geldiğini, Kuzey ve Türkiye’de savaş ve çatışma riskini artırdığına işaret ediyorlar.

Kürt tarafının çözüm sürecinin geleceği açısından olmazsa olmazları arasında saydığı diğer önemli bir konu ise bizzat çözüm sürecinin baş aktörü Abdullah Öcalan’ın geleceğidir.

ÖCALAN BAŞKANLIĞINDA İMRALI’DA MÜZAKERE HEYETİ GEREKLİ

Birincisi Öcalan’ın çözüm sürecini sağlıklı yürütebilmesi için İmralı’daki koşullarının bir an önce -bunu haftalarla ifade ediyorlar- uygun hale getirilmesinin kaçınılmaz olduğunu vurguluyorlar. KCK yetkililerinin de direk, hatta yüz yüze Öcalan’la görüşmesi gerektiğini, hatta Öcalan’ın başkanlığında KCK yetkilileri başta olmak üzere, diğer parti, örgüt, sivil toplum kuruluşu ve kanaat önderlerinden bir görüşme ve müzakere heyetinin İmralı’da oluşturulması gerektiğinin altını çiziyorlar. Meclisten geçen ‘çerçeve yasası’ ile bunun pek ala sağlanabileceğini dile getiriyorlar. Bununla birlikte Öcalan’ın işlerini hafifletecek, onun pratik çalışmasına katkı sunacak bir sekretaryanın oluşturulmasını artık kaçınılmaz buluyorlar.

İkincisi ise ‘normalleşme aşamasında’ Öcalan’ın tümden özgürlüğüne kavuşması gerektiğini, bunun ise yılları değil, eğer çözüm süreci hızlanacak ve ‘mutabakat belgesinin’ ruhuna uygun hareket edilecekse çok kısa bir zaman diliminde, aylar sonrası gerçekleşmesi gerektiğine işaret ediyorlar.

NORMALLEŞME ÖCALAN’IN ÖZGÜRLÜĞÜ İLE OLUR

Öcalan’ın çözüm süreci başladığı zaman ‘bu sürecin sonunda ‘hepimiz özgür olacağız’ vurgusunun tarihi önemine dikkat çekiyor, tıpkı Mandela gibi hapisten son çıkan ‘tutsak’ olacağını vurguluyorlar. Bununda çözüm sürecinin kaderini belirlediğini net bir şekilde belirtiyorlar.

Israrla çözüm sürecinin hükümet tarafından ‘bir halkla ilişkiler çalışmasına’ dönüştürülmesine müsaade etmeyeceklerini ve meselenin salt gerilla güçlerinin sınır ötesine çekilmesi olmadığının altını çiziyorlar. Sorunun özünü Kürt halkının kendi geleceğini belirleme hakkının tanıması olduğunu ve bununda Türkiye’nin siyasi sınırları değiştirilmeden, yeni demokratik esaslar üzerinden şekillenecek bir eşitlikçi anayasa üzerinden gerçekleşebileceğini vurguluyorlar. İşte tam da bu noktada Öcalan’ın özgürlüğü ile Kürt sorununun çözümü arasındaki o güçlü bağa vurgu yapıyorlar.

Ancak Kürt siyasetçileri Kartal ve Aydar devletin ve hükümetin halen Kürt sorununu zaman yayma, çürütme ve ‘küçülterek’ onunla yaşama politikasından, köklü çözüm ve kalıcı barış aşamasına geçmediğinin altını çiziyor ve esas riskin bu anlayıştan kaynaklandığını belirtiyorlar. Türk hükümeti için karar anının geldiğini ve bunun Kürtlerin kolektif haklarını tanımaktan, Öcalan’ın özgürlüğüne, gerilla güçlerinin sınır dışına çıkmasından, siyasi hayatın tümden özgürleşmesine kadar bütün atılacak adımlarının hızı için belirleyici olduğuna dikkat çekiyorlar.

Zaten 2013 yılının başında çözüm süreci Paris cinayeti ve benzeri girişimler sonucu provoke edilmeseydi, 8 Mayıs’ta açıklanan geri çekilme takvimine karşılık Türk hükümeti gerekli zaman içinde, gerekli adımları atmış olsaydı yılın sonunda Öcalan dâhil herkesin özgür olacağı ‘normalleşme’ aşaması ile süreç tamamlanmış olacaktı.

Kürt tarafı devletin çözüm yönünde karar kılması ve siyasi iktidarının bu kararın arkasında durması halinde sürecin çok hızlı gelişeceğini düşünüyor. Bu nedenle Aydar ve Kartal, Güney Afrika’da Mandela’nın serbest bırakılma sürecini anımsatarak pek ala gelişmelerin beklenmediği bir şekilde hızlanabileceği vurgusunu yapıyorlar.

Haksız da sayılmazlar. Çünkü Mandela’nın avukatı ve yakın çalışma arkadaşı Essa Musa Güney Afrika’daki çözüm ve müzakere sürecine ilişkin tecrübelerini kendileriyle paylaştığı zaman ilginç bir anekdot aktardığını söylüyorlar. Olay şöyle gelişiyor:

Essa Musa’ya göre devlet çözüme karar verdiği için, işler çorap söküğü gibi ve çok hızlı bir şekilde bir birini izliyor. Hatta ırkçı rejim yıllarca esir tutuğu Nelson Mandela’yı ‘şu gün, şu saatte serbest bırakacağız’ dediği zaman ANC yöneticileri beklemedikleri bir anda hazırlıksız yakalandığı hissine kapılıyor. Karşılama töreni için Mandela’nın birkaç gün daha ‘misafir’ edilmesi için hükümete ricada bulunuyor. Ancak hükümet ANC’nin bu talebini geri çeviriyor ve Mandela özgürlüğüne kavuşuyor.

ERDOĞAN İÇİN KARAR VERME ZAMANI

İşte şimdi cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrası süreç açısından halk değimiyle ‘dananın kuyruğunun kopacağı’ aşamaya gelmiş bulunuyoruz. Ya Erdoğan ve hükümet çözüm sürecinin ruhuna uygun olarak ortaya bir yol haritası koyar ve bunun arkasında durarak aldığı kararları hızlı bir şekilde hayata geçirir. Türkiye, Kürdistan ilişkileri normalleşir, Kürt sorunu çözülür, Öcalan özgürlüğüne kavuşur, ya da en son Cemil Bayık’ın gazeteci Frederike Geerdink'e verdiği mülakatta söylediği gibi ‘Türkiye bir Irak olur’ ve tufan kopar.

Aklı kafasında olan, ülkesinin ve halkının geleceğini düşünen her lider bu söylenenleri ‘bir şantaj ve tehdit’ olarak algılamaz. Şöyle adam akıllı bir çevresine bakar. Suriye’ye, Irak’a, Kürdistan’a, Mısır’a, Libya’ya bir bakar. İran’ın karşı karşıya olduğu ‘karanlık geleceğe’ bir bakar. Ve kararını verir: Kalıcı barış ve demokratik çözüm mü, yoksa bölünme, parçalanma ve iç savaş mı? Erdoğan ister Çankaya’ya çıksın, ister hükümetin başı olarak kalsın gelecek birkaç hafta içinde bu kararı artık vermek zorunda.

Öcalan’ın "vasi" sıfatı ile kendisiyle görüşen avukatı Mazlum Dinç aracılığıyla yaptığı açıklamada ‘Artık sabır taşı çatlamıştır, dilerim ki bir hafta içerisinde müzakere süreci başlar’ demesini Erdoğan’ın bir kez değil bin kez düşünmesi gerekiyor.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89