• BIST 97.717
  • Altın 144,143
  • Dolar 3,5683
  • Euro 3,9936
  • İstanbul 18 °C
  • Diyarbakır 13 °C
  • Ankara 11 °C
  • İzmir 23 °C
  • Berlin 19 °C

Çözüm süreci ve kimlik taleplerinin anlamsızlaştırılması

Erol Katırcıoğlu

Çeşitli vesilelerle ortaya çıkan işaretlerden hükümetin çözüm süreciyle ilgili düşüncesinin Kürt siyasi hareketinin düşüncesiyle pek örtüşmediği anlaşılıyor. Bu konuyla ilgili çeşitli yorumlar var; bu yorumlar medyada da ifade edildi ve ediliyor. Son olarak Başbakan’la bir programa katılan Ali Bayramoğlu, Başbakan’ın çözüm süreciyle ilgili bakışını köşesinde şöyle yazdı: “Çözüm süreci bu sorunun eşit vatandaşlık ilkesi içinde ortadan kalkması, örgütün silah bırakması ve her türlü talebin ifade edileceği siyasi yolların açılmasıdır. Çözüm sürecinin gelmesi gereken yer, her türlü talebin rahatlıkla ifade edildiği özgürlük ortamının sağlanmasıdır. Talepler barışçıl biçimde ifade edilebiliyorsa kimsenin tekrar şiddet ve silah dili kullanmamasıdır...” Davutoğlu’nun bu sözleri, yine kendisine ait olan “sınırların anlamsızlaştırılması” teorisi ile birlikte düşünüldüğünde iktidarın çözüm sürecine nasıl yaklaştığını anlamak kolaylaşır. Başbakan’ın bu teorisini özetleyen bir cümlesi şudur: “Sınırlara saygı gösteren, o sınırları, uluslararası hukuki sınırlar olarak hiçbir şekilde değiştirme düşüncesi veya parçalama düşüncesi olmayan ama aynen Avrupa’da olduğu gibi o sınırları anlamsız kılarak Orta Doğu halklarını buluşturan bir anlayışın takipçisiyiz. Ancak böyle Orta Doğu’da barış sağlanır.”

Başbakan Davutoğlu’nun “çözüm süreci” ve “sınırların anlamsızlaştırılması” konusundaki bu iki cümlesinden giderek AKP iktidarının çözüm süreciyle ilgili yaklaşımını şöyle de ifade edebiliriz: “Çözüm süreci, örgütün silah bırakması ve her türlü talebin ifade edileceği siyasi yolların açılmasıyla- Kürt kimlik talebinin de anlamsızlaşacağı -bir siyasi ortama geçmektir.” Bu anlayışın liberal bir siyaset perspektifinden ama biraz “Şarklı” bir mantıkla ifade edilmiş bir anlayış olduğu açık. Kürtler, Türk devletinin kimlik taleplerini inkar ettiği bir geçmişten arkalarında binlerce hayat bırakarak bugüne geldiler. Bugünün gerçek siyasi durumu, kimlik inkarının Türk devletinin kendi çıkarları için de sürdürülemez olduğunun kabulüyle bu taleplerinin masaya yatırılıp konuşulacağı bir durumdur. Bu kimlik taleplerinin, “sözde” bir demokrasinin, üzerinde her daim “sislerin” olduğu bir “sandığa” terkedilmesiyle asla karşılanamayacağı açıktır. Bu nedenle de Davutoğlu’nun uzattığı “liberal eli” tutmanın Kürt siyasi hareketi açısından bir anlamı yoktur. Ya da tersten söylersek, Davutoğlu’nun önerisi ancak Kürt kimlik taleplerinin karşılanacağı bir anayasa yapımından sonra anlamlı olabilir. Doğrusu, “sınırların anlamsızlaştırılması” olarak Davutoğlu’nun ortaya attığı ve referans olarak da Avrupa Birliği’ni verdiği teorisi de bugünün Avrupa’sının bir yanlış okumasına dayanıyor bence. Bugünün Avrupa’sında her ne kadar fiili olarak sınırlar “anlamsızlaşmış” gibi görünse de Avrupa’nın bir türlü “herkesin Avrupası” olamadığı da bir gerçek.

Bir başka deyişle bugünün Avrupa’sı, özellikle içine gelen göçlerle nasıl başedeceğini bilemeyen ve bu nedenle de yeni milliyetçiliklerin hortlamasına engel olamayan bir Avrupa’dır. Dolayısıyla böyle bir Avrupa’nın bizim sorunumuza çare olamayacağı açıktır. Kaldı ki bugün, sınırları tamamen keyfi- ya da o gününün Avrupa devletlerinin çıkarları doğrultusunda-çizilmiş bulunan Ortadoğu toplumlarında bırakın sınırların “anlamsızlaşmasını” tam tersine sınırların “yeniden belirlenmesi” kavgaları yapılmakta. O nedenle de Davutoğlu’nun ve hükümetin çözüm sürecine bakışında ciddi sorunlar var ve bu sorunlar da bu “süreci” maalesef “çözüm” değil “çözümsüzlük” mecrasına doğru taşıyor. Kürt sorunu, tabii ki demokrasi sorunudur. Demokrasinin çıtasını yükseltmek ve her kimliğin kendi taleplerini yaşayabileceği bir siyasi ortam oluşturmak tabii ki herkesin amacı olmalıdır. Ama bu amacı, yeni bir anayasayla yeni bir başlangıç yaparak yerine getirmek gerekir. Yalnızca Kürtlere değil, Alevilere ve daha başkalarına karşı yapılmış ve bugüne dek bu toplumda bir “biz” duygusu üretmeyi engellemiş bütün tarihsel haksızlıkların masaya yatırılmasıyla giderilmesi atılacak temel bir adımdır. Yoksa bu tarihsel haksızlıkların giderilmesini yeni bir anayasayla yeni bir başlangıç yapmak yerine, bizim “sözde” demokrasimizin kollarına bırakmak, çözüm sürecini de gerçek demokrasiyi de ölüme terketmekten başka bir anlam taşımayacaktır.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89