• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 5 °C
  • Diyarbakır 3 °C
  • Ankara -2 °C
  • İzmir 5 °C
  • Berlin -1 °C

Çözüm süreci nereden nereye?

Cahit Mervan

PKK lideri Abdullah Öcalan’ın tarihi Amed Newroz’unda çözüm manifestosu okunmadan üç gün önce dönemin KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan Avrupa’da yapılan kitlesel Newroz kutlamasına gönderdiği görüntülü mesajında 21 Mart’tan geçerli olmak üzere ateşkes ilan ettiklerini duyurdu.

ÜÇ AŞAMALI ÇÖZÜM

Bu aynı zamanda her iki tarafın üzerinde uzlaşmaya vardığı ‘Mutabakat Belgesi’nde ön görülen üç aşamalı çözümüm fiiliyatta başladığını da gösteriyordu. İlk aşamada ateşkes sağlanacak, ikinci aşamada Kuzey Kürdistan’daki HPG gerilla güçleri Türk hükümetinin atacağı adımlara paralel olarak sınır dışına çekilecek. Bu aşamada Türk hükümeti yasal düzenlemeleri yapacak ve nihayetinde Öcalan’ın dediği gibi ‘herkesin özgürleşeceği’ ve ‘normalleşme’ olarak adlandırılan üçünü aşamaya geçilecekti.

KCK’nin ateşkes ilanı ile birlikte Türk ordusunun operasyonları da önemli oranda azaldı. Türk ordusu da büyük oranda ateşkese uyum sağladı. Bir iki olay dışında çatışma yaşanmadı. Türk ordusu karakol yapımı, askeri sevkiyat gibi provokasyonlara başvursa da gerilla ateşkes konumunu korudu.

Kuzey Kürdistan’da ateşkes yürürlüğe girerken ve gerilla güçleri çözüm için olumlu bir ikilimin yaratılması için sınır dışına çıkmaya hazırlanırken Batı Kürdistan’dan halkına yönelik saldırılar artış gösterdi. Türk devletinin her türlü desteği verdiği çeteler bu parçada halkın kazanımlarını ciddi manada tehdit etmeye başladı.

Öcalan bir kez daha Türk tarafını cesaretlendirmek için ikinci aşamanda gerçekleşmesi ön görülen gerilla güçlerinin sınır dışına çekilmesini öne almak için KCK’ye çağrı yaptı. KCK Öcalan’ın bu talebine uydu.

GERİ ÇEKİLME BAŞLIYOR

KCK Yürütme Konseyi başkanı Murat Karayılan onlarca gazetecinin katıldığı ve Kandil’de 25 Nisan’da yapılan basın toplantısında gerilla güçlerinin 8 Mayıs’ta geri çekilmeye başlayacağını açıkladı. Karayılan sürecin kesintiye uğramamsı için kendi değimiyle ‘bazı hususları’ altı başlık halinde kamuoyu ile paylaştı. Ve çözüm sürecin üç aşamalı olduğunu bir kez daha kamuoyunun dikkatine sundu. ,

Hem HPG’nin ilan ettiği ateşkes ve hem de gerilla güçlerinin geri çekilmeye başlaması önemli ve anacak riskli adımlardı. Bu nedenle barış ve çözüm için risk alan KCK ve Öcalan üzerilerine düşeni yapmış ve sıra Türk hükümetine gelmişti.

Türk hükümetin verdiği sözleri tutması, kalıcı barış ve demokratik çözüm için gerekli reformları yapması ve yasala adımları atması gerekiyordu. Ancak hükümet TBMM ezici çoğunluğun kendi vekillerinden oluşan bir komisyon kurmadan öteye nerdeyse geçmedi. Çoğunlu kendisinin önerdiği Akil adamların sahada yaptıkları çalışma sonucu sundukları çözüm önerilerine dahi duyu organlarını kapattı.

Halbuki AKP hükümeti devlet adına siyasi tasarruf hakkını kullanarak İmralı’da PKK lideri Abdullah Öcalan ile masaya oturmuş ve çözüm için bir yol haritası üzerinde anlaşma sağlamıştı. Yapması ve atması gereken adımlar vardı. Ancak bu adımları atmayınca gerilla sınır dışına çekilmeyi durdurdu.

ÇÖZÜM SÜRECİ VE GERÇEKLER

Çok geçmeden Türk tarafı tekrardan eski propagandaya geri döndü. Gerçeği halktan ve kamuoyundan saklamaya çalıştı. Çünkü Türk hükümetinin çözüm sürecinden beklediği Kürt tarafının tasfiyesi veya en azından zayıflamasıydı. Gelişmeler bunun tam tersini gösteriyordu.

Çünkü Öcalan ve temsil ettiği Kürdistan Özgürlük Hareketi masaya Oslo Sürecinden daha güçlü bir partner olarak oturmuştu. Kürtler bütün alanlarda son birkaç yılda amansız bir direniş sergileyerek ‘yenilmez’ olduklarını göstermişlerdi. Kaldı ki Rojava Devrimi Öcalan ve Kürt hareketinin masadaki elini güçlendiren çok önemli bir faktördü.

Türk tarafının ve bazı marjinal Kürt gruplarının kamuoyuna aktardıklarının aksine süreç tek taraflı olan bir süreç değildi. İmralı’da Öcalan ile görüşme ve müzakereyi yapıyorlar sadece MİT müsteşarı değildi. Zaman zaman bu görüşmelere üst düzey siyasi aktörlerinde katıldı. Görüşmeye giden heyet siyasi tasarrufu Erdoğan ve hükümete ait olan bir devlet heyetiydi.

Ancak Erdoğan hükümeti Öcalan kadar siyasi risk almasa da çözüm sürecine dâhil olmuş ve beklentisini PKK’nin tasfiyesi üzerinden belirlemişti. Esas yanılgısı da buydu.Çünkü PKK sürece mecbur ve alternatifsiz kaldığı için girmiyordu. Aksine PKK ve Öcalan kendilerine güveniyor ve bölgesel konjüktürünün çözüm için uygun olduğunu düşünüyorlardı. Hükümetin aksine sorunu bir ‘ateşkes’ veya ‘gerilla güçlerinin geri çekilmesi’ olarak görmüyorlardı. Kürt sorunun köklü çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi olarak görüyorlardı.

Aslında Öcalan’ın tarihi deklarasyonu, ateşkes, KCK’nin açıkladığı tutum belgesi ve nihayetinde gerilla güçlerin sınır dışına çekilmeye başlaması her ne kadar çözüm sürecinin birinci aşamasına tekabül etse de stratejik bir hamleydi. Sonuçları da stratejik değerdeydi.

ÇÖZÜM SÜRECİNİN BAZI SONUÇLARI

BİR: Türk devletinin 13 yıl boyunca PKK lideri Abdullah Öcalan’ı esir tuttuğu İmralı sistemi çöktü. Devlet ve hükümet Öcalan ile masaya oturdu. Görüşme ve müzakerelerde bulundu.

İKİ: Türk devletini İmralı’da Öcalan ile masaya oturmasın ayol açan neden ise Türk tarafının çöken tasfiye politikası oldu. 2012 yılında devlet her türlü olanağı ve enstrümanı kullanması rağmen Kürdistan Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmeyi, hatta geriletmeyi başaramadı. Oslo’da Gülen Örgütü’nün de katkılarıyla devirdiği masaya, İmralı’da geri döndü.

ÜÇ: Türkiye kamuoyunda Kürt ve Kürdistan sorunu enine boyuna tartışıldı. Öcalan’ın barışı sağlayacak ve sorunu çözecek bir lider olduğu algısı gelişti. Ret ve inkar politakası ağır bir darbe aldı.Kürt, Kürdistan, Öcalan ve gerilla kamuoyunda meşruiyet kazandı.

DÖRT: Uzun dönem Türk tarafının üzerinde spekülasyon yaptığı ‘muhatap sorunu’ ortadan kalktı. Öcalan baş müzakereci, PKK ve BDP’nin yanı sıra Amed’te toplanan Kuzey Kürdistan Konferansı bileşenleri meşru muhatap haline geldi.

BEŞ: Çözüm süreci Kürdistan Ulusal Kongresi’nin toplanması için önemli mesafelerin alınmasına yol açtı. Hewler’de ilk kez KCK yetkilileri ile Federal Kürdistan başkanı Mesut Barzani’nin de katıldığı geniş bir zirve gerçekleşti. Önemli bir psikolojik eşik aşılmış oldu. Sürecin yarattığı olumlu atmosfer sonucu Barzani Türk başbakanı tarafından Amed’te ağırlandı.

ALTI: Öcalan’ın çözüm için başlattığı stratejik hamle en çokta Rojava Kürdistanı’nda etkisini gösterdi. Çözüm süreci Rojava devrimi ile iç içe geçti. Türk devletinin Kürt ve Kürdistan inkarı üzerine şekillenen bölgesel politikası ciddi manada darbeler aldı. Anlamsızlaştı. Kürtlerle kalıcı bir barış sağlamayan bir Türkiye’nin geleceğinin karanlık olduğu ve siyasi sınırlarını dahi korumada zorluk çekeceği fikri önem kazandı.

YEDİ: Çözüm süreci Özerk Kürdistan için statü kapsını aralarken, Türkiye’de demokratik mücadele içinde uygun atmosferin oluşmasına yol açtı. Gezi protestoları bu atmosferde doğdu. Kürdistan’da savaşın durması, çözüm ve barış arayışların güç kazanması Türkiye’nin ertelenen ekonomik-çevre-siyasal sorunların bir bir patlamasına neden oldu. Türkiye’de daha çok demokrasi ve özgürlük talepleri açığa çıktı.

SEKİZ: PKK, gerilla, Öcalan, Kürtler ve Kürdistan uluslararası kamuoyu ve medyada pozitif anlamda büyük bir ilgi odağı haline geldi. Dünya medyasında bu süreç zarfında sayısız haber, dosya, söyleşi ve izlenim yer aldı. Paris cinayetine rağmen Türk devletinin Kürt hareketini ‘bütün enstrümanları eş güdüm içinde kullanarak’ tasfiye politikası uluslararası alanda da işlevsiz hale geldi.

DOKUZ: Çözüm süreci Kürtlerde ulusal bilinç ve dayanışma ruhunu artırdı. Kürt ve Kürdistan’ın her halükarda statü sahibi olması gerektiği bilincini açığa çıkardı. Kürdistan’ı özgürlüğü için dönüşü olmayan bir yola soktu

ON: Batı Kürdistan’da üç kanton bölgenin ilan edilmesi, bütün sorun ve çelişkilere rağmen Kürdistani güçler arasındaki yakınlaşma ve dayanışmanın artması çözüm sürecinin en önemli kazanımı olarak ortaya çıktı.

ONBİR: Çözüm süreci Kürdistan, Anadolu ve Mezopotamya halkaları arasında yakın ve demokratik bir ilişkinin başlamamsına, dayanışma duygusunun artamasın yol açtı.

ŞİMDİ NE OLACAK?

Türk tarafının tutumu dolayısıyla çözüm süreci akamete uğramakla yüz yüze gelmiş bulunmakta. En son PKK lideri Abdullah Öcalan BDOP-HDP heyeti aracılığıyla sürece ilişkin yaptığı açıklamada ciddi sıkıntıların olduğunu belirtti. Bu sıkıntıların ancak ‘müzakere çerçeve yasasının çıkmasıyla son bulacağına’ dikkat çekti. Öcalan’ın açıklamasından birkaç gün sonra KCK Yürütme Konseyi 3-10 Mart tarihleri arasında yaptığı toplantının Sonuç Bildirgesi’ni yayımladı.

Bildiride ‘şu anda AKP Hükümeti siyasal zeminini yitirip işlevini kaybederken, dış güçler her zaman olduğu gibi kendilerine bağlı ve çıkarlarına uygun bir politika izleyecek yeni bir iktidar blokunu Türkiye'de hükümet yapmak istemektedir’ denilerek, yeni bir demokratikleşme paketi sundu. KCK Yürütme Konseyi Üyesi Murat Karayılan STERK TV’ye verdiği özel demeçte ‘Son olarak seçim sonrasında adım attılar, attılar; atmadılar süreç bitmiştir. Yani bu adımlar seçimden hemen 1 gün sonra belki olmaz ama 1-2 hafta geçmesine rağmen adım atmazlarsa herkes bilsin ki bu süreç bitmiş olacaktır’ dedi.

Karayılan açıklamasında gerilla güçlerinin silah bırakmasına yönelik Türk tarafının ısrarla sürdüğü suni gündeme ilişkinde önemli açıklamalarda bulundu. Karayılan konuya ilişkin şu çarpıcı açıklamayı yaptı:

’’Yani kimse Önder Apo zindandayken gerillanın silah bırakacağını düşünmesin. Bu mümkün değildir. Doğrudur, Kürdistan Özgürlük Gerillası, Önder Apo’nun talimatlarına bağlıdır. Fakat Önder Apo zindanda olduğu müddetçe silah bırakma talimatı verse bile gerilla yerine getirmez. Bu, gerillanın kararıdır. Önder Apo’nun tüm talimatları yerine getirilir, ancak bir talimat ancak Önder Apo fizikmen de özgür olursa gerçekleşir: O da gerillanın silah bırakmasıdır. Bu gerçekliği herkesin bilmesi gerekiyor.’’

Türk hükümeti adına ise başbakan yardımcısı Beşir Atalay çözüm süreci için ilk önce ‘sabır’ telkin etti ve ‘seçimlerden sonra süreci hızlandıracağız’ türünden her anlama gelecek veya hiçbir mana teşkil etmeyen bir açıklamada bulundu.

Türk Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ise Danimarka’da yaptığı açıklamada Türkiye'nin esas meselesi barış sürecini tamamına erdirme meselesidir. ‘Seçimlerden sonra nasıl manzaralarla karşı karşıya kalacağına kafa yorması gerek. Türkiye'nin birliğini, bütünlüğünü riske atacak bir gelişme kesinlikle olmamalı. Dikkatli, soğukkanlı, sorumlu hareket ederek. Herkesin eşit vatandaşlık temeli üzerinde barış ve huzur içerisinde yaşayacak, sorunları çözecek yol bulmalıyız’ dedi.

Türk tarafının yaptığı bu açıklamalar önümüzdeki birkaç haftada içinde sözden öteye geçecek mi? Bu kaos ortamında bu pekte kolay görünmüyor.

Kürt tarafının son ana kadar barışı korumak ve kalıcı çözüm sağlamak için gösterdiği çabalara karşın Türk hükümetinin yaptığı bu zayıf açıklamaya rağmen iplerin tümden koptuğunu söylemek zor. Türk hükümeti ve başbakan Erdoğan 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonu ile birlikte hayli darbe aldılar ve güç kaybettiler. 30 Mart seçimlerinden sandıktan birinci çıksalar dahi çözüm sürecinin ilk başladığı günlerdeki gibi güçlü değiller. AKP karşıtı CHP-Gülen Örgüt ittifakının kışkırtmaları ve çözüm karşıtı pozisyonları da barışı ciddi manda tehlikeye atıyor.

Hırsızlık ve yolsuzluğa batmış bir hükümetin barış ve çözümden çok savaş ve kaosu tercih edeceği gerçeği ise süreç açısından en büyük tehlikeyi oluşturuyor. Bu nedenle Erdoğan ve ekibinin çökmemek için tekrardan silaha sarılabileceği akıllardan uzak tutulmamalı.

Ancak bu kez silahlar patlarsa KCK Yürütüme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık’ın dikkat çektiği gibi ‘eskisi gibi’ olmayacak. Bu kaçınılmaz olarak nihaiyi bir hesaplaşmaya yol açacak.

Ama halen son söz söylenmedi. Erdoğan ve Türk tarafı için vakit var. (anf)

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89