• BIST 83.067
  • Altın 146,627
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 3 °C
  • Diyarbakır -4 °C
  • Ankara -3 °C
  • İzmir 4 °C
  • Berlin 1 °C

Çözüm süreci, hamaset ve Kürdistan gerçeği

Cahit Mervan

Çözüm süreci son anda akamete uğramaktan kurtuldu. Gerçi şuan PKK lideri Abdullah Öcalan’ın 2013 Amed Newroz’unda okunan tarihi mektubundan sonra oluşan o pozitif atmosfer yok. Kürt tarafı ihtiyatlı bir iyimserlik içinde sürece yaklaşıyor. Açıkçası ‘’dereyi görmeden paçaları sıvamak’’ istemiyor.

İHTİYATLI OLMANIN İKİ NEDENİ

BİR: Çözüm Süreci başladığından itibaren Tayyip Erdoğan hükümeti ağırlıklı olarak 2012 yılının son iki ayında İmralı’da Öcalan ile devlet heyeti arasında yapılan görüşme ve müzakereler sonucu oluşan ‘Mutabakat Belgesi’nin ruhuna uygun davranmadı. Kalıcı bir barış ve demokratik bir çözüm için öngörülen adımları yerinde, zamanında ve istenilen hızda atmadı.

Özellikle HPG güçlerinin ateşkes ilanı ve 8 Mayıs’ta gerilla güçlerinin geri çekilmesine ilişkin yapılan açıklama sonrası ‘ev ödevlerini’ unuttu. Hatta inkâr etti. İmralı görüşmelerinde üzerinde anlaşılan üç aşamalı çözüm sürecinin birinci aşamasında takılıp kaldı. Çözüm süreci gibi Kürdistan, Türkiye ve Ortadoğu’nun kaderinde stratejik değişiklere yol açacak bir tarihsel hamleyi AKP ve Erdoğan kendi parti ve bencil çıkarları için kullanmaya çalıştı. Öcalan, KCK, BDP ve çözümden yana olan güçlerin uyarılarına rağmen AKP, özellikle de Gezi olayları, 17 Aralık Operasyonu gibi gelişmeler sonrasında ürktü ve geri çekildi. Ancak kendi geleceği için barış ve çözüm sürecinin tümden çökmemesi içinde halk dilinde ‘takiye’’ olarak adlandırılan politik manevralar yapmaya çalıştı.

AKP’nin bu basiretsiz, bencil ve aynı zamanda sorunu zamana yayarak çürütme politikası, Kürt tarafından yakinen izlendi. Öcalan ve KCK, hükümete gerekli uyarıları yaptılar. Çözüm sürecinin ruhuna ve üç aşamalı plana sadık kalması için özellikle ısrarcı oldular.

Bu uyarıların en önemlisi hiç şüphesiz 2014 Newroz arifesinde, yani çözüm sürecinin neredeyse birinci yılında KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanlığı’nın ‘AKP gibi hegemonya peşinde koşan bir hükümetin bu sorunu çözemeyeceği anlaşılmıştır. Bu açıdan da AKP Hükümeti, Önder Apo'nun başlattığı ve Hareketimizin de başarıya ulaşması için büyük çaba harcadığı demokratikleşme hamlesinin muhatabı olmaktan çıkmıştır’ yönündeki açıklamasıdır.

Zaten bu açıklama sonrası Kürt tarafının tutumunda gözle görülür bir değişik oldu. Öte yandan AKP rejiminin tüm hile ve hurdalarına rağmen 30 Mart ve 1 Haziran seçimlerinde BDP’nin sağladığı başarı, AKP’nin çözüm sürecinde Kürt Özgürlük Hareketi’nin iyi niyetini suiistimal ederek, sorunu zamana yayarak çürütme politikasının kitlelerde bir karşılık bulmadığı da anlaşıldı.

İKİ: Kürt tarafını özellikle de ‘Çerçeve Yasası’ meclise giderken, büyük oranda ihtiyatlı bir iyimserlik içinde olmasına yol açan diğer etmen ise, Kürdistan’ın tam merkezinde olduğu bölgedeki gelişme ve kaos ortamıdır. Irak’ın fiili olarak üçe bölünmesi, IŞİD adlı çetenin Suudi Arabistan, Türkiye, Katar, hatta ÖSO ve benzeri örgütlenmelerle Şam rejiminin defterini düremeyen ABD gibi küresel güçlerin hesabına harfiyat çalışması yapması ve Rojava Kürdistanı’na karşı çevrilen dolaplar ve kurulan kanlı tuzaklar Kürt Hareketi’ni her zamankinden daha çok riskleri hesaplamaya, tedbirli ve ihtiyatlı olmaya itiyor.

Türk devleti ve hükümeti bir taraftan çözüm sürecinin ‘canlanması’ için adına ‘terörü sonlandırmak’’ dediği ‘Çerçeve Yasası’ çıkarıyor. Diğer taraftan Rojava Kürdistanı’nda Kürt halkının iradesine ve kendi geleceğini belirleme hakkına karşı kirli bir savaşı destekliyor. Hatta yer yer bunu planlıyor. Koordine ediyor. Askeri, politik ve lojistik destek sunuyor.

ÇÖZÜM SÜRECİNİN YUMUŞAK KARNI ROJAVA

O nedenle Kürdistan kamuoyunun antenleri çıkacak ‘Çerçeve Yasası’ndan çok Rojava’ya, özellikle de son günlerde büyük saldırı altında olan Kobanê Kantonu’na çevrilmiş durumda. Rojava savunması, devrimin kazanımlarının korunması öncelikli bir hedef olarak öne çıkıyor. Rojava’daki durum çıkacak ‘Çerçeve Yasası’na rağmen çözüm sürecini hızla hassas ve kırılgan bir noktaya taşıyor.

Hatta durum o kadar hassas ki, Rojava’da Türkiye destekli saldırılar devam ederse bırakın çözüm sürecinin çökeceğini, gelişmeler bir anda herkesi ve her şeyi içine alacak şekilde yıkıcı bir savaşa dönüşebilir. Çünkü ‘sınırın’ bir tarafında ‘barış’’ diğer tarafında ‘savaş’ her iki taraf açısından da artık sürdürülebilinir bir politika olmaktan çıkmıştır. Kürt Hareketi açısından Rojava’nın güvenliği ve devrimin kazanımları artık olmazsa olmazların ilk sırasında yer almaktadır. Kırmızı çizgi burada başlayıp, burada bitmektedir.

O nedenle Türk tarafı ’Eylül’de PKK ikinci çekilmeyi başlatacak’ yönünde haberlerle ‘halkla ilişkiler çalışmasına’ yöneleceğine, Rojava’nın Çözüm Sürecini ve Türkiye barışını nasıl birebir ilgilendirdiğini, onun kaderini belirlemeye başladığını düşünse iyi eder.

HAMASET YERİNE GERÇEK KÜRDİSTAN

Diğer yandan PDK başta olmak üzere bazı Kürt güçleri IŞİD’in bölgesel ve küresel güçlerin bir projesi olarak Musul’u ele geçirmesi, Irak’ın içine yayılması ve Suriye’nin bir kısmını da ‘sınırlarına’ katarak Sünni İslami bir devlet kurmak için yaptığı ‘hamlenin’ yol açtığı kaos ortamını sadece ‘tarihi fırsat’ olarak değerlendirir ve Kürdistan’ın karşı karşıya kaldığı riskleri görmezlerse büyük bir hata yapmış olacaklar. Aslında Rojava Kürdistan’ında IŞİD çetelerinin saldırılarına sessiz kalmak, ama aynı zamanda yakın geçmişimizde yüz binlerce Kürt öldüğü zaman bunu seyretmekle yetinen güçlerin ‘goygoyculuğu’ sonucu hamaset içinde olmak ciddi riskler oluşturuyor. Kapıdaki mezhep boğazlaşmasını görmeyen, hatta bazı ‘tarihsel fırsatlar’ için onun bir tarafı olmaya meraklı yaklaşımlar sadece bağımsızlığı tehlikeye atmaz, Kürdistan’ı bir bütün olarak sonunu kestirilemeyecek bir tufanının içine çekebilir.

MARAZİ SORUNLARI KAŞIMAK SOLUN İŞİ OLMAMALI

Yeri gelmişken Kürt hareketinin eteklerine yapışan ve Irak’taki kaos ortamında ısrarla bir Kürt iç çatışması çıkarmak isteyen bazı ‘solcuların’ bu uğursuz işten vazgeçmeleri gerektiğini belirtmek gerekiyor. Kürtler arasındaki marazi sorunları kaşımak, PKK-PDK arasındaki var olan gerilimi yumuşatma yerine kışkırtıcı bir dille kullanarak çatışma yaratma hevesi ve son tahlilde Kürtlerin kendi geleceklerini belirleme hakkına karşı çıkmak 21. yüz yılda Türkiyeli ‘solcu arkadaşların’ işi olmamalıdır. Kaldı ki, Türkiye’nin demokratik güçlerini harekete geçirmek, demokrasi ve özgürlük mücadelesinde yapılacak onca iş varken, sürekli bir ‘bilen adam’ gibi dönüp Kürtlere konuşmak geçen yüz yıla aitti. Bilmekte yarar var; O Kürt ve Kürdistan değişti.

MESELE SADECE BAĞIMSIZLIK DEĞİL

Şuan içinde bulunduğumuz süreç ise, Federal Kürdistan Bölgesi’nin ‘bağımsızlık’ için yapılacak referandumunu ve peşi sıra gelecek devlet ilanını çoktan aşmış durumda. Gerçek Kürdistan bu manada parçacı ve hamaset nutuklarıyla saman alevi gibi duygu fırtınalarına yol açan anlayıştan çok farklı bir yerde duruyor. Artık sadece Kürdistan’ın bir parçasının kendini ‘sağlama’ alması sorunu çözmüyor. Bu kaos ve uzun döneme yayılan savaş ortamında atılacak her adım Kürdistan dinamiklerinin dayanışması ve konsensüsü içinde atılırsa bir anlam ve kazanım ifade edecektir.

Bu manada çözüm sürecinde ilerleme, Rojava’nın savunması ve devrimin kazanımlarının korunması da, Federal Kürdistan’ın karşı karşıya kaldığı tehlikelerin bertaraf edilmesi ve bağımsızlık için yapılacak referandumun sağlıklı olması için de, İran ve Türkiye başta olmak üzere bölgesel ve küresel güçlerin müdahalelerinin verdiği zararı aza indirmekte, Kerkük başta olmak üzere IŞİD ve benzeri güçlerin tehditi altında olan Kürdistan yerleşim yerlerinin korunması da ancak bu dayanışma ve konsensüsle mümkün olabilir.

Bu alanlardan birisindeki boşluk, diğeri için handikap oluşturacaktır. O nedenle Kürdistan Ulusal Kongresi’nin toplanması, bu kaos ve süreklileşen savaş ortamında Federal Kürdistan’ın bağımsızlık ilanından çözüm sürecine, Rojava’nın savunmasından Kerkük ve tartışmalı alanların geleceğine kadar her alanda ortak bir strateji ve işbirliğini belirlemelidir. Hamasetten Kürdistan gerçeğine hızla dönülmelidir. (anf)

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89