• BIST 89.270
  • Altın 146,969
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • İstanbul 13 °C
  • Diyarbakır 13 °C
  • Ankara 9 °C
  • İzmir 16 °C
  • Berlin 11 °C

Çözüm için hiç mi ışık yok?

Ali Bayramoğlu

Pek çok başka örnek, adem-i merkeziyetçi yapılanmanın Kürt sorununun çözümünde önemli enstrüman olabileceğine işaret ediyor.

Benzer bir düzenlemeye işaret eden “demokratik özerklik” de Kürtlerin, Kürt sorunuyla ilgili siyasi nitelik taşıyan somut beklentilerini ve kendilerini yönetmeye ilişkin kadim isteklerini kuşatması ve birlikte yaşama arzusunu vurgulaması noktasından önemlidir…

Ancak bir önkoşulla…

Adem-i merkeziyet ya da özerklik meselesini çatışmayı körükleyecek bir silah haline getirmemek şartıyla…
Bugün yaşanan sorunların bir kısmı buradan kaynaklanıyor.

Kürt siyasi hareketinin kaos politikası, silah ve şiddet üzerinden yol alma stratejisi, özerklik meselesini sadece bir çatışma aracı gibi kullanmıyor, aynı zamanda özerklik fikrini yaralayan, önünü tıkayan bir sonuç veriyor.

Siyasi iktidarın ayaklanma stratejisi ve Rojava baskısı karşısında siyasetsiz bir noktada sıkışıp kalması bu durumu besliyor.

Ancak ana sorunun Kürt hareketinin stratejisiyle ilgili olduğuna hiç şüphe yok.

Fiili özerklik girişimi adı verilen, hendek siyaseti özerklik fikrinin gerektirdiği, egemenliğin tartışılması, paylaşılması ve bütünlüğünün yeniden oluşturulması gereklerini paramparça ediyor. Kaos politikası, bir bölgenin, bir alanın denetimi ve yönetimini ele geçirme, en azından bu bölgeleri, bedeli olağanüstü hal, sıkı yönetim, ağır insani kayıplar, gündelik hayat tahribatı, demokrasi iflası olsa da, yönettirmeme hedefi olarak karşımıza çıkıyor. Kürt hareketi özerklik kavramını çatışma üzerinden fiilî alan genişletme aracı olarak kullanıyor.

Bunun ana nedeni de Türkiye'de değil, Suriye'de yatıyor.

Kandil için Kürt sorununun çözüm alanı, egemenlik sahası, nasıl tabir ederseniz edin, Türkiye sınırları içindeki bölgelerden, Türkiye'nin Güneydoğu'sundan ibaret değil bir süredir. Rojava, yani Suriye'nin kuzeyi ile Türkiye'deki Kürt bölgeleri bir bütün olarak telakki ediliyor. Kürt hareketinin, her ne kadar tüm sorumluluğu AK Parti hükümetine atsa da, çözüm sürecine sırt çevirmesi de bu yüzden.

Ortada Kandil'in yaptığı ikili bir tercih bulunuyor.

Türkiye'de oluşacak demokratik bir entegrasyona dayalı bir paydaşlık modelinden, bunun Rojava'yı etkilemesinden çok, Rojava'daki fiili egemenlik modelini Türkiye'ye taşımak. Bu ilk tercih.

İkinci tercih ise Kürt sorununun ana üssü olarak adım adım merkezi Rojava'ya, orada ortaya çıkan imkanlara kaydırmak, Rusya, ABD ilişkileri üzerinden meşruiyet aramak, nihayetinde Türkiye sınırı boyu Kürt koridoru oluşturarak, etkin bir bölge aktörü olmak ve “bağımsız bir siyasi birim” yolunda ilerlemek.

Bu ikinci tercih Kürt hareketinde diyalog siyaseti, parlamenter siyaset gibi araçları tümüyle geri iterken, silahı, silahlı gücü Kürt sorununun merkezi mekanizması olarak yeniden tanımlıyor, HDP gibi yapıları bu stratejinin parçası haline getiriyor.

Bu durumun Türkiye'ye ve Kürtlere vadettiği uzun soluklu bir çatışmadır.

Hemen eklemek gerekir ki, Türk siyasi sisteminin alet çantasında da bu durumu düzeltemeye yarayacak siyasi bir cihaz bulunmuyor. Kürt sorununun milli sınırlar dışına taşınması, PKK-PYD'nin en azından şimdilik İran ve Rusya ilişkilerinin yoğunluğu, ABD'ye ortaklık yapması, bunun yanında cumhuriyet tarihinin bölge ve kent merkezli en ciddi ayaklanmalarından birisinin yaşanıyor olması, Ankara'da devletin varoluşsal ögelerine yönelik bir durum ve saldırı olarak algılanıyor ve siyaset fikrine kapıları kapıyor.

Siyaset söz konusu olunca, AK Parti hükümetinin niyetleri arasında önce bu ayaklanmayı bastırmak, ardından Kürt sorununda sivil ve siyasal muhatap değiştirerek bölgedeki muhafazakar ve PKK dışı aktörlerle temas kurmak ve hazır olduğu an Öcalan'ı tekrar devreye sokmak bulunuyor.

Ancak açıktır ki, bunların gerçekleşeceği koşullar oluşsa bile, bu tür hamleler, sorunu çözecek bir hareket planı oluşturamaz. Ayaklanan, isyan eden, eline silah almış güçle temas etmeden ya da onun buharlaşmasını sağlamadan bugün bu sorunda yol almak pek mümkün görünmüyor, ayrıca Öcalan'ın 2013 siyaset planında ısrarlı olup olmadığı da belli değildir.

Peki bu çatışma nasıl diner ve siyaset koşullarına nasıl dönülür?
Hiç mi ışık yok?

Yarına...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89