• BIST 98.653
  • Altın 143,637
  • Dolar 3,5674
  • Euro 3,9918
  • İstanbul 19 °C
  • Diyarbakır 22 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 25 °C
  • Berlin 13 °C

Çözüm hâlâ mümkün: Savaş ve nefret yerine PYD ile diyalog

Oya Baydar

Ülkenin hamaset ve nefret söylemiyle yönetilebileceğini sanan sağduyusuz, basiretsiz, kifayetsiz bir kadronun elinde koşar adım felakete sürükleniyoruz. Yayılmacı hayallerin mutlak iktidar hırsıyla perçinlendiği bu tehlikeli zihniyet Türkiye’yi yangın yerine çevirmekten ve hepimizi ateşe atmaktan çekinmiyor. Yine de, hâlâ umut var, geç ve güç de olsa çözüm hâlâ mümkün. Bu imkân değerlendirilemezse, ülkeyi sadece Suriye’den başlayıp genişleyecek bir savaş değil, aynı zamanda güneydoğudaki bazı merkezlerle sınırlı kalmayacak bir iç çatışma bekliyor.

Bugün Ortadoğu’nun yangın yerine dönmesinde ve o yangının Türkiye’ye de sıçramasında büyük payı olan Erdoğan-Davutoğlu güdümündeki Suriye politikası gelecekte çok tartışılıp değerlendirilecektir kuşkusuz. Ancak, ülkece karşı karşıya bırakıldığımız tehlike o kadar yakın ve büyük ki, geçmişi bir tarafa bırakıp “şu anda neyi ne kadar kurtarabiliriz”e yoğunlaşmak gerekiyor.

Bu aşamada kilit güç PYD’dir

Varılan noktada çıkmazı aşmanın kilit gücü, isteyelim istemeyelim PYD’dir. “Terör örgütü PKK neyse PYD de odur” tekerlemesini, “IŞİD’le PYD aynıdır” mugalatasını aşmak çok güç, biliyorum. Ama karar vericiler Kürt nefretinden, Osmanlı hayallerinden, hele de kof hamasetle beslenen “inadım inat” dayatmacılığını tavizsiz dış politika sanmaktan bir an vazgeçebilseler PYD’ye savaş ilan etmenin başımıza nasıl bir sorunlar yumağı sardığını fark edebilirler.

Her geçen gün içine biraz daha gömüldüğümüz çözümsüzlük batağından çıkmanın anahtarı PYD siyasetini ayakları üzerine oturtmaktır. PYD ve Rojava Kürtleriyle çatışma yerine anlaşmayı seçmiş bir Türkiye, kırmızı çizgimiz şudur budur diye atıp tutmak yerine masada uzlaşmaya cesaret eden bir Türkiye, Rus tehdit ve saldırganlığının hedefi olmaktan da, ABD olsun AB olsun Batı’nın gözünde ne yapacağı belirsiz güvenilmez müttifik konumundan da, asıl önemlisi kendi Kürtleriyle savaştan, iç savaş tehlikesinden, Suriyelileşmekten de kurtulur.

PYD’yi doğru değerlendirmek

Hiçbir yapı terör örgütü demekle terör örgütü olmaz. Ülkeler kendi işlerine gelmeyen, kendilerine tehdit saydıkları yapıları terörist ilan ederek bir çeşit siyasî diplomatik meşruiyet zemini yaratmaya çalışırlar. (İktidardaki beylere, İsrail’in Hamas’ı terör örgütü saymasına itirazlarını hatırlatalım.) Öte yandan, savaşan silahlı güçler her zaman şu veya bu oranda, şu veya bu vahşette terör yöntemlerine başvururlar. Bunu şiddeti terörü meşrulaştırmak için değil, her türlü savaşın kirli ve kanlı olduğunun altını çizmek için yazıyorum.

Ancak, vahşi terörü masum sivil halka da yönelten, dört yaşındaki çocuğun eline satır verip kafa kestiren, yerel halkın topraklarını gaspeden, ahlakî, insanî, dinî hiçbir sınır tanımayan IŞİD ile; kendi halkının kendi topraklarında varolabilmesi için o topraklardan kendisini söküp atmak isteyen IŞİD, El Nusra, vb. yabancı güçlere karşı savaşan PYD’yi aynı kefeye koyup “PYD eşit IŞİD” demek, yanılgının ötesinde siyasî etikle bağdaşmayan bir değerlendirmedir. PYD’nin Esad rejimini desteklediği de aynı kısa görüşlü ve manipülatif değerlendirmenin sonucudur. Baba oğul Esad’lardan çok çekmiş olan Suriye Kürtleri, krizin başından beri Esad’cı olmadılar, ancak Suriye hallaç pamuğu gibi atılırken ve yakın bir gelecekte bölünmesi mukadderken kendi yurtlarında, kendi toprakları üzerinde özgür yaşayabilecekleri bir bölgeye sahip olmayı umud ettiler. Bir yandan IŞİD’in ve diğer Cihatçıların, bir yandan giderek düşmanlaşan Türkiye’nin saldırılarıyla karşı karşıya kalırken bu aşamada kendilerine doğrudan saldırmayan Esad güçleriyle neden savaşmadıklarını sormak akıl kârı mı?

Salih Müslim üç yıl önce ne demişti?

Rojava’da kantonların kurulması aşamasında Türkiye’ye gelip resmî görüşmeler yapan Salih Müslim, “bize destek verin, bizi kardeş kabul edin, Rojava Kürtleri Türkiye’nin dostudur” mesajları verdiğinde Barış Süreci henüz sona erdirilmemişti. O günlerde IŞİD ve diğer Cihatçı grupların saldırıları yeni yeni yükselmekteydi ve giderek tehlikeli hale geleceği belliydi. Sınır komşumuz IŞİD mi olsun Kürtler mi? sorusu gündemdeydi. Devlet ve iktidar tercihini İslamçı Cihatçılardan, hatta başta tehlike görmediği, ne de olsa din ve mezhep kardeşi saydığı IŞİD’den yana kullandı. Aksi yapılabilmiş olsaydı Cizre’yi, İdil’i, Diyarbakır Sur’u, Silvan’ı, Nusaybin’i kasıp kavuran şiddet ve bölge Kürtleriyle de kopuş yaşanmazdı. Çözüm masası devrilmez, genişlerdi.

İktidarın ölümcül yanılgısının bir nedeni Esad’ı ne pahasına olursa olsun iktidardan düşürme saplantısı ise, diğer nedeni temsilcisini Davutoğlu-Erdoğan ikilisinde bulan Sünni Türk devlet zihniyetinin kadim Kürt korkusu ve Kürt düşmanlığıydı.

Aradan geçen sürede, PYD’den Türkiye’ye sürekli olarak anlaşma, uzlaşma mesajları geldi. Son günlerde “angajman kuralları” tekerlemesine sığınılarak Suriye toprakları içindeki PYD hedefleri vurulurken de hem tarafsız gözlemciler hem de bizzat PYD-YPG sorumluları, Türkiye’ye tek bir kurşun bile atılmamıştır, açıklamaları yapıp durdular. Duymazlıktan gelmeyi hem iktidar hem de onun medyası ve de korkup sinmiş ana akım medya yeğledi. Savaş dili ülkeye hakim oldu.

Benim gördüğüm tehlikeyi bu ülkeyi yönetenler görmüyorlarsa çok vahim, görüp de kendi yanlışlarını sürdürmeye niyetlilerse daha da vahim. Kimse iplemeyecek ama benden söylemesi: Geldiğimiz noktada tek çözüm umudu PYD’yi vurmayı durdurup, acil ama çok acil görüşmelerle iki tarafın da kendi kırmızı çizgilerini gözden geçirecekleri, kendi yanlışlarını törpüleyebilecekleri, daha fazla kan ve yıkım olmasını engelleyecek bir uzlaşmaya varmak. Bu Türkiye’nin elini hem Batılı müttefikleri hem de Rusya karşısında güçlendirecek, özellikle Rusya’yı siyaseten geriletecek ileri bir hamle olur. Mülteciler sorunu da bu çerçevede ortaya çıkabilecek yeni koşullar ve olanaklarla çözüm yoluna sokulabilir.

Şimdi en önemlisine gelelim. Hani şu ağızlardan düşürülmeyen PKK-PYD eşitliği/bağlantısı var ya! Üç beş yıl önce koşullar daha farklıydı, ama bugün artık doğrudur. PYD ile düşmanlık yerine anlaşma ve müzakere, PKK’nin hazırlanmakta olduğunu artık sağır sultanın bile duyduğu bahar saldırısını engelleyebilir. Türkiye’nin kendi Kürtleriyle barışmasını (artık çok geç kalınmış da olsa) mümkün kılabilir, telaffuz etmekten, yazmaktan bile çekindiğim iç savaş tehlikesini bertaraf edebilir. Aksi olur da bugünkü aymaz savaşçılıkla devam edilirse neler olacağını anladınız sanırım. Bir de bu ülkeyi yönetenler anlayabilse…

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89