• BIST 97.565
  • Altın 145,228
  • Dolar 3,5680
  • Euro 3,9893
  • İstanbul 23 °C
  • Diyarbakır 25 °C
  • Ankara 13 °C
  • İzmir 25 °C
  • Berlin 21 °C

Çocuklar özgür olmadıkça...

Reyhan Yalçındağ

Ne güzel, okullar açıldı, çocuklar yeni eğitim-öğretim yılına başladı! Birden çocukluk günlerime gidiyorum, ulus-devletin ilkokullarında bizlere ezberletilen dörtlüklerden biri geliyor aklıma nedense: "çocuktum ufacıktım top oynadım acıktım…" Ne kadar da masum görünüyor bu düzeler ilk başta öyle değil mi? Ama Ziya Gökalp’in yazdığı şiirin son cümlesine bir bakın: "…Yol verince gizli yurt, aldı bizi Bozkurt, Kaf Dağından geçirdi,

Türk Eline getirdi." Şiirde geçen "Türk" olmayan Kürt, Ermeni, Süryani, Rum çocuklara bu ve bunun gibi binlerce şiirlerin ezberletilmesiyle, Amed 5 No’lu Zındanında siyasi tutsaklara işkenceler altında bağıra bağıra marş söyletmenin hiçbir farkı yok mantalite olarak. Sadece uygulanan yol ve yöntemlerde farklılıklar var, hepsi bu.

Amaç Türkleştirmek, kendi anadilinden ve öz kimliğinden uzaklaştırmak. Asimilasyon, yüzyıllardır insanlığa karşı işlenen en büyük suçlardan biri; beyaz ölüm de diyebiliriz buna. Sadece askeri darbeler sonrası değil; Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, okulun ilk gününden itibaren milyonlarca "Türk" olmayan çocuklara yaşatılan "hiçlik" duygusu; kendi gerçeğinden utandırma çabası, tarih önünde asla affedilemeyecek suçlardan bence. Aynı günlerde 1980 askeri darbe sonrası askerlerce ha bire basılan evimizde sessiz sessiz Kürtçe şarkılar söylediğimi, "aman bağırmadan söyle, sesin dışarı gitmesin" diye korkan anneannemin telkinlerini hatırlıyorum bir yandan.

Evet, son yüzyıldır en ağır biçimiyle hayata geçirilen asimilasyon, en fazla eğitim kurumlarında hayat buluyor. Bu yıl da Kürdistan’da on binlerce çocuk, bu suça dikkat seçmek, anadilin insanın doğal dünyasındaki önemine işaret etmek, tüm dillerin güzelliğine dikkat çekmek ve en önemlisi de anadillerinden asla vazgeçmeyeceklerini ispat açısından son derece önemliydi.

"Çözüm süreciyle" birlikte Kürtlerin kendi olanaklarıyla açtıkları okullara vurulan mühürler, bu çocukların hafızalarına kazınan mühürlerdir aslında. Diyarbakır’daki okula adını veren ve Kerec’deki hücresinde idam edilmeden önce Ferzad Kemanger’in yazdığı son mektup, bu mühürleri sonsuza dek sökecek güce sahiptir. Organlarını bağışlamak istediğini söyleyen Kemanger:

"…Hangi dili konuşuyor olursa olsun, kalbimin bir başkasının göğsünde atmasına izin verin. Tek istediğim, onun, nasırlı ellerinin kalınlığı eşitsizliklere karşı öfke kıvılcımlarını canlı tutacak bir işçinin çocuğu olmasıdır. Kalbimin, çok uzak olmayacak bir gelecekte, çocuklarının onu her sabah güzel gülümsemeleriyle selamlayacağı ve birlikte bütün neşe ve oyunları paylaşacakları bir köy öğretmeni olacak bir çocuğun göğsünde atmasına izin verin. O zaman çocuklar yoksulluk ve açlık gibi kelimelerin anlamını bilmeyecektir; "hapishane", "işkence", "baskı" ve "eşitsizlik" terimleri, onların dünyasında bütün anlamlarından yoksun olabilecektir. Uçsuz bucaksız dünyamızın ufak bir köşesinde kalbimin atmasına izin verin. Sadece ona özenli olun; çünkü o, tarihi acı ve eziyetle dolu ülkesinin insanlarının anlatılmamış hikayeleriyle dolu bir kişinin kalbidir. Kalbimin bir çocuğun göğsünde atmasına izin verin ki bir sabah yapabildiğim kadar yüksek sesle ve anadilimde –Kürtçe- haykırabileyim: Bu uçsuz bucaksız dünyanın bütün köşelerine, bütün insanlığı sevme mesajını taşıyan bir rüzgar olmak istiyorum…"

Kemanger okulunu müdürlediler… Hem de üç defa. O Kemanger ki, ölmeden önce son isteği küçücük bir bedende atacak kalbiyle, anadili olan Kürtçeyle tüm dünyaya sevgiyi, insanlığı, kardeşliği anlatmak isteyen…

O çocuklar ki hala elleri nasırlı, üstleri kir pas içinde…

O çocuklar ki, Şengal dağlarında mezarsız ölüler.

O çocuklar ki, göç yollarında susuzluktan can verenler…

O çocuklar ki, "çocuk işçi" olmanın bedelini her gün canlarıyla ödeyenler, meslek hastalığıyla boğuşanlar…

O çocuklar ki anadilleriyle bağıra çağıra şarkı söylemekten men edilenler…

O çocuklar ki cezaevlerinde, öğrenci yurtlarında tecavüze uğrayanlar…

O çocuklar ki, özgürce koşmasınlar, ağız dolusu gülmesinler, bu dünya bir cennet değil cehennemdir şimdiden…

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89