• BIST 89.764
  • Altın 145,200
  • Dolar 3,6300
  • Euro 3,9131
  • İstanbul 11 °C
  • Diyarbakır 14 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 20 °C
  • Berlin 7 °C

Çifte kişilik

Ahmet Altan

Başbakan Erdoğan’ının Kürt açılımı konusunda yaptığı konuşmaları hayranlık ve minnetle izliyorum.

MHP’nin “dağa çıkarız” zirzopluklarına, CHP’nin “hiçbir şey değişmesin hep böyle sürsün” zırvalarına, DTP’nin kendi tribünlerinden alkış almaya yönelik gösterişçiliğe kendini sık sık kaptırmasına, ordunun “sınırlarıma sığmam taşarım” diyen engelleyiciliğine rağmen “biz bu yoldan dönmeyeceğiz” diyor.

Cumhuriyet tarihinin en büyük sorunlarından birini çözmek için tarihî bir açılımın öncülüğünü sırtlıyor.

Bu politikasını bir sonuca ulaştırıp barışı getirdiğinde adının bu ülkenin tarihine övgülerle yazılacağı çok açık.

Türk ve Kürt halkının büyük desteğini arkasına aldığı da kesin.

Halkın barışı desteklediğini hissediyor ve “barışın başbakanı” olarak yoluna devam ediyor.

Bu mücadelesinde ona “yol arkadaşlığı” yapacak olanların Erdoğan’la birlikte tarihe geçeceğine, minnetle anılacağına, karşı çıkanların da “lanetliler” arasına karışıp unutulacağına eminim.

Onun, “Birileri her hafta üç beş şehit verelim ne olur diyor, bunlar mühimmat mı ki veriyoruz, onlar bizim evladımız,” sözlerine vicdan sahibi insanların katılmaması mümkün değil.

Bugün Erdoğan, tam da bir başbakanın olması gerektiği gibi anneler, babalar, gençler adına konuşuyor.

Ve, onun bu yolda başarılı olmasını bütün yüreğimle diliyorum.

Aslında insan, barış konusunda vicdanın sesi olan başbakanla her konuda aynı fikirde olabilmek istiyor.

İstiyor ki barışı böylesine arzulayan başbakan, her konuda insan haklarından, demokrasiden, haktan, hukuktan yana tavır koysun.

Her konuda ona güvenebilelim.

Ama ne yazık ki öyle olmuyor.

Barış için yaptıklarını alkışladığınız insanın yönetimi, bir bakıyorsunuz “işkencecilere” sahip çıkmış.

Bilmem hatırlar mısınız, Bircan Altıntaş 1991 yılında gözaltında işkenceyle öldürülmüştü.

İşkenceyi yapan polisler de belirlenmişti.

1991’de bir genci işkenceyle öldüren polisler tam yedi yıl hâkim karşısına çıkarılmamıştı, “devlet” işkencecilerini korumuştu.

Polisler bir türlü bulunamamıştı.

Türk devletinin işkencecileri korumak için gösterdiği çaba “uluslararası” tepkilere de neden olmuştu.

Sonunda polisler “işkenceyle adam öldürme” suçundan sekiz yıl on ay hapse mahkûm oldular.

Önceki gün Radikal gazetesinde Mesut Hasan Benli’nin bir haberi çıktı.

Benli, Adalet Bakanlığı’nın “işkencecilerin 35 ay değil 21 ay yatması” için Yargıtay’a başvuru yaptığını ortaya çıkarmıştı.

Benli’nin haberine göre Yargıtay bu başvuruyu reddetmişti.

“İşkenceyle adam öldürdükleri” sabit olan bu suçluları korumaya çalışan Adalet Bakanlığı, “barış” yolunda tavizsizce yürüyeceğini söyleyen Başbakan Erdoğan’ın atadığı bir bakan tarafından yönetiliyor.

İnsan ister istemez kendine soruyor, “hangisi bu iktidarın gerçek yüzü, barışı isteyen yanı mı, işkencecileri koruyan yanı mı?”

Barışı böylesine savunan bir başbakanın hükümeti, işkencecilere nasıl sahip çıkar?

Biz haberin biraz daha üstüne gittik, geçmişi biraz karıştırdık ve başka gerçekler de bulduk.

İşkenceci polislerden biri şu anda İçişleri Bakanlığı müsteşar yardımcısı olan bir yüksek bürokratın kayınpederiydi.

Garip bir tesadüf, “damat” müsteşar yardımcısı olduktan bir ay sonra başvuruyu yapmıştı Adalet Bakanlığı.

Damat İçişleri Bakanlığı’nda, başvuruyu yapan Adalet Bakanlığı.

İnsanın aklına ister istemez bir “bürokratlar dayanışması” da gelmiyor değil.

Şimdi sormak gerek.

Bu hükümet, “işkenceyle adam öldürdüğü sabit olan” birilerini neden korumaya çalışıyor?

Bu “işkencecileri” hâlâ “kendi adamı” olarak mı görüyor?

Devlet “işkenceciye” sahip çıkabilir mi?

Hani bu hükümet söz vermişti, “işkenceye sıfır tolerans” gösterilecekti?

Adalet Bakanlığı, işkencecilere böylesine sahip çıkarken “sıfır tolerans” lafına kim inanır?

Ölen çocuk “solcu”, öldüren polis MHP’li diye mi sahip çıkıyorsunuz?

Bir yandan “çocuklar ölmesin, barış olsun” derken, bir yandan da “çocukları işkenceyle öldürenlere” sahip çıkmak başbakanların da, iktidarların da inandırıcılığını zedeler.

Bunu yapmayın, işkencecilere sahip çıkmayın.

Barışı getirin, bütün çocuklar için getirin, insanlar bu ülkede güvenle yaşasın, türbanlının hakkını türbansızın hakkıyla, solcunun hakkını sağcının hakkıyla, Kürdün hakkını Türkün hakkıyla, dindarın hakkını dinsizin hakkıyla birlikte koruyun.

Koruyun ki bu ülke bütünüyle size güvensin, barış bütün ülkeye gelsin.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89